Ahşap evlerin sık dokulu mahalleler oluşturduğu İstanbul'da yangın, yüzyıllar boyunca şehrin en büyük felaketlerinden biri oldu. Bir evde çıkan küçük bir kıvılcım, rüzgârın da etkisiyle kısa sürede binlerce evi kül edebiliyordu. Osmanlı yönetimi, yangınlara karşı farklı dönemlerde farklı önlemler aldı. On sekizinci yüzyılın başında kurulan tulumbacı ocağı, on dokuzuncu yüzyılda belediye ve ordu bünyesindeki tulumba ekipleri ve sonunda 26 Eylül 1874'te kurulan askerî İtfaiye Alayı, bu çabaların başlıca aşamalarıdır. Bu yazıda İstanbul'da yangınla mücadelenin nasıl örgütlendiğini, tulumbacıları, Kont Széchenyi'nin kurduğu modern itfaiyeyi ve bu teşkilatın şehir hayatındaki yerini ele alıyoruz.
İstanbul'da bir yangın tulumbası ve itfaiyecilerGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Abdullah frères. Dosya sayfası
Erken dönemde yangınla mücadele
On altıncı ve on yedinci yüzyıllarda İstanbul'da yangın söndürme işi, büyük ölçüde yeniçerilerin ve mahalle halkının sorumluluğundaydı. Yangın çıktığında yeniçeri ağası ve askerleri yangın yerine gider, alevlerin yayılmasını önlemek için çevredeki evleri yıkardı. Su taşımak için kovalar ve testiler kullanılırdı; ancak bu yöntemler büyük yangınlar karşısında yetersiz kalıyordu. Devlet, ahşap ev yapımını sınırlamak, evlerin arasında boşluk bırakılmasını ve kârgir yapıların yaygınlaşmasını sağlamak için çeşitli fermanlar çıkardı. Ev sahiplerinin evlerinde merdiven ve su fıçısı bulundurması da bu fermanlarla zorunlu tutuldu.
Yangınların erken fark edilmesi için şehrin yüksek noktalarında gözetleme yerleri kullanıldı. On dokuzuncu yüzyılda Beyazıt Kulesi ve Galata Kulesi, yangın gözetleme kuleleri olarak hizmet verdi. Kulelerdeki görevliler, şehirde bir yangın gördüklerinde işaretlerle haber verir, bekçiler de sokaklarda "Yangın var!" diye bağırarak halkı uyarırdı. Beyazıt Kulesi'nde yangının yönünü göstermek için gündüz sepetler, gece fenerler asılırdı.
Gerçek Davud ve tulumbacılar
İstanbul'da yangın söndürmede ilk köklü değişiklik, III. Ahmed döneminde, 1720 yılında gerçekleşti. Kaynaklarda Gerçek Davud adıyla anılan ve sonradan Müslüman olan bir yabancı, el ile çalıştırılan yangın tulumbasını İstanbul'a tanıttı. Bu tulumba, suyu basınçla fışkırtarak yangına uzaktan müdahale etmeyi sağlıyordu. Gerçek Davud'un önderliğinde yeniçeri ocağına bağlı bir tulumbacı ocağı kuruldu ve Davud Ağa bu ocağın başına getirildi. Gerçek Davud'un mezar taşı, bugün Edirnekapı'daki itfaiye şehitliğinde bulunur.
Tulumbacılar, zamanla şehrin farklı semtlerinde örgütlendi. Yeniçeri Ocağı'nın 1826'da kaldırılmasından sonra tulumbacılık, mahalle halkı arasından çıkan gönüllü gruplara dönüştü. Bu gruplara mahalle tulumbacıları denirdi. Tulumbacılar, yangın haberi alınca tulumbayı omuzlarında taşıyarak koşar, yangın yerine en önce varmak için birbirleriyle yarışırdı. Yangın söndürüldükten sonra ev sahiplerinden bahşiş alırlardı. Bu durum, zaman zaman tulumbacı grupları arasında kavgalara ve yangın yerinde pazarlıklara da yol açıyordu.
Ek bilgi
YAYGIN İDDİA İstanbul'da modern itfaiye Cumhuriyet döneminde kurulmuştur; Osmanlı döneminde yalnızca gönüllü tulumbacılar vardı.
Ek bilgi
DOĞRUSU
Gönüllü mahalle tulumbacıları uzun süre faaliyet gösterse de 26 Eylül 1874'te Kont Ödön Széchenyi'nin rehberliğinde askerî disiplinle çalışan, tabur esasına dayalı bir İtfaiye Alayı kuruldu. Alayın taburları sonraki yıllarda tamamlandı.
Yangın gözetleme kulesi olarak kullanılan Beyazıt KulesiGörsel: Wikimedia Commons, CC BY 2.0, yazar: Manjeet Bawa. Dosya sayfası
Belediye ve ordu dönemi
1826'dan sonra yangın söndürme işleri, seraskerliğe bağlı bir teşkilata bırakıldı. Bu teşkilat, Serasker Kapısı'nda örgütlendi ve askerî tulumba ekipleri oluşturuldu. 1855'te kurulan Şehremaneti'nin gelişmesiyle birlikte, yangın söndürme hizmetleri de belediye örgütünün görevleri arasına girmeye başladı. 1868 yılında İstanbul'un belediye dairelerine ayrılmasıyla birlikte, bu dairelerin her birinde tulumba ekipleri oluşturuldu. Ancak bu ekiplerin donanımı ve eğitimi yetersizdi; büyük yangınlar karşısında yine çaresiz kalınıyordu.
Bu yetersizlik, 1870 yılında Beyoğlu'nda çıkan büyük yangında açıkça görüldü. Yangın, Beyoğlu'nun önemli bir kısmını yok etti; binlerce bina kül oldu ve sigorta şirketleri büyük zarara uğradı. Sigorta şirketleri, Bâbıâli'ye başvurarak düzenli bir itfaiye teşkilatı kurulmasını istedi. Hükümet, Avrupa ülkelerindeki itfaiye örgütlerini inceletti ve bir uzman getirmeye karar verdi.
Kont Ödön Széchenyi ve İtfaiye Alayı
Seçilen uzman, Macar itfaiyesinin kurucusu olarak tanınan Kont Ödön Széchenyi oldu. Széchenyi, ünlü Macar devlet adamı István Széchenyi'nin oğluydu ve Budapeşte'de gönüllü itfaiye teşkilatını kurmuştu. İstanbul'a ilk kez 1871'de geldi ve başkent için askerî bir itfaiye örgütü kurulmasını önerdi. 1874 yılının Ekim ayında kalıcı olarak İstanbul'a yerleşti. Gelişinden kısa süre önce, 26 Eylül 1874'te oluşturulan ilk tabur, dört taburdan oluşacak İtfaiye Alayı'nın çekirdeği kabul edildi.
Széchenyi, yangın söndürme işinin askerî disiplinle yürütülmesini benimsedi. İkinci tabur 1876'da, üçüncü tabur 1877'de kuruldu. Üsküdar'daki dördüncü tabur 1890'da oluşturuldu; bunun ardından donanmaya bağlı bir Bahriye İtfaiye Taburu da teşkil edildi. Alay, modern tulumbalar ithal etti, itfaiyecilere düzenli eğitim verdi ve hiyerarşik bir yapıya kavuştu. Széchenyi yangın yerlerinde taburları bizzat yönetiyor, söndürme çalışmalarına kendisi de katılıyordu. II. Abdülhamid, onu 1883'te ferikliğe yükseltti. Halk arasında Széchenyi Paşa adıyla tanınan Kont, yaklaşık kırk yıl boyunca itfaiye alaylarının komutanı olarak görev yaptı.
Tarih notu
Kronoloji 1720: Gerçek Davud'un tulumbayı tanıtması; tulumbacı ocağının kurulması. 1826: Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması; yangın işlerinin seraskerliğe geçmesi. 1855: Şehremaneti'nin kurulması. 1868: Belediye dairelerinde tulumba ekiplerinin oluşturulması. 1870: Büyük Beyoğlu yangını. 26 Eylül 1874: İtfaiye Alayı'nın ilk taburunun kurulması. 1876–1890: İkinci, üçüncü ve dördüncü taburların kurulması.
Taşraya yayılan itfaiye
II. Abdülhamid, Széchenyi Paşa'yıvilayet merkezlerinde ve kalabalık sancaklarda da itfaiye bölükleri kurmakla görevlendirdi. Paşa, taşra itfaiyelerinin durumunu ve ihtiyaçlarını belirlemek için bir istatistik formu hazırladı ve şehirlerin itfaiye örgütlenmesine dair bir nizamname kaleme aldı. Böylece İstanbul'da başlayan modern itfaiye anlayışı, imparatorluğun başka şehirlerine de yayılmaya başladı. Bu arada mahalle tulumbacıları da varlıklarını uzun süre sürdürdü; yirminci yüzyılın başlarına kadar şehrin kenar semtlerinde gönüllü tulumbacı grupları faaliyet gösterdi.
Tulumbacı kültürü
Mahalle tulumbacıları, İstanbul'un gündelik hayatında renkli bir yer tuttu. Yalın ayak koşan, kendine özgü kıyafetleri ve sözleriyle tanınan tulumbacılar, şehir folklorunun bir parçası hâline geldi. Tulumbacı destanları, maniler ve türküler, onların cesaretini ve yaşam tarzını anlatırdı. Bugün İstanbul'un bazı semtlerinde Tulumbacı adını taşıyan sokaklar, bu geleneğin hatırasını yaşatır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi İtfaiyesi de kuruluş tarihini 1874 olarak kabul eder ve bu tarihi her yıl anar.
İstanbul itfaiyesini değerlendirmek: yangın şehrinde bir teşkilatın doğuşu
İstanbul itfaiyesinin tarihi, bir şehrin en büyük tehlikesine karşı yüzyıllar boyunca nasıl çözüm aradığının hikâyesidir. Yeniçerilerin ev yıkarak alevleri durdurmaya çalıştığı dönemden Gerçek Davud'un tulumbasına, mahalle tulumbacılarından Széchenyi Paşa'nın askerî disiplinle çalışan alayına uzanan çizgi, hem teknolojinin hem de örgütlenme anlayışının değişimini yansıtır. Gönüllü tulumbacılar, mahalle dayanışmasının ve şehir kültürünün canlı bir parçasıydı; ancak bahşişe dayalı düzenleri ve aralarındaki rekabet, büyük yangınlar karşısında etkili bir mücadeleyi zorlaştırıyordu. 1870Beyoğlu yangını, bu düzenin sınırlarını acı biçimde gösterdi ve sigortacıların baskısıyla birlikte reformu kaçınılmaz kıldı. Bir Macar uzmanın İstanbul'a getirilmesi, Osmanlı yönetiminin farklı ülkelerin deneyiminden yararlanmaya açık olduğunu gösterir. Széchenyi Paşa'nın kırk yıla yakın hizmeti ise bu iş birliğinin ne kadar kalıcı sonuçlar doğurduğunu kanıtlar. Taşraya yayılan itfaiye bölükleri ve hazırlanan nizamnameler, İstanbul'daki deneyimin bütün imparatorluğa örnek alındığını ortaya koyar. Bugün İstanbul itfaiyesinin kuruluşunu 1874'e dayandırması, bu mirasın kesintisiz biçimde sürdüğünü gösterir. İstanbul itfaiyesini anlamak, bir şehrin güvenliğinin hem kurumsal düzen hem de mahalle dayanışmasıyla sağlandığını görmek demektir.