İçeriğe geç
Giriş yap
0

Ticaret mahkemeleri (1840–1879): Galata'nın tüccarları ve karma yargının doğuşu

Ilgaz Toprakçı başlattı0 Yanıt0 Görüntülenme0 takipçi

Ilgaz ToprakçıKonu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1
Tanzimat döneminde Osmanlı hukukunda yapılan yeniliklerin ilk adımlarından biri, ticari uyuşmazlıklara bakan özel mahkemelerin kurulmasıdır. Bu mahkemeler, kadı mahkemelerinin yanında ayrı bir yargı yolu açtı ve Osmanlı'da "nizamiye" adı verilen yeni mahkeme düzeninin öncüsü oldu. Özellikle İstanbul'un ticaret merkezi Galata'da, yabancı tüccarlarla Osmanlı tüccarları arasındaki davalara bakmak için kurulan ve sonradan karma bir yapı kazanan bu mahkemeler, Osmanlı'nın dünya ekonomisiyle bütünleşmesinin hukuktaki yansımasıdır. Bu yazıda ticaret mahkemelerinin nasıl ortaya çıktığını, hangi kanunları uyguladığını, yabancı üyelerin neden bu mahkemelerde yer aldığını ve sonraki adli düzenlemelere etkisini inceliyoruz.
Galata Köprüsü ve Galata semti, on dokuzuncu yüzyıl sonu
Galata Köprüsü ve Galata semti, on dokuzuncu yüzyıl sonuGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Abdullah frères. Dosya sayfası

Ticaretin büyümesi ve yeni ihtiyaçlar

On dokuzuncu yüzyılın ilk yarısında Osmanlı Devleti'nin Avrupa ile ticareti hızla büyüdü. 1838 yılında İngiltere ile imzalanan Balta Limanı Ticaret Antlaşması, yabancı tüccarlara Osmanlı pazarında geniş haklar tanıdı ve tekelleri büyük ölçüde kaldırdı. Benzer antlaşmalar diğer Avrupa devletleriyle de imzalandı. Bu gelişmeler, İstanbul, İzmir, Selanik ve Beyrut gibi liman şehirlerinde ticaretin yoğunlaşmasına yol açtı.

Ticaretin büyümesi, uyuşmazlıkların da artması demekti. Senetler, poliçeler, ortaklıklar, iflaslar ve deniz taşımacılığıyla ilgili davalar, kadı mahkemelerinin geleneksel usulleriyle çözülmekte zorlanıyordu. Ayrıca kapitülasyonlar nedeniyle yabancı tüccarlar kendi konsolosluklarının yargısına tabiydi. Bir Osmanlı tüccarı ile bir yabancı tüccar arasındaki davada hangi mahkemenin yetkili olacağı, sık sık tartışma konusu oluyordu.

İlk adım: 1840 ve Ticaret Meclisi

1839 yılında Tanzimat Fermanı'nın ilanından kısa süre sonra, ticaret işlerini düzenlemek için Ticaret Nezareti örgütlendi. Bu nezaretin bünyesinde, ticari davalara bakmak üzere bir meclis kuruldu. 1840 yılında faaliyete başlayan bu meclis, Osmanlı'daki ilk ticaret mahkemesi olarak kabul edilir. Mecliste Osmanlı tüccarlarının yanında, yabancı tüccarlar arasından seçilen üyeler de bulunuyordu.

Bu meclisin kuruluşu, Osmanlı yargısında önemli bir değişikliğin işaretiydi. İlk kez şer'iyye mahkemelerinin dışında, belirli bir alana özgü ve kadıdan farklı üyelerden oluşan bir yargı organı ortaya çıkıyordu. Meclisin kararları, ticari teamüllere ve sonradan kabul edilecek yazılı kanunlara dayanacaktı.
Ek bilgi
YAYGIN İDDİA
Tanzimat ile kadı mahkemeleri kaldırılmış ve yerlerine Avrupa tipi mahkemeler kurulmuştur.
Ek bilgi
DOĞRUSU
Kadı mahkemeleri Tanzimat'tan sonra da varlığını sürdürdü; aile hukuku, miras ve vakıf gibi alanlarda yetkili olmaya devam ettiler. Ticaret mahkemeleri ve sonradan kurulan nizamiye mahkemeleri, onların yanında ayrı yargı yolları olarak gelişti. Osmanlı'da bu nedenle uzun süre birden fazla mahkeme düzeni yan yana yaşadı.
Galata'da bir sokak, on dokuzuncu yüzyıl sonu
Galata'da bir sokak, on dokuzuncu yüzyıl sonuGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Abdullah frères. Dosya sayfası

