Perdede ilk kez konuşan Türkçe
1931 yılında İstanbul'un sinema salonlarında seyirciler, daha önce hiç yaşamadıkları bir deneyimle karşılaştı: perdedeki oyuncular Türkçe konuşuyor, şarkı söylüyordu. "İstanbul Sokaklarında" adlı film, Türk sinemasının ilk sesli uzun metrajlı filmi olarak tarihe geçti. Filmin yönetmeni, Türk tiyatrosu ve sinemasının en etkili isimlerinden Muhsin Ertuğrul'du. Yapımcı ise kısa süre önce kurulan İpek Film şirketiydi.Bu film, sinema tarihinin yalnızca teknik bir dönüm noktası değildi. Cumhuriyet'in ilk on yılında Türk kültür hayatının nasıl hızla değiştiğini, yeni teknolojilerin ve sanat biçimlerinin nasıl benimsendiğini gösteren bir örnekti.

Sessizden sesliye
Dünya sinemasında sesli film dönemi, 1927'de Amerika'da gösterilen "Caz Şarkıcısı" ile başladı. Birkaç yıl içinde sesli filmler bütün dünyada sessiz filmlerin yerini aldı. Türkiye'deki sinema salonları da bu değişimden etkilendi. 1929'dan itibaren İstanbul'un büyük salonlarında yabancı sesli filmler gösterilmeye başladı. Ancak bu filmler Fransızca, İngilizce ya da Almanca'ydı. Seyircilerin büyük kısmı perdede konuşulan dili anlamıyordu.Türkçe sesli film yapmak, o dönemin koşullarında kolay değildi. Türkiye'de ses kayıt donanımına sahip bir stüdyo yoktu. Film yapımcılığı da henüz emekleme dönemindeydi. Kemal Film'in 1920'lerde yaptığı birkaç filmden sonra yerli yapım neredeyse durmuştu.
Tarih notu
1922: Kemal Film kurulur, Muhsin Ertuğrul yönetmenliğe başlar
1927: Dünya sinemasında sesli film dönemi başlar
1928: İpek Film'in kuruluşu
1931: "İstanbul Sokaklarında" gösterime girer
1930'lar: Muhsin Ertuğrul'un yönettiği sesli filmler birbirini izler
1932: "Bir Millet Uyanıyor" Milli Mücadele'yi perdeye taşır
1927: Dünya sinemasında sesli film dönemi başlar
1928: İpek Film'in kuruluşu
1931: "İstanbul Sokaklarında" gösterime girer
1930'lar: Muhsin Ertuğrul'un yönettiği sesli filmler birbirini izler
1932: "Bir Millet Uyanıyor" Milli Mücadele'yi perdeye taşır
İpek Film ve İpekçi kardeşler
İpek Film, İstanbul'da sinema salonları işleten İpekçi kardeşler tarafından kuruldu. Kardeşler, yabancı filmlerin dağıtımı ve gösterimiyle tanınıyordu. Sesli filmin yaygınlaşmasıyla birlikte yerli bir sesli film yapmanın hem ticari hem de kültürel açıdan önemli olduğunu gördüler. Türkiye'de ses kayıt imkânı olmadığından filmin ses çekimleri için yurt dışından yardım alındı. Filmin ses kaydının bir kısmı Paris'te yapıldı.Sonraki yıllarda İpek Film, İstanbul'da ses kayıt donanımına sahip bir stüdyo kurdu. Bu stüdyo, 1930'larda Türk sinemasının neredeyse bütün yapımlarının merkezi oldu.
Muhsin Ertuğrul
Filmin yönetmeni Muhsin Ertuğrul (1892-1979), Türk tiyatrosunun kurucu isimlerinden biriydi. Genç yaşta sahneye çıkmış, Avrupa'da tiyatro ve sinema üzerine çalışmalar yapmıştı. 1920'lerde Sovyetler Birliği'nde de bulunarak sinema çalışmalarını izlemişti. İstanbul Şehir Tiyatroları'nın (Darülbedayi) yönetimini uzun yıllar üstlendi.Muhsin Ertuğrul, 1922'den 1950'lere kadar Türk sinemasının hemen hemen tek yönetmeni olarak kabul edilir. Bu dönemde onlarca film çekti. "İstanbul Sokaklarında", onun ve Türk sinemasının sesli döneme geçişinin ilk adımıydı. Ardından "Bir Millet Uyanıyor" (1932) gibi Milli Mücadele'yi konu alan filmler de çekti.

Ek bilgi
"İstanbul Sokaklarında", konusu itibarıyla da dönemin İstanbul'unu yansıtıyordu. Film, bir şehir hikâyesini müzik ve şarkılarla birlikte anlatıyordu. Filmde Darülbedayi'nin tanınmış oyuncuları rol aldı. Sesli filmin büyüsü, seyircileri salonlara akın ettirdi. Film, gösterildiği salonlarda büyük ilgi gördü ve yerli sesli filmlerin ticari olarak başarılı olabileceğini gösterdi.
Cumhuriyet ve yeni sanatlar
Cumhuriyet'in ilk yıllarında sinema, yeni devletin kültür politikasında giderek daha önemli bir yer edindi. Atatürk sinemanın bir eğitim ve kültür aracı olarak taşıdığı gücü biliyordu. Yeni Türkiye'nin modernleşme çabası, tiyatro, müzik ve sinema gibi sanat dallarının desteklenmesini de kapsıyordu. Kadınların sahnede ve perdede rol alması, bu dönemin en dikkat çekici değişimlerinden biriydi. Osmanlı döneminde Müslüman kadınların sahneye çıkması toplumsal baskıyla karşılanırken, Cumhuriyet döneminde kadın oyuncular sahnenin ve perdenin vazgeçilmez yüzleri hâline geldi.Sesli sinemanın gelişi, Türkçe'nin yaygınlaşması açısından da önemliydi. Harf Devrimi'nin üzerinden henüz üç yıl geçmişti; dil üzerine yoğun çalışmalar yapılıyordu. Perdede konuşulan Türkçe, şehirdeki seyircilere ve kısa süre sonra Anadolu'nun dört bir yanındaki salonlara ulaştı. Sinema, yeni Türkiye'nin sesini yayan araçlardan biri oldu.
Tiyatrodan sinemaya
Muhsin Ertuğrul'un sinemaya bakışı, tiyatro tecrübesinden derin izler taşıyordu. Oyuncularının büyük kısmı Darülbedayi sahnesinden geliyordu ve filmler çoğu zaman sahne oyunlarının uyarlamalarıydı. Bu yaklaşım, sonraki kuşak sinemacılar tarafından "tiyatrocular dönemi" olarak eleştirildi; filmlerin sinema dilinden çok sahne dilini kullandığı söylendi. Ancak o yıllarda başka bir yol yoktu: ülkede eğitimli sinema oyuncusu, teknisyeni ya da senaristi neredeyse bulunmuyordu. Tiyatro, sinemaya insan yetiştiren tek kaynaktı.Bu eleştirilere rağmen Muhsin Ertuğrul'un emeği, Türk sinemasının bir sanayi olarak doğmasını sağladı. Onun yanında çalışan oyuncular, teknisyenler ve yapımcılar, sonraki on yıllarda sektörün omurgasını oluşturdu. 1950'lerden itibaren yeni kuşak yönetmenler ortaya çıktığında, arkalarında yirmi yılı aşkın bir birikim vardı.
Seyircinin gözünden
1931'in İstanbul'unda sinemaya gitmek, şehrin orta sınıfı için gözde bir eğlenceydi. Beyoğlu'nun büyük salonları, akşamları kalabalık seyircilerle dolardı. Bu salonlarda gösterilen yabancı filmlerin altyazıları, okuma yazma bilmeyen ya da yeni harfleri öğrenmekte olan seyirciler için zorluk yaratıyordu. Türkçe sesli bir film, bu engelleri ortadan kaldırıyordu: herkes filmi anlayabiliyordu.İlk sesli Türk filmini izleyen seyircilerin heyecanı, dönemin gazetelerine yansıdı. Perdeden gelen Türkçe sözler ve şarkılar, salonları dolduran kalabalıkları büyüledi. Bu ilgi, sonraki yıllarda Türk sinemasının gelişmesi için güçlü bir dayanak oluşturdu.
Dikkat: yanlış bilinen
1. İlk sesli film: "İstanbul Sokaklarında" Türk sinemasının ilk sesli uzun metrajlı filmi olarak kabul edilir. Daha önce kısa sesli çekimler yapılmış olabilir; ama ilk sesli uzun metrajlı film unvanı bu filme verilir.
2. Ses kaydı: Filmin ses çekimlerinin bir kısmı yurt dışında yapılmıştır.
3. Muhsin Ertuğrul: 1922-1950 arası Türk sinemasında "tek yönetmen dönemi" olarak da anılır.
2. Ses kaydı: Filmin ses çekimlerinin bir kısmı yurt dışında yapılmıştır.
3. Muhsin Ertuğrul: 1922-1950 arası Türk sinemasında "tek yönetmen dönemi" olarak da anılır.
Bir başlangıcın değeri
"İstanbul Sokaklarında", bugünün ölçüleriyle bakıldığında teknik açıdan sınırlı bir filmdi. Ama Türk sinemasının sesli döneme geçişinin ilk adımı olarak taşıdığı anlam büyüktü. Bu film, Türk seyircisinin kendi dilinde konuşan bir sinemaya kavuşmasının başlangıcıydı.Bize kalırsa filmin asıl değeri, Cumhuriyet'in ilk on yılında kültür alanında yaşanan hızlı dönüşümün bir göstergesi olmasında yatıyor. Birkaç yıl önce sahnede kadın oyuncu bulmanın zor olduğu bir ülkede, kadın ve erkek oyuncuların birlikte rol aldığı, Türkçe konuşan, şarkı söyleyen bir film çekiliyordu. Muhsin Ertuğrul ve İpek Film'in bu cesur adımı, sonraki on yıllarda dünyanın en üretken sinemalarından birine dönüşecek olan Türk sinemasının yolunu açtı. Yeşilçam'ın altın çağı, bu ilk denemelerin üzerine kuruldu.