İçeriğe geç
Giriş yap
0

Sıtma Mücadelesi Kanunu (13 Mayıs 1926): Bataklığa, sivrisineğe ve kinine dair 21 madde

SohbeX Editör 5 başlattı0 Yanıt4 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 5Konu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1

Anadolu'nun eski düşmanı

Sıtma (malarya), Plasmodium türü parazitlerin yol açtığı ve dişi anofel sivrisineklerinin insanlara bulaştırdığı bir hastalıktır. Söhrab Mustafayev'in 2019'da Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi'nde yayımlanan "Cumhuriyet Döneminde Sıtma İle Mücadele ve Yasal Düzenlemeler (1923-1946)" makalesi, hastalığın Cumhuriyet'in ilk yıllarında Anadolu'daki ağırlığını arşiv belgeleri ve Meclis zabıtlarıyla ortaya koyar. Bu konunun ana dayanağı ise TBMM'nin kanun arşivinde yer alan 839 sayılı Sıtma Mücadelesi Kanunu'nun asıl metnidir. Kanun 13 Mayıs 1926'da kabul edildi, 29 Mayıs 1926 tarihli ve 384 sayılı Resmî Ceride'de yayımlandı ve 21 maddeden oluştu.
Tarih notu
1 Mart 1922: Mustafa Kemal Paşa Meclis'i açış konuşmasında kinin dağıtımına ve sıtmaya karşı alınan önlemlere değindi.
18 Ocak 1925: Mustafa Kemal Paşa Adana'yı ziyaret etti.
26 Nisan 1926: Sıtma kanunu tasarısı Meclis'te görüşüldü.
13 Mayıs 1926: 839 sayılı Sıtma Mücadelesi Kanunu kabul edildi.
29 Mayıs 1926: Kanun Resmî Ceride'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
12 Mayıs 1928: Kanunda değişiklik yapıldı.
1928: Adana Sıtma Enstitüsü kuruldu.
24 Nisan 1930: 1593 sayılı Umumî Hıfzıssıhha Kanunu kabul edildi.
Sıhhiye Vekili Refik Saydam
Sıhhiye Vekili Refik SaydamGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası

Kanundan önceki tablo

Mustafayev'in aktardığına göre Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı boyunca salgın hastalıklar yüzünden 466.759 asker kaybetti; sıtma vakaları orduda yüzde 40, halk arasında yüzde 50 oranında görülüyordu. Mustafa Kemal Paşa, 1 Mart 1922'deki Meclis konuşmasında İstanbul Kimyahanesinde üretilen devlet kininin bin kiloya yakın mevcudunun Ziraat Bankası aracılığıyla dağıtılmak üzere hazırlandığını, 250 kilo kininin parasız dağıtıldığını ve dışarıdan bin kilo kadar yeni kinin sipariş edildiğini söyledi. Aynı konuşmada hastalığın kökten çözümünün "teybis ve ıslahı arazi", yani bataklıkların kurutulması ve toprağın ıslahı olduğunu vurguladı.

Makaleye göre Ekrem Hayri Bey'in 1921'de Antalya'ya yaptığı gezi sonrasında yazdığı raporda, muayene edilen halkın yüzde 86'sında dalak büyümesi saptandığı ve yaklaşık 200 bin nüfuslu Antalya'da 172 bin kadar kişinin sıtmalı olduğu bildirildi. Raporda "Memleketimizde Malarya ismini bilmeyen ve tanımayan bir fert tasavvur olunamaz" cümlesi yer alır. Kinin tropikal bir ağacın kabuğundan elde edildiği ve bu ağaç Türkiye'de yetişmediği için ithal ediliyordu; bu da ücretsiz dağıtımı ekonomik olarak zorlaştırıyordu. Kanundan önce Ankara, Afyon ve Adana'da sıtma mücadele merkezleri açılmıştı.

