3 Mart 1924'te TBMM tek günde iki büyük karar aldı.
Halifeliğin kaldırılması: Kanunun birinci maddesi, halifeliğin "Hükûmet ve Cumhuriyet mana ve mefhumunda esasen mündemiç" olduğunu, yani TBMM'nin anlamı içinde saklı olduğunu söylüyordu. Hanedan üyelerine yurt dışına çıkmaları için on gün tanındı. Abdülmecid Efendi ise aynı gece on bir kişilik ailesiyle Çatalca İstasyonu'ndan trene bindirildi, sınıra kadar ona İstanbul valisi ve emniyet müdürü eşlik etti.

Görsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: The Times of London. Dosya sayfası
Tevhid-i Tedrisat Kanunu: 430 numaralı kanun ülkedeki bütün eğitim kurumlarını Maarif Vekâleti'ne bağladı. Böylece 19. yüzyıldan beri süren mektep-medrese ikiliği resmen sona erdi.
Halifeliğin kaldırılması maddesi kurumun geçmişini kısaca özetliyor. Halife sözcüğü İslam devletlerinde Hz. Muhammed'den sonraki devlet başkanlığı kurumunu ifade ediyordu. Dört Halife devrinden sonra saltanata dönüşen kurum, 945'te Büveyhîlerin Bağdat'ı işgalinden sonra farklı siyasi otoritelerin himayesinde bir ruhani önderliğe dönüştü; 13.-16. yüzyıllarda Memluk himayesinde Mısır'da sürdü. Osmanlı'da halife unvanını ilk kez I. Murad kullandı; I. Selim'in Mısır'ı fethinden sonra Osmanlıların hilafet iddiası güçlendi.
Abdülmecid Efendi'nin seçilmesi
Vahdettin 17 Kasım 1922'de HMS Malaya ile İstanbul'dan ayrılınca meclis 18 Kasım'da gizli bir oturum yaptı. Bu oturumda Vahdettin'in halife unvanıyla İngilizlere başvurması bütün İslam âlemine bir ihanet olarak değerlendirildi ve yeni bir halifenin seçilip İslam âlemine bildirilmesine karar verildi. 19 Kasım'da seçime katılan 162 mebustan 142'sinin oyuyla Abdülmecid Efendi halife seçildi.
Ankara, saltanatın başka bir adla aynı hanedanda sürmesini önlemek için halifeliği yetkisiz bir unvan olarak bırakmaya özen gösterdi ve sade bir biat töreni istedi. Ancak Abdülmecid Efendi halifeliği gösterişli bir törenle üstlendi.
Halifeliğin kaldırılması maddesi süreci hızlandıran birkaç olayı sıralıyor. Cumhuriyetin ilanı ve Mustafa Kemal'in cumhurbaşkanı seçilmesiyle, bazı mebusların halifeyi devletin başına getirerek çözmek istediği devlet başkanlığı sorunu kapandı. 24 Kasım 1923'te Seyid Amir Ali ve III. Ağa Han, Hindistan Hilafet Hareketi adına İsmet Paşa'ya bir mektup gönderdi; Ankara bunu dış müdahale ve devlet güvenliğine tehdit olarak yorumladı. Ocak 1924'te Abdülmecid Efendi'nin ödeneğinin artırılması ve İstanbul'a gelen resmî heyetlerin kendisini de ziyaret etmesi yolundaki istekleri, Mustafa Kemal tarafından cumhuriyetin geleceğine açık bir tecavüz olarak nitelendirildi. 25 Şubat 1924'te bütçe görüşmelerinde halifenin ve hanedanın ödeneği tartışıldı.
Aynı oturumda Şer'iye ve Evkaf Vekâleti ile Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Vekâleti'nin kaldırılmasına dair kanun ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu da kabul edildi; Diyanet İşleri Reisliği'nin kurulması kararlaştırıldı. Yani 3 Mart'ta yalnızca halifelik değil, din işlerinin ve eğitimin devlet içindeki yeri de yeniden düzenlendi.
Sonrası: İsviçre, Hicaz, Hindistan
Abdülmecid Efendi İsviçre'ye gitti ve 11 Mart 1924'te haber ajansları aracılığıyla bir bildiri yayımlayarak Türkiye'nin kararını reddettiğini duyurdu ve Müslümanları bir kongreye çağırdı. Birkaç gün sonra İsviçre hükûmeti ona, siyasal propaganda yapmama şartıyla oturma izni verildiğini hatırlattı. Ekim 1924'te Fransa'ya geçti; beklediği ilgiyi bulamayınca kendini ibadete, resme ve müziğe verdi.
7 Mart 1924'te Hicaz Kralı Hüseyin, Mekke ve Medine'nin elinde olmasına dayanarak kendini halife ilan etti. En büyük tepki Necd'deki Suudilerden geldi; Suudi orduları 1925'te Mekke'yi aldı ve İbni Suud Ocak 1926'da Hicaz Kralı olarak taç giydi. Hindistan Hilafet Hareketi ise kararın ardından bölündü ve hareketin etkisi azaldı.
Halifeliğin kaldırılması: Kanunun birinci maddesi, halifeliğin "Hükûmet ve Cumhuriyet mana ve mefhumunda esasen mündemiç" olduğunu, yani TBMM'nin anlamı içinde saklı olduğunu söylüyordu. Hanedan üyelerine yurt dışına çıkmaları için on gün tanındı. Abdülmecid Efendi ise aynı gece on bir kişilik ailesiyle Çatalca İstasyonu'ndan trene bindirildi, sınıra kadar ona İstanbul valisi ve emniyet müdürü eşlik etti.

Görsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: The Times of London. Dosya sayfası
Tevhid-i Tedrisat Kanunu: 430 numaralı kanun ülkedeki bütün eğitim kurumlarını Maarif Vekâleti'ne bağladı. Böylece 19. yüzyıldan beri süren mektep-medrese ikiliği resmen sona erdi.
Tarih notu
Halifeliğin uzun geçmişiMedreselerin kaldırılması fikri ilk kez açıkça, Mustafa Kemal'in Halk Fırkası'nı kuracağını duyurduğu 7 Aralık 1922 tarihli basın bildirisinde dile getirilmişti.
Halifeliğin kaldırılması maddesi kurumun geçmişini kısaca özetliyor. Halife sözcüğü İslam devletlerinde Hz. Muhammed'den sonraki devlet başkanlığı kurumunu ifade ediyordu. Dört Halife devrinden sonra saltanata dönüşen kurum, 945'te Büveyhîlerin Bağdat'ı işgalinden sonra farklı siyasi otoritelerin himayesinde bir ruhani önderliğe dönüştü; 13.-16. yüzyıllarda Memluk himayesinde Mısır'da sürdü. Osmanlı'da halife unvanını ilk kez I. Murad kullandı; I. Selim'in Mısır'ı fethinden sonra Osmanlıların hilafet iddiası güçlendi.
Abdülmecid Efendi'nin seçilmesi
Vahdettin 17 Kasım 1922'de HMS Malaya ile İstanbul'dan ayrılınca meclis 18 Kasım'da gizli bir oturum yaptı. Bu oturumda Vahdettin'in halife unvanıyla İngilizlere başvurması bütün İslam âlemine bir ihanet olarak değerlendirildi ve yeni bir halifenin seçilip İslam âlemine bildirilmesine karar verildi. 19 Kasım'da seçime katılan 162 mebustan 142'sinin oyuyla Abdülmecid Efendi halife seçildi.
Ankara, saltanatın başka bir adla aynı hanedanda sürmesini önlemek için halifeliği yetkisiz bir unvan olarak bırakmaya özen gösterdi ve sade bir biat töreni istedi. Ancak Abdülmecid Efendi halifeliği gösterişli bir törenle üstlendi.
Ek bilgi
Kaldırılmaya giden adımlarMecliste hilafete siyasal yetki kazandırmak isteyenler de vardı. 15 Ocak 1923'te dağıtılan, Afyon mebusu İsmail Şükrü'nün imzasını taşıyan "Hilâfet-i İslâm ve Büyük Millet Meclisi" başlıklı risale, saltanatın kaldırılmasını uygun bulurken hilafetin asla kaldırılamayacağını, halifenin dünyevi görevleri de olduğunu savunuyordu. Mustafa Kemal bu risalenin haberini yurt gezisi sırasında İzmit'te aldı; 17 Ocak 1923'teki basın toplantısında bir soru üzerine halifelerin, millet aleyhine bir harekette bulunurlarsa milletin onları başından atabileceğini söyledi.
Halifeliğin kaldırılması maddesi süreci hızlandıran birkaç olayı sıralıyor. Cumhuriyetin ilanı ve Mustafa Kemal'in cumhurbaşkanı seçilmesiyle, bazı mebusların halifeyi devletin başına getirerek çözmek istediği devlet başkanlığı sorunu kapandı. 24 Kasım 1923'te Seyid Amir Ali ve III. Ağa Han, Hindistan Hilafet Hareketi adına İsmet Paşa'ya bir mektup gönderdi; Ankara bunu dış müdahale ve devlet güvenliğine tehdit olarak yorumladı. Ocak 1924'te Abdülmecid Efendi'nin ödeneğinin artırılması ve İstanbul'a gelen resmî heyetlerin kendisini de ziyaret etmesi yolundaki istekleri, Mustafa Kemal tarafından cumhuriyetin geleceğine açık bir tecavüz olarak nitelendirildi. 25 Şubat 1924'te bütçe görüşmelerinde halifenin ve hanedanın ödeneği tartışıldı.
Tarih notu
Aynı oturumun öbür kararları3 Mart 1924 oturumu: Urfa mebusu Şeyh Saffet Efendi ve 53 arkadaşının on iki maddelik teklifi meclise geldi. Halifenin hal'edildiğini ve hilafetin kaldırıldığını bildiren birinci madde ile hanedanın yurt dışına çıkarılmasına dair ikinci madde aynen kabul edildi. Kanun oturuma katılan 158 üyeden 157'sinin oyuyla geçti; tek ret oyunu Gümüşhane mebusu Zeki Bey verdi. 431 sayılı kanun 6 Mart 1924 tarihli, 63 sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.
Aynı oturumda Şer'iye ve Evkaf Vekâleti ile Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Vekâleti'nin kaldırılmasına dair kanun ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu da kabul edildi; Diyanet İşleri Reisliği'nin kurulması kararlaştırıldı. Yani 3 Mart'ta yalnızca halifelik değil, din işlerinin ve eğitimin devlet içindeki yeri de yeniden düzenlendi.
Sonrası: İsviçre, Hicaz, Hindistan
Abdülmecid Efendi İsviçre'ye gitti ve 11 Mart 1924'te haber ajansları aracılığıyla bir bildiri yayımlayarak Türkiye'nin kararını reddettiğini duyurdu ve Müslümanları bir kongreye çağırdı. Birkaç gün sonra İsviçre hükûmeti ona, siyasal propaganda yapmama şartıyla oturma izni verildiğini hatırlattı. Ekim 1924'te Fransa'ya geçti; beklediği ilgiyi bulamayınca kendini ibadete, resme ve müziğe verdi.
7 Mart 1924'te Hicaz Kralı Hüseyin, Mekke ve Medine'nin elinde olmasına dayanarak kendini halife ilan etti. En büyük tepki Necd'deki Suudilerden geldi; Suudi orduları 1925'te Mekke'yi aldı ve İbni Suud Ocak 1926'da Hicaz Kralı olarak taç giydi. Hindistan Hilafet Hareketi ise kararın ardından bölündü ve hareketin etkisi azaldı.
Dikkat: yanlış bilinen
Hilafetin hangi tarihte "fiilen" boşaldığı tartışmalı bir nokta. Halifeliğin kaldırılması maddesi 1 Kasım 1922'den sonra Vahdettin'in "halife sıfatıyla kaldığını" yazıyor; VI. Mehmed maddesinin giriş bölümü ise aynı gün halifelikten azledildiğini söylüyor. Abdülmecid'in seçimine kadar geçen iki haftalık durumu anlatırken bu farkı belirtmek gerekir.
Kaynaklar
- Vikipedi, Halifeliğin kaldırılması maddesi (tr.wikipedia.org)
- Vikipedi, Tevhîd-i Tedrîsât Kanunu maddesi (tr.wikipedia.org)
- Vikipedi, Mustafa Kemal Atatürk maddesi (tr.wikipedia.org)
- Vikipedi, Halifeliğin kaldırılması maddesi (tr.wikipedia.org)
- Vikipedi, VI. Mehmed maddesi (tr.wikipedia.org)