Bir devlette iki ayrı yargı
Cumhuriyet ilan edildiğinde Türkiye'nin yargı düzeni ikiye bölünmüştü. Bir yanda aile, miras ve vakıf gibi konulara bakan, kadıların görev yaptığı şer'iye mahkemeleri; öte yanda Tanzimat'tan sonra kurulan ve ticaret, ceza ve diğer hukuk davalarına bakan nizamiye mahkemeleri vardı. Bu iki sistem farklı kurallarla, farklı hâkimlerle ve farklı makamlara bağlı olarak işliyordu.8 Nisan 1924'te Türkiye Büyük Millet Meclisi, 469 sayılı kanunla şer'iye mahkemelerini kaldırdı ve bütün davaları tek bir yargı teşkilatında birleştirdi. Bu kanun, halifeliğin kaldırılmasından bir ay sonra, 1924 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'nun kabulünden on iki gün önce çıkarıldı.

Tanzimat'tan kalan ikilik
Osmanlı Devleti'nde uzun yüzyıllar boyunca yargı, kadıların elindeydi. Kadı, yalnızca davaları görmekle kalmaz, bulunduğu kazanın idari işlerinde de önemli bir rol oynardı. 19. yüzyılda devletin modernleşme çabaları yargıya da yansıdı. Ticaret ve ceza alanında Avrupa örneğinden alınan kanunlar uygulanmaya başlandı, bunları uygulamak için de nizamiye mahkemeleri kuruldu.Medeni hukuk alanında ise Ahmed Cevdet Paşa başkanlığındaki bir heyet, 1869-1876 yılları arasında Mecelle'yi hazırladı. Mecelle, Hanefi fıkhına dayanan borçlar ve eşya hukuku kurallarını madde madde düzenleyen bir kanundu. Ancak aile ve miras hukuku Mecelle'nin dışında kaldı ve bu alanlar şer'iye mahkemelerinin elinde olmaya devam etti.
Böylece aynı ülkede, aynı vatandaşlar için iki ayrı yargı düzeni ortaya çıktı. Şer'iye mahkemeleri Şeyhülislamlığa, nizamiye mahkemeleri Adliye Nezareti'ne bağlıydı. 1917'de şer'iye mahkemeleri Adliye Nezareti'ne bağlandı ve aynı yıl Hukuk-ı Aile Kararnamesi çıkarıldı. Ancak 1919'da bu mahkemeler yeniden Şeyhülislamlığa bağlandı ve Hukuk-ı Aile Kararnamesi yürürlükten kaldırıldı.
Tarih notu
1869-1876: Mecelle'nin hazırlanması.
1917: Hukuk-ı Aile Kararnamesi.
3 Mart 1924: Halifeliğin ve Şer'iye ve Evkaf Vekâleti'nin kaldırılması.
8 Nisan 1924: Şer'iye mahkemelerinin kaldırılması.
20 Nisan 1924: Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'nun kabulü.
5 Kasım 1925: Ankara Hukuk Mektebi'nin açılışı.
17 Şubat 1926: Türk Medeni Kanunu'nun kabulü.
1917: Hukuk-ı Aile Kararnamesi.
3 Mart 1924: Halifeliğin ve Şer'iye ve Evkaf Vekâleti'nin kaldırılması.
8 Nisan 1924: Şer'iye mahkemelerinin kaldırılması.
20 Nisan 1924: Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'nun kabulü.
5 Kasım 1925: Ankara Hukuk Mektebi'nin açılışı.
17 Şubat 1926: Türk Medeni Kanunu'nun kabulü.
Ankara hükûmeti döneminde şer'iye mahkemeleri
Büyük Millet Meclisi döneminde şer'iye mahkemeleri, Şer'iye ve Evkaf Vekâleti'ne bağlı olarak çalıştı. 3 Mart 1924'te halifelik kaldırılırken, aynı gün kabul edilen 429 sayılı kanunla Şer'iye ve Evkaf Vekâleti de kaldırıldı. Böylece şer'iye mahkemelerinin bağlı olduğu bakanlık ortadan kalktı. Bu durum, mahkemelerin geleceğine ilişkin bir düzenlemeyi kaçınılmaz kıldı.469 sayılı kanunun getirdikleri
8 Nisan 1924'te kabul edilen kanun, şer'iye mahkemelerini kaldırdı ve bu mahkemelerin baktığı davaları nizamiye mahkemelerine devretti. Böylece aile, miras ve diğer bütün hukuk davaları tek bir yargı teşkilatının görev alanına girdi. Kanun, mahkemelerin teşkilatına ilişkin bazı hükümleri de değiştirdi.Kanun, şer'iye mahkemelerinde görev yapan hâkimlerin durumunu da düzenledi. Gerekli niteliklere sahip olanlar nizamiye mahkemelerinde görevlendirilebildi. Böylece yargı hizmeti kesintiye uğramadan yeni düzene geçildi.

Ek bilgi
Şer'iye mahkemelerinin kaldırılması, Medeni Kanun'dan önce gerçekleşti. 1924-1926 arasındaki geçiş döneminde aile ve miras davalarına nizamiye mahkemeleri bakmakla birlikte, bu davalarda uygulanan kurallar hâlâ eski hukuktan geliyordu. Hukuk birliğinin tamamlanması, 1926'da Türk Medeni Kanunu'nun yürürlüğe girmesiyle gerçekleşti.
Hukuk birliği yolunda
Şer'iye mahkemelerinin kaldırılması, yargı birliğinin ilk adımıydı. Bunu kanun birliği izledi. 1924 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu, yargı yetkisinin millet adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağını belirtti. Adliye Vekâleti'ne getirilen Mahmut Esat (Bozkurt) Bey döneminde kanunlaştırma çalışmaları hızlandı. 1926'da İsviçre Medeni Kanunu'ndan uyarlanan Türk Medeni Kanunu kabul edildi ve 4 Ekim 1926'da yürürlüğe girdi. Aynı yıl Borçlar Kanunu ve Türk Ceza Kanunu da kabul edildi.Yeni kanunları uygulayacak hukukçuları yetiştirmek de önemli bir ihtiyaçtı. Bu amaçla 5 Kasım 1925'te Ankara Hukuk Mektebi açıldı. Mustafa Kemal Paşa açılış konuşmasında hukuk alanındaki dönüşümün önemini vurguladı. Ankara Hukuk Mektebi, Cumhuriyet'in hukuk kadrolarının yetiştiği başlıca kurumlardan biri oldu.

Hilafetin kaldırılmasıyla bağlantısı
Şer'iye mahkemelerinin kaldırılması, halifeliğin kaldırılmasının doğal bir sonucu olarak da görülebilir. Şer'iye mahkemeleri, Osmanlı döneminde Şeyhülislamlık makamına bağlıydı ve bu makam da halifelikle yakından ilişkiliydi. Saltanatın 1922'de kaldırılması ve Şeyhülislamlık makamının ortadan kalkması, bu mahkemelerin bağlı olduğu kurumsal yapıyı zaten değiştirmişti. 3 Mart 1924'te halifeliğin ve Şer'iye ve Evkaf Vekâleti'nin kaldırılmasıyla, şer'iye mahkemelerinin bağlanabileceği bir üst makam kalmamıştı.Bu nedenle 8 Nisan 1924 kanunu, Mart ayında başlayan dönüşümün bir devamıydı. Halifelik kaldırıldıktan sonra dinî işlerin yönetimi Diyanet İşleri Reisliği'ne, vakıfların yönetimi Evkaf Umum Müdürlüğü'ne, eğitim kurumları Maarif Vekâleti'ne devredilmişti. Yargı alanında da benzer bir birleştirme yapılarak şer'iye mahkemelerinin görevleri Adliye Vekâleti'ne bağlı mahkemelere verildi.
Kanun Meclis'te görüşülürken, Adliye Vekili Seyyid Bey'in halifeliğin kaldırılması sırasındaki konuşmaları henüz tazeydi. Seyyid Bey, bir fıkıh bilgini olarak halifeliğin dinî bir zorunluluk olmadığını savunmuştu. Bu tartışmalar, yargı alanındaki dönüşümün de zeminini hazırladı.
Geçiş sürecinin güçlükleri
Yargı birliğine geçiş, uygulamada çeşitli güçlükler doğurdu. Nizamiye mahkemelerinin hâkimleri, daha önce şer'iye mahkemelerinin baktığı aile ve miras davalarını görmeye başladı. Bu davalara ilişkin bilgi ve deneyim, büyük ölçüde şer'iye mahkemelerinin hâkimlerindeydi. Bu nedenle bir bölümünün yeni teşkilatta görevlendirilmesi, geçişin aksamadan yürümesine yardımcı oldu.Ülkenin dört bir yanındaki mahkemelerin yeniden düzenlenmesi, dosyaların devri ve yeni görev dağılımı zaman aldı. Ancak birkaç yıl içinde yargı teşkilatı tek çatı altında işler hale geldi. Medeni Kanun'un yürürlüğe girmesiyle de mahkemeler bütün davalarda aynı kanunları uygulamaya başladı.
Tek yargının anlamı
8 Nisan 1924 kanunu, Cumhuriyet'in hukuk devleti anlayışının ana taşlarından biridir. Aynı ülkenin vatandaşları için iki ayrı yargı düzeninin bulunması, hukukun birliği ve eşitlik ilkesiyle bağdaşmıyordu. Şer'iye mahkemelerinin kaldırılması, bütün vatandaşların aynı mahkemeler önünde, aynı usullerle yargılanmasının yolunu açtı.Bu kanunu ani bir kopuş olarak değil, Tanzimat'tan beri süren bir sürecin tamamlanması olarak görmek daha doğrudur. Nizamiye mahkemeleri altmış yıl boyunca şer'iye mahkemeleriyle yan yana çalışmış, 1917'de iki sistemi birleştirme yönünde bir adım atılmış, fakat bu adım geri alınmıştı. Cumhuriyet, bu yarım kalan işi tamamladı. Kanunun Medeni Kanun'dan önce çıkarılması da dikkat çekicidir: önce teşkilat birleştirildi, ardından uygulanacak kanunlar yenilendi. Bu sıralama, hukuk devriminin aşamalı ve planlı biçimde yürütüldüğünü gösterir.
Dikkat: yanlış bilinen
469 sayılı kanunun adı, dönemin resmî diliyle "Mehâkim-i Şer'iyyenin İlgasına ve Mehâkim Teşkilâtına Ait Ahkâmı Muaddil Kanun" şeklindedir. Bugünkü Türkçeyle "Şer'iye Mahkemelerinin Kaldırılmasına ve Mahkemeler Teşkilatına İlişkin Hükümleri Değiştiren Kanun" anlamına gelir.