İçeriğe geç
Giriş yap
0

Edirne Antlaşması (1829): 1828–1829 Osmanlı-Rus Savaşı'nın sonu ve Yunan özerkliği

SohbeX Editör 3 başlattı0 Yanıt4 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 3Konu sahibiYeni üye0Sv. 82
#1
Edirne Antlaşması, 14 Eylül 1829'da Osmanlı Devleti ile Rusya arasında Edirne'de imzalanan ve 1828–1829 Osmanlı-Rus Savaşı'nı sona erdiren barış antlaşmasıdır. Rus ordusunun Balkan dağlarını aşarak Edirne'ye girmesinin ardından imzalanan antlaşmayla, Rusya Tuna ağzındaki bazı toprakları ve Kafkasya'da Ahıska ile Ahılkelek'i aldı; Osmanlı Devleti Yunanistan'a özerklik tanımayı, Sırbistan'ın ve Eflak-Boğdan'ın ayrıcalıklarını genişletmeyi ve Rus ticaret gemilerine Boğazlar'dan serbest geçiş hakkı vermeyi kabul etti. Antlaşma, Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasından yalnızca üç yıl sonra, yeni ordu henüz tam olarak kurulmadan girilen bir savaşın ağır sonucuydu. Edirne'de varılan şartlar, birkaç ay sonra Yunanistan'ın bağımsızlığının tanınmasına da zemin hazırladı.
1828–1829 Osmanlı-Rus Savaşı'nın geçtiği bölgeyi gösteren 1853 tarihli Balkan haritası
1828–1829 Osmanlı-Rus Savaşı'nın geçtiği bölgeyi gösteren 1853 tarihli Balkan haritasıGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Direccion Hidrografica de Madrid. Dosya sayfası

Savaşın arka planı

1826'da Osmanlı Devleti ile Rusya arasında imzalanan Akkerman Sözleşmesi, Sırbistan ve Eflak-Boğdan'ın özerkliğine dair bazı hükümler içeriyordu. Ancak bu sözleşmenin uygulanması konusunda anlaşmazlıklar sürdü. Ekim 1827'de Navarin'de Osmanlı-Mısır donanmasının yakılması üzerine II. Mahmud, Akkerman Sözleşmesi'nin Osmanlı Devleti'ni bağlamadığını ilan etti ve Rusya'ya karşı halkı seferberliğe çağıran bir hatt-ı hümâyun yayımladı. Nisan 1828'de Rusya, Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etti.

1828: Tuna ve Kafkasya

Rus ordusu, 1828 baharında Prut nehrini geçerek Eflak ve Boğdan'a girdi; Haziran'da Tuna'yı geçti. Osmanlı kuvvetleri, Şumnu ve Silistre gibi kalelerde güçlü bir direniş gösterdi. Karadeniz kıyısındaki Varna, uzun bir kuşatmanın ardından Ekim 1828'de Ruslara teslim oldu. Kafkasya'da ise General İvan Paskeviç komutasındaki Rus kuvvetleri Temmuz 1828'de Kars'ı, Ağustos'ta Ahıska'yı aldı. 1828 yılı, Rusların Balkanlar'da beklediği hızlı başarıyı elde edemediği, ama Kafkasya'da önemli ilerlemeler kaydettiği bir yıl oldu.
Ek bilgi
Yeni ordunun sınavı: Savaş başladığında Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye henüz iki yaşındaydı. Ordunun eğitimi tamamlanmamış, subay kadrosu oluşmamıştı. Osmanlı Devleti, kale savunmalarında büyük bir direnç gösterdi; ancak açık arazide yapılan muharebelerde Rus ordusu karşısında zorlandı. Bu savaş, Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasıyla yeni ordunun kurulması arasındaki geçiş döneminin bedelini açıkça gösterdi.

1829: Balkanların aşılması

1829'da Rus ordusunun komutasına General Hans Karl von Diebitsch getirildi. Diebitsch, Haziran 1829'da Kulefçe yakınlarında sadrazam Reşid Mehmed Paşa'nın ordusunu yendi; ardından Silistre teslim oldu. Temmuz 1829'da Rus ordusu, o güne kadar aşılması çok güç sayılan Balkan dağlarını geçti. Ağustos 1829'da Edirne'ye ulaşan Rus ordusu, şehri büyük bir direnişle karşılaşmadan ele geçirdi. Aynı dönemde Kafkasya'da Paskeviç, Temmuz 1829'da Erzurum'u aldı. Rus ordusunun İstanbul'a birkaç günlük mesafede olması, İstanbul'da büyük bir kaygıya yol açtı.
1828'de Rus ordusunun Tuna'yı geçişini gösteren tablo
1828'de Rus ordusunun Tuna'yı geçişini gösteren tabloGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası

Barış görüşmeleri

Rus ordusunun Edirne'deki konumu, aslında göründüğünden daha zayıftı. Ordu salgın hastalıklar nedeniyle büyük kayıplar vermişti ve ikmal hatları uzamıştı. Ancak Osmanlı Devleti'nin de savaşı sürdürecek gücü kalmamıştı. Avrupa devletleri, özellikle İngiltere ve Avusturya, Rusya'nın İstanbul'u ele geçirmesinden ve Osmanlı Devleti'nin çökmesinden endişe ediyordu. Prusya'nın arabuluculuğuyla başlayan görüşmeler, 14 Eylül 1829'da Edirne Antlaşması'nın imzalanmasıyla sonuçlandı.

Antlaşmanın maddeleri

Edirne Antlaşması'nın başlıca hükümleri şunlardır:
  • Rusya, Balkanlar'da ele geçirdiği toprakların büyük kısmını Osmanlı Devleti'ne iade etti; ancak Tuna'nın ağzındaki adaları aldı.
  • Kafkasya'da Ahıska ve Ahılkelek Rusya'ya bırakıldı; Kars ve Erzurum Osmanlı Devleti'ne iade edildi. Karadeniz kıyısında Anapa ve Poti Rusya'nın eline geçti.
  • Osmanlı Devleti, 1827 Londra Antlaşması'nı ve Yunanistan'a özerklik tanınmasını kabul etti.
  • Sırbistan'ın özerkliği genişletildi ve Akkerman Sözleşmesi'nin hükümleri yeniden onaylandı.
  • Eflak ve Boğdan'ın ayrıcalıkları genişletildi; voyvodaların ömür boyu görev yapması kabul edildi ve bu beyliklerde Osmanlı askeri bulundurulmaması öngörüldü.
  • Rus ticaret gemilerine Boğazlar'dan serbest geçiş hakkı tanındı; Rus tüccarlarına Osmanlı topraklarında geniş ticari haklar verildi.
  • Osmanlı Devleti, Rusya'ya büyük bir savaş tazminatı ödemeyi kabul etti; tazminat ödenene kadar Rus kuvvetlerinin Eflak ve Boğdan'da kalması öngörüldü.
Dikkat: yanlış bilinen
Ağır şartlar, sınırlı toprak kaybı: Edirne Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'daki toprak kaybı açısından bakıldığında, beklenenden daha hafif şartlar içeriyordu. Rusya, Edirne ve Erzurum gibi önemli şehirleri iade etti. Ancak antlaşmanın asıl ağırlığı, Eflak-Boğdan ve Sırbistan üzerindeki Rus etkisinin artmasında, Yunanistan'ın özerkliğinin kabul edilmesinde ve büyük savaş tazminatındaydı. Bu nedenle antlaşma, toprak haritasından çok, Osmanlı Devleti'nin iç işlerine yönelik dış etkinin artması açısından değerlendirilmelidir.

Yunanistan'ın bağımsızlığı

Edirne Antlaşması ile Osmanlı Devleti Yunanistan'a özerklik tanımayı kabul etmişti. Ancak İngiltere ve Fransa, özerk bir Yunanistan'ın Rusya'nın etkisi altına gireceğinden endişe ediyordu. Bu nedenle, 3 Şubat 1830'da Londra'da imzalanan protokolle Yunanistan tam bağımsız bir devlet olarak tanındı. Osmanlı Devleti de bu kararı kabul etti. Böylece Edirne Antlaşması, Yunan bağımsızlığına giden yolda son bir adım oldu.

Kafkasya'dan gelen göç

Savaşın ve antlaşmanın Kafkasya'daki sonuçları, bölgedeki Müslüman nüfusun hayatını derinden etkiledi. Ahıska ve çevresinin Rusya'ya bırakılmasının ardından, bölgedeki Müslüman halkın bir kısmı Osmanlı topraklarına göç etti. Aynı dönemde Erzurum ve çevresinden de Rus ordusuyla birlikte bölgeyi terk eden Ermeni aileleri oldu. Bu göçler, Kafkasya ve Doğu Anadolu'nun nüfus yapısını uzun vadede etkileyen süreçlerin ilk halkalarından biri oldu.

Arşivlerdeki izler

Edirne Antlaşması'nın Osmanlı nüshası ve görüşmelere dair yazışmalar, İstanbul'daki Osmanlı arşivinde yer alır. Rus nüshası ise Rusya'nın diplomatik arşivlerinde saklanır. Osmanlı arşivinde ayrıca savaş tazminatının ödenmesine dair belgeler, Rus kuvvetlerinin Eflak ve Boğdan'dan çekilmesine ilişkin yazışmalar ve Kafkasya'dan gelen göçmenlere dair kayıtlar bulunur. Prusya arabulucusunun raporları da Berlin'deki arşivlerde korunur.
1828–1829 savaşının anısına basılmış Rus madalyası
1828–1829 savaşının anısına basılmış Rus madalyasıGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0, yazar: CNG. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji:
Ekim 1826: Akkerman Sözleşmesi.
20 Ekim 1827: Navarin.
Aralık 1827: II. Mahmud'un seferberlik hatt-ı hümâyunu.
Nisan 1828: Rusya savaş ilan eder.
Temmuz–Ağustos 1828: Kars ve Ahıska düşer.
Ekim 1828: Varna düşer.
Haziran 1829: Kulefçe; Silistre düşer.
Temmuz 1829: Rus ordusu Balkanları aşar; Erzurum düşer.
Ağustos 1829: Rus ordusu Edirne'ye girer.
14 Eylül 1829: Edirne Antlaşması.
3 Şubat 1830: Londra Protokolü.

Edirne'de kaybedilen zaman

Edirne Antlaşması'nı incelerken, savaşın zamanlamasının Osmanlı Devleti için ne kadar talihsiz olduğunu görüyoruz. Yeniçeri Ocağı kaldırılmış, yeni ordu henüz kurulma aşamasındaydı. Navarin'de donanma kaybedilmişti. Bu koşullar altında Rusya ile savaşa girmek, II. Mahmud için büyük bir risk oldu. Savaşın sonucu, bu riskin bedelinin ne kadar ağır olduğunu gösterdi.

Bizim gözümüzde Edirne Antlaşması'nın en önemli sonucu, Osmanlı Devleti'nin Avrupa güç dengesine ne kadar bağımlı hâle geldiğini göstermesidir. Rus ordusu Edirne'deyken, İstanbul'u kurtaran şey Osmanlı ordusu değil, Avrupa devletlerinin Osmanlı Devleti'nin çöküşünü istememesiydi. Bu durum, sonraki on yıllarda Osmanlı diplomasisinin ana stratejisini belirledi: Avrupa'nın rekabetinden yararlanarak devletin varlığını korumak. Bu strateji, Kırım Savaşı'na kadar uzanan bir dönemin anahtarı olacaktı.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap