Tepedelenli Ali Paşa, XVIII. yüzyılın sonu ile XIX. yüzyılın başında Yanya merkezli geniş bir bölgeyi yöneten ve Osmanlı Devleti içinde neredeyse bağımsız bir güç hâline gelen validir. Bugünkü Arnavutluk'un güneyindeki Tepedelen'de doğdu; 1788'de Yanya sancağının yönetimini aldı ve sonraki otuz yılda Epir, Güney Arnavutluk ve Teselya'nın büyük kısmını kendi denetimine aldı. Napolyon Fransası ve İngiltere ile doğrudan yazıştı, Avrupalı gezginleri sarayında ağırladı. 1820'de II. Mahmud tarafından asi ilan edildi ve iki yıla yakın süren bir kuşatmanın ardından Ocak 1822'de öldürüldü. Bu sefer, Mora'da başlayan Yunan isyanının ilk döneminde Osmanlı kuvvetlerinin dikkatinin dağılmasına yol açtı. Tepedelenli Ali Paşa'yı gösteren XIX. yüzyıl litografisiGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Godefroy Engelmann. Dosya sayfası
Tepedelen'den Yanya'ya
Ali, 1740'lı yıllarda Tepedelen'de yerel bir ailenin çocuğu olarak doğdu; kesin doğum yılı kaynaklarda farklı verilir. Babası genç yaşta öldü ve ailenin bölgedeki konumunu korumak için annesi Hanko Hanım'ın önderliğinde zorlu bir mücadele verildi. Ali, gençliğinde bölgedeki yerel çekişmelerde kendini gösterdi. Osmanlı yönetimi adına derbent, yani dağ geçitlerinin güvenliğinden sorumlu görevler üstlendi. 1787–1792 Osmanlı-Rus ve Osmanlı-Avusturya savaşlarında devlete hizmet etti. 1788'de Yanya sancağını aldı; bu, onun bölgedeki gücünün başlangıcı oldu.
Bir bölgesel güç
Ali Paşa, sonraki yıllarda bölgedeki diğer yerel ailelerin gücünü kırarak etkisini genişletti. Oğulları Muhtar Paşa ve Veli Paşa'yı komşu sancaklaravali olarak atanmasını sağladı; böylece Teselya'dan Arnavutluk kıyılarına kadar uzanan bir alan aile denetimine girdi. Yanya'da güçlü bir kale ve saray inşa etti; şehir, onun döneminde bölgenin ticaret ve kültür merkezlerinden biri oldu. Ali Paşa'nın sarayında Rumca, Arnavutça ve Türkçe konuşuluyor, resmî yazışmaların bir kısmı Rumca yapılıyordu. Bu durum, onun çok dilli ve çok dinli bir bölgeyi yönetme biçimini yansıtır.
Ek bilgi
Avrupalı konuklar: Ali Paşa'nın sarayı, XIX. yüzyılın başında pek çok Avrupalı gezgin tarafından ziyaret edildi. İngiliz şair Lord Byron1809'da arkadaşı John Cam Hobhouse ile birlikte Tepedelen'de Ali Paşa'yı ziyaret etti ve bu ziyareti mektuplarında ve şiirlerinde anlattı. Fransız ve İngiliz konsolosları Yanya'da görev yaptı; Ali Paşa, Napolyon savaşları sırasında her iki devletle de pazarlıklar yürüttü. Bu ilişkiler, onun İstanbul'dan bağımsız bir dış politika izlediği yönündeki kaygıları artırdı.
Savaşlar ve genişleme
1798'de Ali Paşa, Fransızların Venedik'ten aldığı kıyı kasabalarından Preveze'yi ele geçirdi. Sonraki yıllarda Epir'in dağlık bölgesindeki Sulyot topluluğuna karşı uzun bir mücadele verdi; 1803'te Sulyotların büyük kısmı bölgeyi terk etmek zorunda kaldı. 1819'da İngiltere'nin elindeki Parga kasabası, bir anlaşmayla Ali Paşa'ya bırakıldı; kasabanın Hristiyan halkının büyük kısmı İyon Adaları'na göç etti. Bu olaylar, bölgenin farklı topluluklarının hafızasında derin izler bıraktı. Tepedelenli Ali Paşa'nın 1818 tarihli bir buyruldusuGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Ali Pasha of Ioannina (1740-1822). Dosya sayfası
İstanbul ile kopuş
II. Mahmud, merkezî otoriteyi güçlendirme politikasının bir parçası olarak taşradaki güçlü ayanların etkisini azaltmaya kararlıydı. Ali Paşa ise bu dönemde en güçlü ayanlardan biriydi. 1820'de, Ali Paşa'nın eski adamlarından olup İstanbul'da bulunan Paşo Bey'e karşı bir suikast girişiminde bulunduğu ortaya çıktı. Bunun üzerine padişah, Ali Paşa'yı asi ilan etti ve görevlerinden aldı. Ali Paşa'nın oğulları da kısa sürede kendi bölgelerindeki görevlerini kaybetti.
Yanya kuşatması
1820 yazında Osmanlı kuvvetleri Yanya'yı kuşattı. Ali Paşa, Yanya Kalesi'nde güçlü bir savunma kurdu ve kuşatma beklenenden çok daha uzun sürdü. Bu sırada Ali Paşa'nın, Osmanlı Devleti'ne karşı ayaklanmaya hazırlanan Rum çevreleriyle temas kurduğu ve Sulyotlarla bile uzlaştığı bilinir. 1821'de Mora'da Yunan isyanı başladığında, Osmanlı ordusunun önemli bir kısmı hâlâ Yanya önlerindeydi. Kuşatmanın komutanı Hurşid Ahmed Paşa, ancak 1822'nin başında kaleyi düşürebildi.
Dikkat: yanlış bilinen
Farklı hafızalar: Arnavutluk'ta Ali Paşa, çoğu zaman güçlü bir yerel önder ve bölgesel bir devlet kurucu olarak anılır. Yunanistan'da ise hem zalim bir yönetici hem de Yanya'yı kültür merkezi hâline getiren bir hükümdar olarak karmaşık bir hatırası vardır. Türk tarih yazımında ise o, merkezî otoriteye karşı ayaklanan ve devleti en zor zamanda zayıflatan bir ayan olarak ele alınır. Belgeler, bu yorumların her birinin kendi içinde haklı yanları olduğunu gösteriyor.
Ölümü
Ocak 1822'de kalenin büyük kısmı düşünce Ali Paşa, Yanya Gölü'ndeki adada bulunan bir manastıra çekildi. Burada Hurşid Paşa'nın adamlarıyla yapılan görüşmeler sırasında çıkan çatışmada öldürüldü. Başı İstanbul'a gönderildi; bedeni ise Yanya Kalesi'nde, Fethiye Camii'nin yanında defnedildi. Mezarı bugün de kalenin içinde, Bizans dönemi surlarıyla çevrili alanda ziyaret edilebilir. Ali Paşa'nın öldürüldüğü manastır da bugün gölün adasında bir müze olarak korunur.
Arşivlerdeki izler
Ali Paşa'nın yönetimine dair belgeler, olağanüstü zengin bir koleksiyon oluşturur. Onun Rumca yazışmalarının önemli bir kısmı, Yunanistan'daki arşivlerde korunur ve yayımlanmıştır. Osmanlı arşivinde ise Ali Paşa ile İstanbul arasındaki yazışmalar, onun hakkında yapılan şikâyetler, malları üzerine tutulan müsadere defterleri ve kuşatmaya dair raporlar bulunur. İngiltere ve Fransa arşivlerindeki konsolosluk raporları da Ali Paşa'nın dış ilişkilerini ayrıntılı biçimde aktarır. Yanya Kalesi'nde Fethiye Camii yanındaki Tepedelenli Ali Paşa'nın mezarıGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0, yazar: Χαράλαμπος Γκούβας (Harrygouvas). Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji: 1740'lar: Ali, Tepedelen'de doğar. 1788: Yanya sancağını alır. 1798: Preveze'yi ele geçirir. 1803: Sulyotlarla mücadele; Sulyotlar bölgeyi terk eder. 1809: Lord Byron'ın ziyareti. 1819: Parga Ali Paşa'ya bırakılır. 1820: Asi ilan edilir; Yanya kuşatması başlar. Mart 1821: Mora'da Yunan isyanı başlar. Ocak 1822: Ali Paşa öldürülür.
Yanya'daki ikinci merkez
Tepedelenli Ali Paşa'nın hayatı bize, XIX. yüzyılın başında Osmanlı Devleti'nde taşradaki güçlerin ne kadar büyüyebildiğini gösteriyor. Ali Paşa, kendi ordusu, kendi diplomasisi ve kendi sarayıyla, İstanbul'a bağlı ama kendi kurallarıyla işleyen bir "ikinci merkez" kurdu. Bu yapı, uzun yıllar boyunca İstanbul'un işine de geldi; çünkü Ali Paşa, sınır bölgesinde güvenliği sağlıyor ve devlete asker gönderiyordu.
Ancak II. Mahmud'un merkeziyetçi politikası, bu tür ikinci merkezlerin varlığını kabul etmiyordu. Ali Paşa'ya karşı açılan sefer, merkezî otoritenin yeniden kurulması açısından bir başarıydı; ama bu başarının bedeli, Yunan isyanının ilk aylarında Mora'daki Osmanlı kuvvetlerinin zayıf kalması oldu. Bu durum, merkezileşmenin kısa vadede nasıl ağır bedeller doğurabileceğinin çarpıcı bir örneğidir. Ali Paşa'nın mezarının bugün Yunanistan'daki bir kalenin içinde durması da Osmanlı sonrası Balkanlar'ın iç içe geçmiş tarihinin sessiz bir tanığı.