Kanunun Meclis'teki yolculuğu

Mustafayev, sıtma kanunu tasarısının 26 Nisan 1926'da Meclis'te görüşüldüğünü yazar. Tartışmalar özellikle arazi ve çiftlik sahiplerine yüklenen yükümlülükler üzerinde yoğunlaştı. Türkçe Vikipedi'ye göre Refik Bey 30 Ekim 1923'te Sağlık Bakanı olmuş, 21 Kasım 1924'e kadar görevde kalmış, 4 Mart 1925'te yeniden atanarak bu görevi 25 Ekim 1937'ye dek sürdürmüştü. Sıhhiye Vekili Dr. Refik (Saydam) Bey kürsüye gelerek bu hükmün, toprak sahibinin sulama kanallarını nasıl açacağını, çevresini nasıl temizleyeceğini ve suların birikip araziye yayılmaması için hangi önlemleri alacağını bilmesi için konduğunu açıkladı. Çorum Milletvekili Doktor Mustafa Bey ise aynı gün yaptığı konuşmada "Bilmiyorum, memleketimizde sıtmanın imhası için, sıtma mücadelesi için lâzım gelen tedabiri ittihaz etmekten daha müstacel bir şey var mıdır?" diye sordu.

Makaleye göre görüşülen maddelerden bazıları encümene geri gönderildi; 6, 8, 10, 17 ve 21. maddeler 13 Mayıs 1926'da yeniden görüşülerek kabul edildi. Aynı dönemde kabul edilen bir başka düzenleme olan Etıbbanın Sıtma Enstitülerinde Staj Mecburiyetleri Hakkında Kanun ile 1927 ve sonrasında mezun olan hekimlerin üç ay sıtma enstitülerinde staj yapması zorunlu hâle getirildi; stajı yapmayanların maaştan mahrum bırakılması öngörüldü.
Dikkat: yanlış bilinen
Kanunun numarası ve tarihi kaynaklarda farklı geçer. Mustafayev'in makalesi "826 sayılı Sıtma Mücadelesi Kanunu"nun 26 Nisan 1926 tarihli olduğunu, 19 maddeden oluştuğunu ve 5 Mayıs 1926'da Resmî Ceride'de yayımlandığını yazar; ardından bazı maddelerin 13 Mayıs'ta yeniden görüşüldüğünü ve 839 sayılı kanunun 29 Mayıs 1926'da yayımlandığını belirtir. TBMM kanun arşivindeki asıl metin ise Sıtma Mücadelesi Kanunu'nu 839 numarayla, 13 Mayıs 1926 kabul tarihiyle ve 21 madde olarak verir. Bu konuda TBMM metnindeki tarih esas alınmıştır. Konu havuzundaki ilk taslakta yer alan 1 Nisan 1926 tarihi kaynaklarda doğrulanmadığı için kullanılmamıştır.

Kanunun ana hükümleri

TBMM metnine göre kanunun 1. maddesi, Sıhhiye ve Muaveneti İçtimaiye Vekâletine sıtmalı bölgeleri ilan etme, buralarda mücadele heyetleri kurma ve hekimler için tekâmül dersleri açma görevi verdi. 2. madde mücadele teşkilatını bu Vekâlete bağladı ve bütün devlet kuruluşlarını yardımla yükümlü tuttu. 3. maddeyle mücadele yapılan yerlerde yoksul halka, kendi hesabına çalışan köylülere ve işçilere kinin ve sıtma ilacı parasız verilecekti.

4. madde, sivrisineklerin üremesine yol açan su birikintileri oluşturmayı yasakladı. 6. madde halka "küçük saî" adı verilen bir görev yükledi: sıtmalı bölgelerde küçük su birikintilerinin yok edilmesi için yılda en çok beş gün çalışılacaktı; bu yükümlülük yalnızca 15 ile 65 yaş arasındakileri kapsıyordu. Köylerde ihtiyar heyetleri, kasaba ve şehirlerde belediyeler halkı uyarmak ve bilgilendirmekle görevlendirildi. 7. madde bataklıkların ıslahını düzenledi.

8. maddeye göre arazi ve çiftlik sahipleri ile işletmeler, sıtmalı bölgelerde çalıştırdıkları işçilere parasız kinin vermekle yükümlüydü. 9. ve 10. maddeler lağım sularının kapalı çukurlarda toplanmasını öngördü ve atık suların belirlenen yerler dışına dökülmesini yasakladı. 11. madde belediyelere iki yıl içinde kanalizasyon projelerini sunma zorunluluğu getirdi. 13. maddeye göre büyük sıtma kaynaklarına üç kilometre yakınlıktaki köyler gerektiğinde başka yere taşınabilecekti. 14. madde mücadele için bütçede özel bir fasıl açılmasını öngördü.
Anofel sivrisineği çizimi
Anofel sivrisineği çizimiGörsel: Wikimedia Commons, CC0, yazar: reosarevok. Dosya sayfası

Yaptırımlar

Kanunun 17. maddesi, hükümlere uymayanlara 5 liradan 100 liraya kadar hafif para cezası öngördü; aykırılığın sürmesi durumunda bir hafta hafif hapis cezası da verilecekti. 19. madde parasız dağıtılan kinini satanların, kininin bedelinin yirmi katı para cezası ödeyeceğini hükme bağladı. 20. maddeye göre kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girdi. Mustafayev'e göre kanunun 9. maddesi 5 Mayıs 1930'da değiştirilerek kullanılacak ilaçların çeşidini ve kullanılma biçimini belirleme yetkisi Sağlık Bakanlığı'na verildi; 12 Mayıs 1928'deki Meclis toplantısında da kanunda dört maddelik bir değişiklik yapıldı.

Adana ve enstitüler

Makaleye göre sıtmanın en yoğun görüldüğü bölge Adana ve Osmaniye idi. Mustafa Kemal Paşa 18 Ocak 1925'teki Adana ziyaretinde bölge halkının yüzde 80'e yakınının sıtmalı olduğunu öğrendi. 1928'de Adana Sıtma Enstitüsü kuruldu ve asker ile sivil hekimlerin burada sıtma stajı yapması sağlandı. Adana dışında Eskişehir, Konya, Bursa, Manisa, Kocaeli, Samsun, Antalya ve İstanbul'da da enstitüler açıldı ve mücadele eden kurumların sayısı 11'e yükseldi. Adana Sıtma Enstitüsü'ne gönderilen stajyer sayısı 1938'de 72'ye, 1939'da 100'e ulaştı.

Mustafayev, her çabaya karşın uzak bölgelerde istenen sonucun alınamadığını da belgeler. Refik Bey'in Başvekâlete gönderdiği bir yazıda, Iğdır bölgesinde halkın sıtmadan muzdarip olduğuna dair Fevzi Paşa'nın tahkikatı incelendiği, ancak mücadele bütçesinin buna yetmediği ve mesafe ile seyrek nüfus nedeniyle mücadele kurulsa bile sonuçların memnuniyet verici olmayacağı bildirildi.

Sonraki düzenlemeler

24 Nisan 1930 tarihli 1593 sayılı Umumî Hıfzıssıhha Kanunu'nun bir faslı tamamen sıtmaya ayrıldı; 97. madde sıtmalı ilan edilen yerlerde hastalığın bildirilmesini zorunlu kıldı, 98. madde ise mücadelenin "hususî kanununa" göre yürütüleceğini belirtti. 11 Haziran 1936'da kabul edilen Çeltik Ekim Kanunu, çeltik sahiplerini sıtma heyetlerinin göstereceği önlemleri uygulamakla ve işçilerine parasız kinin dağıtmakla yükümlü tuttu. Türkçe Vikipedi, Türkiye'de sıtma eradikasyon çalışmalarının 1926'da başladığını ve daha sonra 4871 sayılı kanunla sürdürüldüğünü yazar.
Anofel sivrisineği larvası
Anofel sivrisineği larvasıGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Harry Weinburgh, CDC. Dosya sayfası
Ek bilgi
Mücadele kesintisiz bir zaferle sonuçlanmadı. Türkçe Vikipedi'nin Sıtma maddesine göre Türkiye'de 1970'te 1.293 olan vaka sayısı 1977'de 28.849'a, 1978'de 101.742'ye yükseldi. Görsellerdeki anofel çizimi ve larva fotoğrafı, hastalığı taşıyan sivrisinek cinsini tanıtmak için kullanılmıştır.

Kaynaklar hakkında

Madde hükümleri doğrudan TBMM kanun arşivindeki 839 sayılı kanun metninden; Meclis görüşmeleri, Adana Sıtma Enstitüsü, stajyer sayıları ve sonraki kanunlar Söhrab Mustafayev'in makalesinden; Refik Saydam'ın görev tarihleri ve sonraki vaka sayıları Türkçe Vikipedi'den alınmıştır.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap