Osmanlı basın tarihinde 1831 yılında yayımlanmaya başlayan Takvim-i Vekayi, devletin resmî gazetesi olarak ilk sırada yer alır. Ancak resmî olmayan, yani bir kişinin kendi girişimiyle çıkardığı ilk Türkçe gazete Ceride-i Havadis'tir. Bu gazete, 1840 yılında İstanbul'da yaşayan İngiliz tüccar William Churchill tarafından yayımlanmaya başladı. "Haberler gazetesi" anlamına gelen Ceride-i Havadis, Kırım Savaşı yıllarında savaş haberleriyle büyük ilgi gördü ve Osmanlı okurunu düzenli haber okuma alışkanlığıyla tanıştıran yayınlardan biri oldu. Bu yazıda gazetenin nasıl ortaya çıktığını, Churchill'in kim olduğunu, gazetenin içeriğini ve Türk basınına etkisini inceliyoruz.
1840 Mısır bunalımına dair bir İngiliz gazetesi sayfasıGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: The Times of London. Dosya sayfası
Bir av kazasından gazete imtiyazına
William Churchill, İstanbul'da ticaretle uğraşan bir İngilizdi. Onun adı, gazeteden önce bir diplomatik olayla duyuldu. 1836 yılında İstanbul yakınlarında avlanırken açtığı ateşle bir çocuğun yaralandığı ileri sürüldü. Churchill tutuklandı ve dövüldü. İngiliz elçisi Lord Ponsonby, bu muameleyi kapitülasyonların ihlali olarak gördü ve Osmanlı hükümetine sert bir tepki gösterdi. Olay, iki devlet arasında bir krize dönüştü ve dışişlerinden sorumlu Akif Paşa'nın görevden alınmasıyla sonuçlandı.
Bu krizin ardından Osmanlı hükümeti, Churchill'e tazminat olarak çeşitli ayrıcalıklar tanıdı. Bu ayrıcalıklar arasında bir gazete çıkarma izni de vardı. Churchill, bu izinle birkaç yıl sonra Ceride-i Havadis'i yayımlamaya başladı. Böylece Türk basın tarihinin önemli bir sayfası, bir av kazası ve diplomatik bir krizle açılmış oldu.
İlk sayılar ve yayın düzeni
Ceride-i Havadis'in ilk sayısı 1840 yılının yaz aylarında çıktı. Gazete başlangıçta haftalık olarak yayımlandı; ancak yayın düzeni zaman zaman aksadı. Okur sayısı başlangıçta azdı. Okuma yazma oranının düşük olduğu, gazete okuma alışkanlığının henüz yerleşmediği bir dönemde, gazete hükümetin desteğine ihtiyaç duydu. Osmanlı hükümeti gazeteye mali yardım yaptı ve belirli sayıda abonelik satın aldı. Bu destek, gazetenin yarı resmî bir nitelik kazanmasına yol açtı.
Gazetede yurt içi ve yurt dışı haberler, hükümet kararları, ticari ilanlar, fiyat listeleri ve zaman zaman bilimsel yazılar yer alıyordu. Avrupa'daki gelişmeler, İngiliz ve Fransız gazetelerinden çevrilerek okura sunuluyordu. 1840 yılı, MısırvalisiKavalalı Mehmed Ali Paşa ile Osmanlı arasındaki bunalımın Avrupa devletlerinin müdahalesiyle çözüldüğü yıldı; bu tür uluslararası gelişmeler, gazetenin sayfalarına taşınan konulardandı.
Ek bilgi
YAYGIN İDDİA
Ceride-i Havadis, Osmanlı'nın ilk Türkçe gazetesidir.
Ek bilgi
DOĞRUSU
İlk Türkçe gazete, 1831 yılında devlet tarafından çıkarılan Takvim-i Vekayi'dir. Ondan önce de Mısır'da 1828 yılında Türkçe ve Arapça yayımlanan Vekayi-i Mısriyye vardı. Ceride-i Havadis'in önceliği, devlet dışından bir kişinin çıkardığı ilk Türkçe gazete olmasıdır.
Edirne gazetesinin 8 Nisan 1868 tarihli 24. sayısıGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Edirne. Dosya sayfası
Kırım Savaşı: haberin değeri yükseliyor
Ceride-i Havadis'in en parlak dönemi, 1853–1856Kırım Savaşı yıllarıdır. Savaş, Osmanlı kamuoyunda büyük bir merak uyandırdı. İnsanlar cephedeki gelişmeleri, müttefik İngiliz ve Fransız ordularının hareketlerini ve Rus ordusunun durumunu öğrenmek istiyordu. Churchill bu ilgiyi fark etti ve cepheye muhabir gönderdi. Böylece Ceride-i Havadis, savaş muhabirliği yapan ilk Türkçe gazetelerden biri oldu.
Bu dönemde gazete, haberleri daha sık yayımlamak için ek sayılar ve haber bültenleri çıkardı. Kahvehanelerde gazetenin yüksek sesle okunması, okuma yazma bilmeyenlerin de haberlere ulaşmasını sağladı. Kahvehane okumaları, Osmanlı'da gazetenin toplumsal etkisini artıran önemli bir gelenekti. Gazetenin satışları savaş yıllarında belirgin biçimde arttı.
Edebiyatçıların yetiştiği yer
Ceride-i Havadis, yalnızca bir haber gazetesi değil, aynı zamanda genç yazarların yetiştiği bir okul oldu. Tanzimat edebiyatının önemli isimlerinden bazıları, ilk yazılarını bu gazetede yayımladı. Gazetenin yazı kadrosunda çalışan ve çeviriler yapan kişiler arasında Şinasi'nin de bulunduğu belirtilir. Şinasi, ilk şiirlerinden bazılarını burada yayımladı ve sonradan kendi gazetesini kurmak için bu deneyimden yararlandı.
