Osmanlı Devleti, tarihindeki ilk dış borcu 1854 yılında, Kırım Savaşı'nın masraflarını karşılamak amacıyla Londra para piyasasından aldı. Bu borç, Osmanlı maliyesi için bir dönüm noktası oldu. O güne kadar devlet, ihtiyaç duyduğu parayı vergiler, iç borçlanma, iltizam ve esham gibi yöntemlerle karşılıyordu. Avrupa sermayesinden borç almak ise uzun yıllar boyunca tartışılmış, ancak devletin bağımsızlığına zarar verebileceği endişesiyle ertelenmişti. Kırım Savaşı'nın büyük masrafları bu çekinceyi ortadan kaldırdı. İlk borcu, 1855'te Britanya ve Fransa'nın güvencesiyle alınan ikinci bir borç izledi. Sonraki yirmi yıl içinde alınan borçların sayısı hızla arttı ve 1875'te devlet, borçlarının ödemelerini kısmen durdurmak zorunda kaldı. Bu süreç, 1881'de Düyun-u Umumiye İdaresi'nin kurulmasıyla sonuçlandı. İlk dış borcun alındığı dönemin padişahı Sultan Abdülmecid'in portresiGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: David Wilkie. Dosya sayfası
Borçlanmadan önce: Osmanlı maliyesinin araçları
Osmanlı Devleti, XVIII. yüzyılın sonlarından itibaren artan savaş masraflarını karşılamak için farklı yöntemler denemişti. Vergi gelirlerinin toplanması çoğu zaman iltizam sistemiyle, yani verginin belli bir bedel karşılığında mültezimlere bırakılmasıyla yapılıyordu. 1695'te başlayan malikâne sistemi, vergi kaynaklarının hayat boyu kiralanmasına dayanıyordu. 1775'ten itibaren ise esham adı verilen, devlet gelirlerine dayanan bir tür iç borçlanma aracı kullanıldı. Sultan II. Mahmud döneminde para ayarının düşürülmesi, yani tağşiş de sık başvurulan bir yöntem oldu; ancak bu, fiyatların yükselmesine ve halkın alım gücünün düşmesine neden oldu.
1840'lı yıllarda devlet, kaime adı verilen kâğıt paralar çıkardı. Kaime, başlangıçta faizli bir borç senedi gibi işliyordu; ancak zamanla piyasada değer kaybetti. Galata bankerleri olarak bilinen yerli sarraflar da devlete kısa vadeli ve yüksek faizli borçlar veriyordu. Bütün bu yöntemler, savaş gibi olağanüstü durumlarda yetersiz kalıyordu.
Ek bilgi
1852'deki ilk girişim: Osmanlı Devleti'nin dış borç almaya yönelik ilk ciddi girişimi, Kırım Savaşı'ndan kısa bir süre önce, 1852'de yapıldı. Babıâli, bir Fransız bankasıyla borç anlaşması imzaladı; ancak Sultan Abdülmecid, dış borcun devletin bağımsızlığını tehlikeye atabileceği kaygısıyla anlaşmayı onaylamadı ve devlet, anlaşmanın iptali için tazminat ödedi. Bu olay, dış borç meselesinin o dönemde ne kadar hassas görüldüğünü gösterir.
1854 borcunun koşulları
Kırım Savaşı başladığında devletin olağan gelirleri, büyük ordunun masraflarını karşılamaya yetmedi. Müttefik Britanya ve Fransa da Osmanlı'nın savaşı sürdürebilmesi için mali kaynak bulmasının önemli olduğunu düşünüyordu. 1854 yazında Londra'daki Dent, Palmer and Company ve Paris'teki bir bankanın aracılığıyla, nominal değeri yaklaşık 3 milyon İngiliz sterlini olan bir borç alındı. Borcun yıllık faiz oranı yüzde altıydı. Ancak tahviller, nominal değerinin altında bir fiyatla satıldığı için devletin eline geçen miktar daha düşük oldu.
Borcun teminatı olarak Mısır'ın Osmanlı hazinesine ödediği yıllık vergi, yani Mısır vergisi gösterildi. Bu tercih, borç verenlere güvence sağlamak açısından önemliydi; çünkü Mısır vergisi düzenli olarak ödenen ve kolay izlenebilen bir gelir kaynağıydı. Müttefik ordusunun 14 Eylül 1854'te Kırım'a çıkarmasını gösteren gravürGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Félix-Joseph Barrias (1822-1907). Dosya sayfası
1855'teki ikinci borç ve garantörler
Savaşın uzaması üzerine 1855'te ikinci bir borç alındı. Bu borcun nominal değeri 5 milyon sterlin, faizi ise yüzde dörttü. Borcun en önemli özelliği, Britanya ve Fransa hükûmetlerinin garantisi altında alınmasıydı. Bu garanti, faiz oranının düşük olmasını sağladı; ancak aynı zamanda iki devletin borcun nasıl kullanıldığını denetleme hakkı kazanmasına yol açtı. Borç gelirlerinin harcanmasını izlemek için bir komisyon kuruldu.
Savaştan sonra borçlanma durmadı. 1858, 1860, 1862, 1863 ve sonraki yıllarda yeni borçlar alındı. Bu borçların bir kısmı, eski borçların ödenmesi için kullanıldı. 1860'ların sonunda devlet, yeni borçların büyük bölümünü eski borçların faiz ve anaparasını ödemek için harcar hâle geldi.
Dikkat: yanlış bilinen
Borç kötü müydü? Osmanlı dış borçları çoğu zaman yalnızca bir felaket olarak anlatılır. Oysa dönemin birçok devleti, savaşlar, demiryolları ve modernleşme projeleri için dış borç alıyordu. Osmanlı'nın sorunu, borçların önemli bir kısmının üretken yatırımlara değil, savaş masraflarına, eski borçların ödenmesine ve bütçe açıklarının kapatılmasına harcanmasıydı. Ayrıca tahvillerin düşük fiyatlarla satılması ve aracı bankalara ödenen komisyonlar, borcun gerçek maliyetini yükseltiyordu.
1875 moratoryumu ve Düyun-u Umumiye'ye giden yol
1870'lerin ortasında Avrupa'da yaşanan mali kriz, Osmanlı Devleti'nin yeni borç bulmasını zorlaştırdı. Aynı dönemde Anadolu'da yaşanan kuraklık ve kıtlık, vergi gelirlerini düşürdü. Ekim 1875'te ilan edilen ve Ramazan Kararnamesi olarak bilinen düzenlemeyle devlet, borç ödemelerini yarıya indireceğini açıkladı. 1876'da ödemeler tamamen durdu. Bu gelişme, Avrupa'daki alacaklıları ve onların hükûmetlerini harekete geçirdi.
1877–1878 Osmanlı–Rus Savaşı'ndan sonra Berlin Kongresi'nde Osmanlı borçları da gündeme geldi. Uzun görüşmelerin ardından 20 Aralık 1881'de yayımlanan Muharrem Kararnamesi ile borçlar yeniden yapılandırıldı ve bazı devlet gelirlerinin yönetimi, alacaklıların temsilcilerinden oluşan Düyun-u Umumiye İdaresi'ne bırakıldı. Düyun-u Umumiye idaresinin 1887'de hazırlattığı Karadeniz kıyısı haritasıGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Administration de la dette publique ottomane. Dosya sayfası
Rakamlarla borçlanmanın seyri
1854: İlk borç, nominal yaklaşık 3 milyon sterlin, yüzde altı faiz, Mısır vergisi teminatı.
1855: İkinci borç, nominal 5 milyon sterlin, yüzde dört faiz, Britanya ve Fransa garantisi.
1854–1874: Yirmi yılda on beşten fazla dış borç sözleşmesi imzalandı.
1875: Ramazan Kararnamesi ile ödemelerin yarıya indirilmesi.
Kronoloji: 1852: İlk dış borç girişimi padişah onayı alınamadığı için iptal edilir. 1853: Kırım Savaşı başlar. 1854: İlk dış borç Londra'dan alınır. 1855: Britanya ve Fransa garantili ikinci borç. 1858–1874: Ardı ardına yeni borçlar alınır. Ekim 1875: Ramazan Kararnamesi. 20 Aralık 1881: Muharrem Kararnamesi ve Düyun-u Umumiye. 1923: Lozan'da Osmanlı borçları ardıl devletler arasında paylaştırılır.
Borcun uzun gölgesi
1854 borcu, kendi başına bakıldığında savaş zamanında alınmış, makul gerekçeleri olan bir karardı. Devlet, varlığını tehdit eden bir savaşta ordusunu ayakta tutmak zorundaydı ve müttefikleri de bu borcun alınmasını destekliyordu. Sorun, bu ilk adımın ardından borçlanmanın bir alışkanlığa dönüşmesiydi. Vergi sisteminin yenilenmesi, üretimin artırılması ve gelirlerin düzenli toplanması gibi uzun vadeli reformlar gecikti; borç ise kolay ve hızlı bir çözüm olarak görüldü.
Bu hikâyenin bugüne bakan bir yüzü de var: Dış borç, bir devletin elini hızlıca güçlendirebilir; ancak üretken yatırıma dönüşmediğinde, yeni borçların eski borçları ödemek için alındığı bir döngü başlar. Osmanlı'nın deneyimi, bu döngünün bir devletin mali egemenliğini nasıl adım adım daraltabileceğini gösteren, tarih kitaplarında sık sık başvurulan bir örnek hâline gelmiştir. Bu borçların son taksitleri, Lozan'daki paylaşımın ardından Türkiye Cumhuriyeti tarafından 1954'te ödendi; yani 1854'te başlayan hikâye tam bir yüzyıl sürdü.