Ertuğrul Fırkateyni, Sultan II. Abdülhamid'in Japonya'ya gönderdiği bir heyeti taşıyan ve dönüş yolunda, 16 Eylül 1890 gecesi Japonya'nın Wakayama bölgesindeki Kii Ōshima adası açıklarında bir tayfun sırasında batan Osmanlı savaş gemisidir. Gemi, 14 Temmuz 1889'da İstanbul'dan ayrıldı ve uzun bir yolculuğun ardından 7 Haziran 1890'da Yokohama'ya ulaştı. Heyetin başkanı Mirliva Ali Osman Paşa, Japon İmparatoru Meiji tarafından kabul edildi ve padişahın mektubunu ve nişanını sundu. Dönüş yolunda gemi, Kashinozaki Feneri yakınlarındaki kayalıklara çarparak battı. Ali Osman Paşa dahil beş yüzü aşkın denizci hayatını kaybetti; 69 kişi kurtuldu. Kurtulanlara ada halkı yardım etti. Kazazedeler, Japon donanmasına ait Hiei ve Kongō korvetleriyle İstanbul'a getirildi. Ertuğrul faciası, Türk-Japon dostluğunun simgesi olarak bugün de anılır. Osmanlı donanmasına ait Ertuğrul FırkateyniGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Ottoman Empire. Dosya sayfası
Bir dostluk ziyaretinin arka planı
1887'de Japon İmparatoru Meiji'nin akrabası Prens Komatsu Akihito, Avrupa seyahati sırasında İstanbul'u ziyaret etti ve Sultan II. Abdülhamid tarafından kabul edildi. Bu ziyaret, iki ülke arasında dostane ilişkilerin başlangıcı oldu. Abdülhamid, bu ziyarete karşılık vermek ve Japon imparatoruna nişan sunmak amacıyla Japonya'ya bir heyet göndermeye karar verdi.
Bu kararın arka planında, Abdülhamid'in Asya'daki Müslüman topluluklarla bağ kurma ve Osmanlı'nın uluslararası saygınlığını gösterme isteği de bulunuyordu. Ertuğrul'un yolculuğu boyunca uğradığı limanlarda, özellikle Hindistan ve Güneydoğu Asya'da, Müslüman topluluklar gemiyi büyük bir ilgiyle karşıladı. Bu karşılamalar, Osmanlı padişahınınhilafet makamı nedeniyle uzak bölgelerdeki Müslümanlar arasında taşıdığı önemi gösteriyordu.
Ek bilgi
Ertuğrul Fırkateyni: Ertuğrul, 1860'larda İstanbul'daki Taşkızak Tersanesi'nde inşa edilen ahşap gövdeli, buharlı ve yelkenli bir fırkateyndi. Gemi, Sultan Abdülaziz döneminde donanmaya katıldı. Adını Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Gazi'nin babası Ertuğrul Gazi'den alıyordu. Japonya yolculuğuna çıktığında gemi, yaklaşık çeyrek asırlık bir geçmişe sahipti. Geminin uzun bir okyanus yolculuğuna uygun olup olmadığı, yolculuktan önce ve yolculuk sırasında tartışıldı.
Uzun yolculuk
Ertuğrul, 14 Temmuz 1889'da İstanbul'dan ayrıldı. Gemi, Süveyş Kanalı'ndan geçerek Kızıldeniz'e, oradan Hint Okyanusu'na çıktı. Yolculuk sırasında Aden, Bombay, Kolombo, Singapur ve Saygon gibi limanlara uğradı. Gemi, teknik sorunlar ve mevsim koşulları nedeniyle bazı limanlarda uzun süre beklemek zorunda kaldı. Yaklaşık on bir ay süren yolculuğun ardından Ertuğrul, 7 Haziran 1890'da Japonya'nın Yokohama limanına ulaştı.
Heyet, Tokyo'da büyük bir törenle karşılandı. Ali OsmanPaşa, İmparator Meiji'ye Sultan Abdülhamid'in mektubunu ve Osmanlı nişanını sundu. Heyet, Japonya'da yaklaşık üç ay kaldı. Bu süre zarfında heyet üyeleri, Japon yetkilileriyle görüştü ve çeşitli törenlere katıldı. Bu sırada geminin mürettebatı arasında kolera salgını baş gösterdi ve birçok denizci hastalandı. Ertuğrul heyetinin başkanı Mirliva Ali Osman PaşaGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
16 Eylül 1890 gecesi
Ertuğrul, Eylül 1890'ın ortasında Yokohama'dan ayrılarak dönüş yoluna çıktı. Japon yetkilileri, tayfun mevsimi nedeniyle heyete yolculuğu ertelemesini önermişti. Ancak gemi yola çıktı. 16 Eylül 1890 gecesi Ertuğrul, Kii Yarımadası açıklarında şiddetli bir tayfuna yakalandı. Dev dalgalar ve güçlü rüzgâr, gemiyi Kii Ōshima adasındaki Kashinozaki Feneri yakınlarındaki kayalıklara sürükledi. Gemi kayalıklara çarptı ve kazanlarının patlamasıyla kısa sürede battı.
Faciada Ali OsmanPaşa dahil beş yüzü aşkın denizci hayatını kaybetti. Kurtulan 69 kişi, karanlıkta ve fırtınada kıyıya ulaşmayı başardı. Kashinozaki Feneri'nin görevlileri ve yakındaki köylerin halkı, kazazedelere yardım etti. Köylüler, kendileri de yoksul olmalarına rağmen yaralılara yiyecek ve giyecek verdi; yaralıları tedavi etti. Hayatını kaybeden denizcilerin cesetleri, köylüler tarafından toplanarak defnedildi.
Dikkat: yanlış bilinen
Kazazedelerin dönüşü: Facianın haberi Japonya'da büyük bir üzüntü yarattı. İmparator Meiji, kazazedelere yardım edilmesini emretti. Yaralılar, önce Kobe'deki bir hastaneye getirilerek tedavi edildi. Ardından Japon donanmasına ait Hiei ve Kongō korvetleri, 69 kazazedeyi İstanbul'a getirmek üzere görevlendirildi. Korvetler, Ekim 1890'da Japonya'dan ayrıldı ve Ocak 1891'de İstanbul'a ulaştı. Japon denizciler, İstanbul'da Sultan Abdülhamid tarafından kabul edildi ve nişanlarla ödüllendirildi.
Hafızada Ertuğrul
Facianın yaşandığı Kushimoto ilçesinde, hayatını kaybeden Osmanlı denizcileri için bir anıt ve şehitlik inşa edildi. Burada her beş yılda bir anma törenleri düzenlenir. Kushimoto'da ayrıca bir Türk Müzesi bulunur. Bu müzede, Ertuğrul'un enkazından çıkarılan eşyalar ve facia ile ilgili belgeler sergilenir. 2007'den itibaren Türk ve Japon arkeologlar, Ertuğrul'un enkazı üzerinde sualtı kazıları yaptı ve binlerce parça eser çıkarıldı.
Ertuğrul faciası, iki ülke arasındaki dostluğun simgesi hâline geldi. 1985'te İran-Irak Savaşı sırasında Tahran'da mahsur kalan Japon vatandaşlarının Türk Hava Yolları'nın bir uçağıyla tahliye edilmesi, Japonya'da Ertuğrul'a verilen yardımın bir karşılığı olarak anıldı. 2015'te facia, Türk-Japon ortak yapımı bir sinema filmine de konu oldu. Ertuğrul kazazedelerini İstanbul'a getiren Japon korvetleri Hiei ve KongōGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Ertuğrul faciası, bir dostluk ziyaretinin trajik bir sonla bitmesinin hikâyesidir. Ancak bu hikâye, aynı zamanda dünyanın iki ucundaki iki halk arasında kurulan derin bir bağın da başlangıcıdır. Kii Ōshima'nın yoksul köylülerinin, dilini bilmedikleri yabancı denizcilere gösterdiği yardım, insanlığın evrensel bir ifadesidir.
Ertuğrul'un hikâyesi, aynı zamanda XIX. yüzyılın sonlarında Osmanlı Devleti'nin uzak coğrafyalarla ilişki kurma çabasını da yansıtır. Yaşlı bir geminin on bir ay süren yolculuğu, Osmanlı'nın sınırlı imkânlarla büyük hedeflere yöneldiğini gösterir. Bugün Kushimoto'daki anıtta düzenlenen törenler ve İstanbul ile Japonya arasında sürdürülen anma etkinlikleri, bu fırtına gecesinin bir asırdan fazla süren bir dostluğa dönüştüğünü gösterir.