Gazete, Batı'dan yapılan çeviriler aracılığıyla Osmanlı okurunu yeni düşüncelerle de tanıştırdı. Bilimsel buluşlar, Avrupa'daki siyasi gelişmeler ve ekonomik konular, sade bir dille anlatılmaya çalışıldı. Ancak gazetenin dili, dönemin resmî yazışma geleneğinin etkisiyle çoğu zaman ağır ve süslüydü. Daha sade bir dil arayışı, sonraki gazetelerde güçlenecekti.
Ruzname-i Ceride-i Havadis ve gazetenin sonu
Churchill'in ölümünden sonra gazeteyi oğlu Alfred Churchill devraldı. Gazete 1860 yılından sonra bir süre günlük olarak da yayımlandı ve bu günlük yayın Ruzname-i Ceride-i Havadis adıyla çıktı. Ancak bu dönemde yeni gazetelerin ortaya çıkması, Ceride-i Havadis'in rekabet gücünü azalttı. 1860 yılında Agâh Efendi ve Şinasi'nin çıkardığı Tercüman-ı Ahvâl, 1862 yılında ise Şinasi'nin Tasvir-i Efkâr'ı, Osmanlı basınına yeni bir ses getirdi. Ceride-i Havadis, 1860'ların ikinci yarısında yayın hayatına son verdi.
Tarih notu
Kronoloji 1831: Takvim-i Vekayi'nin yayına başlaması. 1836: Churchill olayı ve Osmanlı-İngiliz diplomatik krizi. 1840: Ceride-i Havadis'in ilk sayısı. 1853–1856: Kırım Savaşı; gazetenin savaş haberleriyle öne çıkması. 1860: Tercüman-ı Ahvâl'in yayına başlaması; Ruzname-i Ceride-i Havadis'in günlük yayını. 1862: Tasvir-i Efkâr'ın yayına başlaması. 1860'ların ikinci yarısı: Ceride-i Havadis'in kapanması.
Taşra basınına uzanan yol
Ceride-i Havadis'in açtığı yol, yalnızca İstanbul'daki özel gazetelerle sınırlı kalmadı. 1864Vilayet Nizamnamesi'nden sonra vilayetlerde resmî gazeteler çıkarılmaya başlandı. Tuna, Bosna, Halep, Trabzon ve Edirne gibi vilayetlerde yayımlanan bu gazeteler, hem hükümet duyurularını hem de yerel haberleri içeriyordu. Edirne'de 1860'ların sonunda çıkan gazete, bu taşra basınının örneklerinden biridir. Böylece gazete okuma alışkanlığı başkentin dışına da yayıldı.
Gazetenin ekonomisi: abone, ilan ve kâğıt
Bir gazete çıkarmak, on dokuzuncu yüzyıl İstanbul'unda kolay bir iş değildi. Kâğıt büyük ölçüde Avrupa'dan getiriliyor, harfler ve baskı makineleri yabancı ustaların bilgisiyle işletiliyordu. Ceride-i Havadis'in gelirleri üç kaynağa dayanıyordu: abone bedelleri, ticari ilanlar ve hükümetin yaptığı yardım. Abonelerin önemli kısmı devlet memurları, tüccarlar ve okumuş kesimdi. Gazete, taşraya posta ve ulaklarla ulaştırılıyordu; bu nedenle İstanbul dışındaki okurlar haberleri çoğu zaman günler sonra okuyabiliyordu. İlan sayfaları ise İstanbul'un ticari hayatına dair değerli bilgiler içerir: satılık mallar, gemi seferleri, açık artırmalar ve yeni açılan dükkânlar. Bu ilanlar, bugün tarihçiler için dönemin ekonomik hayatını izlemenin kaynaklarından biridir.
Ceride-i Havadis'in hikâyesi, Osmanlı basınının doğuşunun ne kadar beklenmedik yollardan geçtiğini gösterir. Bir av kazası, bir diplomatik kriz ve bir tazminat anlaşması, Türk basın tarihinin önemli bir sayfasını açtı. Gazetenin bir yabancı tarafından çıkarılması, Tanzimat döneminde Osmanlı ile Avrupa arasındaki yoğun ilişkilerin bir yansımasıydı. Hükümetten mali destek alması ise onun tamamen bağımsız olmadığını, yarı resmî bir çizgide durduğunu gösterir. Buna rağmen gazete, Kırım Savaşı'nda cepheye muhabir göndererek haberciliği yeni bir aşamaya taşıdı ve okuru düzenli haber izlemeye alıştırdı. Kahvehanelerde yüksek sesle okunan sayfalar, gazetenin etkisini okuma yazma bilenlerin ötesine taşıdı. Şinasi gibi genç yazarların burada yetişmesi, Ceride-i Havadis'i sonraki fikir gazetelerinin hazırlık okulu yaptı. Gazetenin ağır dili ise sade bir basın dili ihtiyacını açıkça ortaya koydu; bu ihtiyaç, Tercüman-ı Ahvâl ve Tasvir-i Efkâr ile karşılanmaya başladı. Ticari ilanlarla ayakta durmaya çalışması da, Osmanlı'da basının bir iş kolu olarak nasıl doğduğunu gösterir. Bir yabancının kurduğu bu gazete, zamanla Osmanlı yazarlarının kendi seslerini bulduğu bir zemine dönüştü. Ceride-i Havadis'i anlamak, Osmanlı'da kamuoyu denen yeni gücün nasıl doğduğunu görmek için iyi bir başlangıç noktasıdır.