Bir rütbe kimin elinden alınır, kimin elinden verilir?
Mustafa Kemal'e yöneltilen eleştirilerin bir kısmı, onun rütbe ve unvanları üzerinden yapılır. Bunlardan biri şudur: "Kendi kendine mareşal rütbesi verdi." Bu cümle, bir askerin kendi apoletine yıldız eklemesi gibi bir sahne çağrıştırır. Oysa 1921 sonbaharında olanlar bir kişinin kararı değil, bir meclisin kararıdır. Üstelik bu karar, bir savaşın sonucunu belirleyen bir meydan muharebesinin hemen ardından alındı ve bir kanunla yayımlandı.Meseleyi anlamak için iki yılı geriye sarmak gerekiyor: Mustafa Kemal'in Osmanlı ordusundaki rütbesini nasıl kaybettiğine ve Ankara'daki Meclis'in ona yeniden nasıl bir rütbe verdiğine.

1919: Rütbenin bırakılması ve geri alınması
Mustafa Kemal Mayıs 1919'da 9. Ordu Müfettişi olarak Samsun'a çıktığında mirliva, yani tuğgeneral rütbesindeydi. Bu rütbeyi 1 Nisan 1916'da, Çanakkale'den sonra Kafkas Cephesi'ne giderken almıştı. Anadolu'daki faaliyetleri İstanbul hükûmetini rahatsız edince, Haziran 1919'dan itibaren görevden alınması gündeme geldi. Mustafa Kemal 8 Temmuz 1919 gecesi Erzurum'da hem müfettişlik görevinden hem de askerlikten istifa ettiğini İstanbul'a bildirdi. Bu, Nutuk'ta da ayrıntısıyla anlatılan bir andır. Kendini "milletin bağrında bir ferd-i mücahit" olarak tanımladı.İstanbul hükûmeti bunun üzerine onun rütbesini ve nişanlarını da geri aldı. Böylece Mustafa Kemal, Erzurum ve Sivas kongrelerine, ardından Ankara'ya sivil bir lider olarak geldi. 23 Nisan 1920'de açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne Ankara milletvekili olarak girdi ve Meclis Başkanı seçildi. 1920 ile 1921'in büyük bölümünde resmî bir askerî rütbesi yoktu. Cepheye gidişlerinde Meclis Başkanı ve Hükûmet Reisi sıfatıyla bulunuyordu.
Tarih notu
1 Nisan 1916: Mirliva rütbesi. 8 Temmuz 1919: Erzurum'da askerlikten istifa. 23 Nisan 1920: Meclis Başkanlığı. 5 Ağustos 1921: Başkumandanlık Kanunu. 23 Ağustos - 13 Eylül 1921: Sakarya Meydan Muharebesi. 19 Eylül 1921: Müşir rütbesi ve Gazi unvanı. 1927: Ordudan ayrılış.
5 Ağustos 1921: Başkumandanlık Kanunu
Temmuz 1921'de Kütahya-Eskişehir muharebelerinin kaybedilmesi, Meclis'te büyük bir bunalım yarattı. Ordu Sakarya'nın doğusuna çekilmişti ve Ankara tehlikedeydi. Meclis'te Mustafa Kemal'in orduya bizzat komuta etmesi yönünde bir eğilim oluştu. Mustafa Kemal bu görevi Meclis'in bütün yetkilerini bir süreliğine kendisine devretmesi şartıyla kabul edeceğini söyledi. 5 Ağustos 1921'de çıkarılan Başkumandanlık Kanunu ile Meclis, kendi yetkilerini üç ay süreyle Başkumandan sıfatıyla Mustafa Kemal'e bıraktı. Bu süre sonra birkaç kez uzatıldı.Başkumandanlık bir rütbe değildi, bir görevdi. Mustafa Kemal Sakarya'ya rütbesiz bir başkomutan olarak gitti. 10 Ağustos 1921'de Polatlı'daki karargâhta atından düşüp kaburgası kırıldığında da durum buydu. 23 Ağustos'ta başlayan muharebe yirmi iki gün yirmi iki gece sürdü ve 13 Eylül 1921'de Yunan ordusunun Sakarya'nın batısına çekilmesiyle bitti.

19 Eylül 1921: Meclis'in kararı
Sakarya'dan altı gün sonra, 19 Eylül 1921'de Türkiye Büyük Millet Meclisi bir kanun kabul etti. Bu kanunla Başkumandan Mustafa Kemal Paşa'ya "Müşir" rütbesi ve "Gazi" unvanı verildi. Müşir, Osmanlı askerî hiyerarşisindeki en yüksek rütbe olup bugünkü mareşale karşılık gelir. Kanun teklifi milletvekillerinden geldi, Meclis'te görüşüldü ve oylandı. Mustafa Kemal'in kendisinin teklif sahibi olduğuna dair bir kayıt yok.Bu kanunla birlikte Mustafa Kemal, iki yıl önce bıraktığı ordu kariyerine Meclis'in eliyle ve en yüksek rütbeyle geri döndü. Gazi unvanı da o andan itibaren adının önüne yerleşti. "Gazi Mustafa Kemal Paşa" hitabı, 1934'te Soyadı Kanunu çıkana kadar en çok kullanılan resmî hitap oldu. Yukarıdaki fotoğraf, bu kanundan iki buçuk ay sonra, Aralık 1921'de Ankara'da çekilmiştir.
Ek bilgi
Mustafa Kemal 1927'de ordudan ayrıldı. Böylece askerî rütbesi ile siyasi görevi arasındaki birlikteliği kendi isteğiyle sona erdirdi. 1924 Anayasası'nın kabulünden sonra, milletvekilliğiyle askerlik görevinin birleştirilmemesi tartışması sürerken bu adım atılmıştı.
Müşirlik: Osmanlı'dan Cumhuriyet'e en yüksek rütbe
Osmanlı ordusunda generallik rütbeleri yukarıdan aşağı müşir, birinci ferik, ferik ve mirliva olarak sıralanıyordu. Müşir, bir ordunun ya da bütün kuvvetlerin komutanlığına yakışan en yüksek askerî rütbeydi. 19. yüzyılda bu rütbe sadrazamlığa ve nazırlıklara yükselen paşalara da verilirdi. Batı ordularındaki mareşal rütbesinin karşılığı olarak görülürdü. Cumhuriyet döneminde rütbe adları Türkçeleştirilirken müşir yerine mareşal kelimesi yerleşti.Cumhuriyet tarihinde bu rütbeyi alan yalnızca iki kişi vardır: Mustafa Kemal ve Fevzi Çakmak. İkisi de bu rütbeyi Kurtuluş Savaşı sırasında, büyük bir meydan muharebesinden hemen sonra ve Meclis kararıyla aldı. Mustafa Kemal Sakarya'dan sonra, Fevzi Paşa Büyük Taarruz'dan sonra. Fevzi Çakmak 1944'e kadar Genelkurmay Başkanı olarak kaldı ve mareşal sıfatıyla anıldı. Bu iki örnek, rütbenin kişisel bir tercihle değil, savaş meydanındaki bir sonuç üzerine ve Meclis'in onayıyla verildiğini gösteriyor.
İddianın izi: kim, nerede, nasıl söyledi?
"Kendine mareşallık verdi" kalıbı, Mustafa Kemal'i eleştiren yazılarda zaman zaman bir alay unsuru olarak kullanılıyor. Kalıbın mantığı, Başkumandanlık Kanunu ile Meclis yetkilerinin ona devredilmesine dayanıyor: Madem Meclis'in yetkileri ondaydı, rütbeyi de o vermiş olmalıydı. Bu akıl yürütme, tarih sıralamasında bir hataya dayanıyor. Rütbe kanunu Başkumandanın kararnamesi değil, Meclis'in genel kurulunda görüşülüp kabul edilen bir metindir.X'te son bir ayda bu iddiayı açıkça dile getiren ve geniş yayılan bir paylaşım tespit edilmedi. İddia daha çok tartışma forumlarında, video yorumlarında ve "unvan düşmanlığı" üzerine yazılan köşe yazılarında dolaşıyor. Benzer bir kalıp, Fevzi Çakmak'ın mareşallığı için de zaman zaman kullanılır. Fevzi Paşa bu rütbeyi 31 Ağustos 1922'de, Büyük Taarruz'dan sonra yine Meclis kararıyla aldı.
Arşivdeki karşı kanıt, Meclis'in 19 Eylül 1921 tarihli zabıtları ve kanunun metnidir. Ayrıca Hâkimiyet-i Milliye gazetesinin Eylül 1921 sayıları, kararın Ankara'da nasıl duyurulduğunu ve kutlandığını gösteriyor.

Dikkat: yanlış bilinen
Başkumandanlık Kanunu ile Meclis'in yetkilerinin geçici devri, dönemin muhalefeti tarafından eleştirilmişti. Bu eleştiriler Meclis tutanaklarında yer alıyor ve meşru bir siyasi tartışmanın parçasıdır. Ancak bu eleştirilerin hiçbirinde "Mustafa Kemal kendine rütbe verdi" ifadesine rastlanmıyor. Rütbe kararı, muhalefetin de katıldığı genel kurulda alındı.
Rütbe, unvan ve meşruiyet
Bu konu, bir rütbenin kimin elinden alındığının, rütbenin kendisinden daha anlamlı olabileceğini gösteriyor. Mustafa Kemal'in 1916'daki mirlivalığı padişahın iradesiyle gelmişti. 1919'da bu rütbeyi kendi isteğiyle bıraktı, İstanbul hükûmeti de ayrıca geri aldı. 1921'deki müşirliği ise Ankara'daki Meclis'ten geldi. Bu sıralama, Kurtuluş Savaşı sırasında meşruiyetin İstanbul'dan Ankara'ya nasıl taşındığının küçük bir özetidir. Aynı kişi, aynı ordu içinde, iki farklı otoriteden rütbe almıştı.Bu açıdan bakınca "kendine verdi" iddiası, aslında 1921'in en önemli siyasi gelişmesini, yani Meclis'in bir orduya rütbe verebilen tek meşru merci hâline gelişini görünmez kılıyor. Meclis, Sakarya'dan sonra bir başkomutanı ödüllendirirken aynı zamanda kendi egemenliğini de ilan ediyordu. Gazi unvanının da benzer bir anlamı vardı. Bu unvan Osmanlı geleneğinde padişahların ve büyük komutanların kullandığı bir sıfattı. Meclis bu sıfatı bir milletvekiline vererek, geleneğin dilini yeni bir kaynağa bağladı. Eleştiri yapmak isteyen, Başkumandanlık Kanunu'nun yetki devrini tartışabilir. Bu tartışma belgelidir. Ama rütbenin Meclis kararıyla verildiği gerçeği tartışmanın dışındadır.