1850 Kanunnâme-i Ticaret

Ticaret mahkemelerinin uygulayacağı yazılı bir kanunun hazırlanması gerekiyordu. 1850 yılında yürürlüğe giren Kanunnâme-i Ticaret, bu ihtiyaca cevap verdi. Kanun, büyük ölçüde 1807 tarihli Fransız Ticaret Kanunu'ndan, yani Code de commerce'ten yararlanılarak hazırlandı. Şirketler, ticari defterler, poliçeler ve iflas gibi konuları düzenledi.

Bu kanun, Osmanlı'da Batı kaynaklı ilk büyük kanunlaştırma örneklerinden biridir. Kabulü sırasında bazı çevrelerin tepkisi oldu; özellikle faiz gibi konularda İslam hukukuyla çelişen hükümler tartışıldı. Ancak ticaretin gereklilikleri ve Avrupa ile ilişkiler, kanunun yürürlüğe girmesini sağladı. Kanunnâme-i Ticaret'i, 1861 yılında ticaret mahkemelerinde izlenecek yargılama usulünü düzenleyen bir nizamname ve 1863 yılında deniz ticaretini düzenleyen Ticaret-i Bahriye Kanunnamesi izledi.

Karma yapı: yabancı üyeler neden vardı?

Ticaret mahkemelerinin en dikkat çekici özelliği, karma bir yapıya sahip olmalarıydı. Bir Osmanlı tebaası ile bir yabancı arasındaki davalarda, mahkeme heyetinde yabancı tüccarlar arasından seçilen üyeler de yer alırdı. Bu uygulama, kapitülasyonların getirdiği hukuki durumun bir sonucuydu. Avrupa devletleri, kendi vatandaşlarının yalnızca Osmanlı yargıçları tarafından yargılanmasını kabul etmiyordu. Karma mahkeme, bu soruna bir uzlaşma yolu olarak geliştirildi.

Mahkemelerde davalar Türkçe görülse de, tercümanlar aracılığıyla yabancı taraflar da sürece katılabiliyordu. Konsoloslukların tercümanları, kendi vatandaşlarının davalarında hazır bulunurdu. Bu yapı, Osmanlı egemenliğini tamamen sınırlamasa da, yabancı devletlerin Osmanlı yargısı üzerinde etkili olabildiğini gösterir.

Galata: davaların görüldüğü dünya

İstanbul'daki ticaret mahkemesinin en yoğun iş hacmi, Galata ve çevresinden geliyordu. Galata, yüzyıllar boyunca İstanbul'un ticaret ve finans merkeziydi. On dokuzuncu yüzyılda burada bankalar, sigorta şirketleri, ticaret evleri ve yabancı tüccarların büroları bulunuyordu. Rum, Ermeni, Yahudi ve Levanten tüccarlar, bu semtin ekonomik hayatına yön veriyordu. Bankalar Caddesi olarak bilinen sokak, Osmanlı finans dünyasının kalbiydi.

Galata'da görülen davalar, alacak-verecek uyuşmazlıklarından iflas davalarına, gemi kiralama sözleşmelerinden sigorta tazminatlarına kadar geniş bir alana yayılıyordu. Ticaret mahkemeleri, bu karmaşık ilişkileri düzenleyen bir hakem işlevi görüyordu. Mahkemeler zamanla İzmir, Selanik, Beyrut ve İskenderiye gibi diğer liman şehirlerinde de kuruldu.

Nizamiye mahkemelerine giden yol

Ticaret mahkemeleri, Osmanlı'da yeni bir yargı düzeninin ilk örneği oldu. Bu deneyim, sonraki yıllarda ceza ve hukuk davalarına bakan nizamiye mahkemelerinin kurulmasına zemin hazırladı. 1864 Vilayet Nizamnamesi ile taşrada yeni mahkemeler örgütlendi. 1868 yılında Divan-ı Ahkâm-ı Adliye kuruldu ve Ahmed Cevdet Paşa başkanlığa getirildi. 1879 yılında yapılan düzenlemelerle nizamiye mahkemeleri Adliye Nezareti'ne bağlandı ve ticaret mahkemeleri de bu yeni adli örgütlenmenin içinde yerini aldı.

Bu süreçte Osmanlı medeni hukukunu derleyen Mecelle de hazırlandı. 1869–1876 yılları arasında kitaplar hâlinde yayımlanan Mecelle, Batı'dan kanun almak yerine İslam hukukunu kanun biçiminde derleme tercihinin ürünüydü. Ticaret hukukunda ise Fransız kaynaklı kanunlar yürürlükte kalmaya devam etti. Böylece Osmanlı hukuku, farklı kaynaklardan beslenen karma bir yapı kazandı.
Tarih notu
Kronoloji
1838: Balta Limanı Ticaret Antlaşması.
1839: Tanzimat Fermanı; Ticaret Nezareti'nin örgütlenmesi.
1840: İstanbul'da ilk ticaret meclisi ve mahkemesinin faaliyete başlaması.
1850: Kanunnâme-i Ticaret'in yürürlüğe girmesi.
1861: Ticaret mahkemelerinin yargılama usulünü düzenleyen nizamname.
1863: Ticaret-i Bahriye Kanunnamesi.
1868: Divan-ı Ahkâm-ı Adliye'nin kuruluşu.
1879: Nizamiye mahkemelerinin Adliye Nezareti'ne bağlanması.
1926: Türk Ticaret Kanunu'nun kabulüyle Osmanlı ticaret kanunlarının yürürlükten kalkması.

Cumhuriyet'e uzanan miras

Ticaret mahkemelerinin geleneği, Cumhuriyet döneminde de sürdü. 1926 yılında kabul edilen Türk Ticaret Kanunu, Osmanlı'dan kalan ticaret kanunlarının yerini aldı. Kapitülasyonların 1923 Lozan Antlaşması ile kaldırılması, karma mahkeme yapısını da sona erdirdi. Ancak ticari davalara bakan özel mahkemeler fikri, Türkiye'nin yargı düzeninde bugün de asliye ticaret mahkemeleri adıyla yaşamaktadır.

Ticaret mahkemelerini değerlendirmek: ekonominin hukuku zorlaması

Osmanlı ticaret mahkemelerinin hikâyesi, ekonomik değişimin hukuku nasıl dönüştürdüğünü gösteren açık bir örnektir. Balta Limanı'ndan sonra hızla büyüyen dış ticaret, kadı mahkemelerinin geleneksel usulleriyle çözülemeyen yeni uyuşmazlıklar doğurdu. Devlet, bu ihtiyaca ayrı bir yargı yolu açarak cevap verdi ve bu yol, sonradan nizamiye mahkemelerine uzanan büyük bir reformun ilk halkası oldu. Mahkemelerin karma yapısı ise madalyonun öbür yüzünü gösterir: kapitülasyonlar nedeniyle yabancı devletler, Osmanlı yargısında doğrudan söz sahibi olabiliyordu. Bu durum, bir yandan ticaretin güven içinde yürümesini kolaylaştırırken, öte yandan Osmanlı egemenliğinin sınırlandığını da açıkça ortaya koyuyordu. Kanunnâme-i Ticaret'in Fransız kanunundan alınması, Mecelle'nin ise İslam hukukunu derlemesi, Osmanlı hukukçularının farklı alanlarda farklı çözümler aradığını gösterir. Galata'nın çok dilli ticaret dünyası, bu mahkemelerin gündelik gerçekliğiydi; bir poliçe davası, aynı salonda Türkçe, Rumca, Fransızca ve İtalyanca konuşan tarafları bir araya getirebiliyordu. Ticaret mahkemeleri, Osmanlı yargıcılarının yeni bir usul öğrenmesine ve yazılı kanunla karar verme alışkanlığı kazanmasına da aracılık etti. Bugünkü asliye ticaret mahkemelerinin bu deneyimden ilham alması, Tanzimat'ın hukuk alanındaki etkisinin ne kadar uzun soluklu olduğunu gösterir.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap