Dicle Nehri'nin kıyısında, kara bazalt taşından yapılmış devasa surlarıyla yükselen Diyarbekir, Osmanlı döneminde Doğu Anadolu'nun ve Yukarı Mezopotamya'nın en önemli şehriydi. Bugün Diyarbakır olarak bilinen bu şehir, binlerce yıllık bir geçmişe sahiptir. Şehir, 1515'te Osmanlı yönetimine geçti ve kısa sürede geniş bir eyaletin merkezi oldu. Osmanlı döneminde Diyarbekir'de camiler, hanlar, hamamlar ve medreseler yapıldı. Şehir, İran'a, Irak'a ve Suriye'ye uzanan ticaret yollarının önemli bir durağıydı. Bu yazıda Diyarbekir'in Osmanlı yönetimine geçişini, İdris-i Bitlisî'nin rolünü, eyaletin yönetimini, şehrin Osmanlı yapılarını, ekonomisini ve on dokuzuncu yüzyıldaki değişimini anlatıyoruz.
Kaynaklar
Belge: Diyarbakır Fortress and Hevsel Gardens Cultural Landscape — UNESCO Dünya Mirası Merkezi, Dünya Mirası Listesi kaydı no. 1488.
Diyarbakır surlarıGörsel: Wikimedia Commons, CC BY 3.0 pl, yazar: Radosław Botev. Dosya sayfası
Osmanlı öncesi Diyarbekir
Diyarbekir, Osmanlı'dan önce birçok devletin yönetimi altında kaldı. Roma ve Bizans döneminde Amida adıyla bilinen şehir, sınır bölgesinde önemli bir kaleydi. Şehrin bugün de ayakta duran surları, büyük ölçüde Roma ve Bizans dönemlerinde yapılmış, sonraki dönemlerde onarılarak genişletilmiştir.
Yedinci yüzyılda şehir, İslam ordularının eline geçti. Sonraki yüzyıllarda Mervaniler, Selçuklular, Artuklular, Akkoyunlular ve Safeviler gibi farklı devletler şehri yönetti. Diyarbekir adı, bölgeye yerleşen Arap kabilesi Bekir oğullarından gelir. Akkoyunlular döneminde Diyarbekir, devletin başkentlerinden biri oldu.
1515: Osmanlı'ya geçiş
1514'te Yavuz Sultan Selim, Çaldıran Savaşı'nda Safevi hükümdarı Şah İsmail'i yendi. Bu zaferden sonra Doğu Anadolu'daki birçok bölge, Osmanlı'nın etki alanına girdi. Diyarbekir, o dönemde Safevilerin elindeydi. Şehrin halkı, Safevi yönetimine karşı ayaklandı ve Osmanlı'dan yardım istedi.
1515'te Osmanlı ordusu, Bıyıklı Mehmed Paşa komutasında Diyarbekir'e geldi. Uzun süren çatışmalardan sonra şehir, Osmanlı yönetimine geçti. 1516'da yapılan Koçhisar Savaşı'nda Safevi ordusu yenildi ve bölgedeki Osmanlı yönetimi kesinleşti. Bıyıklı Mehmed Paşa, Diyarbekir'in ilk Osmanlı beylerbeyi oldu.
Ek bilgi
DOĞRUSU
Diyarbekir'in Osmanlı yönetimine geçişinde yalnızca askerî güç değil, aynı zamanda yerel beylerin desteği de önemli bir rol oynadı. Bölgedeki Kürt beylerinin büyük bir kısmı, Safevilere karşı Osmanlı'yı destekledi. Bu destek, Osmanlı'nın bölgeyi kısa sürede kontrol altına almasını sağladı.
İdris-i Bitlisî'nin rolü
Diyarbekir'in ve bölgenin Osmanlı yönetimine geçişinde, İdris-i Bitlisî adlı bir âlim ve devlet adamı önemli bir rol oynadı. İdris-i Bitlisî, Bitlis'te doğmuş, Akkoyunlu sarayında görev yapmış ve sonradan Osmanlı'nın hizmetine girmişti. Yavuz Sultan Selim, İdris-i Bitlisî'yi bölgedeki Kürt beyleriyle ilişkileri düzenlemekle görevlendirdi.
İdris-i Bitlisî, bölgedeki beylerle görüşerek onların Osmanlı'ya bağlanmasını sağladı. Bu beylere, kendi bölgelerini yönetmeye devam etme hakkı tanındı. Karşılığında beyler, Osmanlı'ya bağlılık gösterecek ve gerektiğinde askerî destek sağlayacaktı. İdris-i Bitlisî, ayrıca Heşt Bihişt adlı Farsça bir Osmanlı tarihi de yazdı. Diyarbakır surlarının Dağ Kapı yakınındaki bölümüGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Dosseman. Dosya sayfası
Diyarbekir eyaleti
Osmanlı yönetimine geçtikten sonra Diyarbekir, geniş bir eyaletin merkezi oldu. Bu eyalet, bugünkü Diyarbakır'ın yanı sıra Mardin, Siirt, Batman, Bitlis ve çevresindeki birçok bölgeyi kapsıyordu. Eyaletin yönetimi, beylerbeyi tarafından yürütülüyordu.
Diyarbekir eyaletinin yönetimi, kendine özgü bir yapıya sahipti. Eyaletin bazı sancakları, doğrudan Osmanlı tarafından atanan sancakbeyleri tarafından yönetiliyordu. Bazı sancaklar ise yerel beylerin yönetimine bırakılmıştı. Bu sancaklara yurtluk-ocaklık ve hükümet sancakları deniyordu. Bu sancakların yönetimi, babadan oğula geçiyordu.
Osmanlı yapıları
Osmanlı döneminde Diyarbekir'de birçok önemli yapı inşa edildi. Bu yapıların en önemlilerinden biri, Behram Paşa Camii'dir. 1572'de tamamlanan bu cami, Diyarbekir beylerbeyi Behram Paşa tarafından yaptırıldı. Caminin mimarisi, Osmanlı klasik döneminin özelliklerini bölgenin yerel mimari geleneğiyle birleştirir. Siyah ve beyaz taşların dönüşümlü olarak kullanılması, Diyarbekir mimarisinin karakteristik bir özelliğidir.
Şehrin diğer önemli Osmanlı yapıları arasında Hasan Paşa Hanı, Fatih Paşa Camii ve Deliller Hanı bulunur. Fatih Paşa Camii, Bıyıklı Mehmed Paşa tarafından yaptırılmıştır ve şehirdeki ilk Osmanlı camisidir. Hasan Paşa Hanı ise on altıncı yüzyılın sonlarında yapılmış büyük bir kervansaraydır ve bugün de şehrin en canlı mekânlarından biridir.
Ulu Cami
Diyarbekir'in en eski ve en önemli camisi, Ulu Cami'dir. Bu cami, Osmanlı'dan çok önce, İslam'ın erken dönemlerinde yapılmış ve sonraki yüzyıllarda birçok kez onarılmıştır. Selçuklular döneminde yapılan onarımlar, caminin bugünkü görünümünü büyük ölçüde belirlemiştir. Ulu Cami, Anadolu'nun en eski camilerinden biri olarak kabul edilir.
Ek bilgi
YAYGIN İDDİA
Diyarbekir surlarının tamamen Osmanlı döneminde yapıldığı sanılabilir. Oysa surların büyük bir kısmı, Roma ve Bizans dönemlerinde yapılmış ve sonraki dönemlerde onarılmıştır. Surlar üzerinde farklı dönemlere ait kitabeler bulunur. Osmanlı döneminde de surlar onarıldı; ancak surların ana yapısı Osmanlı'dan çok daha eskidir.
Ekonomi ve ticaret
Diyarbekir, Osmanlı döneminde önemli bir ticaret ve sanayi merkeziydi. Şehir, İran'dan, Irak'tan ve Suriye'den gelen ticaret yollarının kesiştiği bir noktada yer alıyordu. Bu yollar üzerinden ipek, baharat, kumaş ve diğer mallar taşınıyordu.
Diyarbekir, özellikle dokuma ve bakır işçiliğiyle ünlüydü. Şehirde dokunan kumaşlar, imparatorluğun farklı bölgelerine ve yurt dışına satılıyordu. Ayrıca yakındaki Ergani'deki bakır madenleri, şehrin ekonomisine önemli bir katkı sağlıyordu. Ergani bakırı, Osmanlı'nın en önemli bakır kaynaklarından biriydi.
Dicle Nehri üzerinden, kelek adı verilen sallarla Musul'a ve Bağdat'a mal taşınıyordu. Keleklere bağlanan şişirilmiş tulumlar, salların suyun üzerinde kalmasını sağlıyordu. Bu yöntem, yüzyıllar boyunca Dicle üzerindeki ticaretin en önemli araçlarından biri oldu. Mardin Kapı'ya uzanan surlarGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Dosseman. Dosya sayfası
On dokuzuncu yüzyıl
On dokuzuncu yüzyılda Osmanlı yönetimi, Diyarbekir ve çevresinde merkezî otoriteyi güçlendirmeye çalıştı. Bu dönemde yerel beylerin özerkliği kaldırıldı ve bölge doğrudan merkezden atanan yöneticiler tarafından yönetilmeye başlandı. Bu değişim, bölgede bazı direnişlere yol açtı.
1867'de yapılan idari düzenlemeyle Diyarbekir, bir vilayet merkezi oldu. Bu dönemde şehirde modern okullar, hastaneler ve devlet daireleri açıldı. Diyarbekir vilayeti için düzenli olarak salnameler, yani yıllıklar yayımlandı. Bu salnameler, şehrin ve vilayetin nüfusu, yönetimi ve ekonomisi hakkında değerli bilgiler içerir. Bu dönemde Diyarbekir'de doğan önemli isimlerden biri, sonradan ünlü bir düşünür olacak olan Ziya Gökalp'ti.
Tarih notu
Kronoloji 1514: Çaldıran Savaşı 1515: Diyarbekir'in Osmanlı yönetimine geçmesi 1516: Koçhisar Savaşı ve Osmanlı yönetiminin kesinleşmesi 1572: Behram Paşa Camii'nin tamamlanması 1867: Diyarbekir'in vilayet merkezi olması 1876: Ziya Gökalp'in Diyarbekir'de doğumu
Kara taşın içinde katmanlaşan yüzyıllar
Diyarbekir'in Osmanlı dönemindeki tarihi, şehrin binlerce yıllık geçmişinin bir katmanıdır. Roma ve Bizans'ın sınır kalesi, Akkoyunluların başkenti ve Safevilerin şehri olan Diyarbekir, 1515'te Osmanlı yönetimine geçti. Bu geçiş, yalnızca askerî bir fetih değil, aynı zamanda yerel beylerle kurulan bir ittifakın sonucuydu. İdris-i Bitlisî'nin bu ittifaktaki rolü, Osmanlı'nın bölgeyi yönetirken yerel güçlerle uzlaşmayı ne kadar önemsediğini gösterir.
Diyarbekir eyaletinin yönetimi, bu uzlaşmanın somut bir yansımasıydı. Bazı sancaklar merkezden atanan yöneticiler tarafından yönetilirken, bazıları yerel beylerin yönetimine bırakıldı. Bu esnek düzen, Osmanlı'nın bölgede yüzyıllar boyunca istikrarı sağlamasına yardımcı oldu.
Şehrin Osmanlı yapıları, bu dönemin kültürel zenginliğini yansıtır. Behram Paşa Camii ve HasanPaşa Hanı gibi yapılar, Osmanlı klasik mimarisini bölgenin siyah ve beyaz taş geleneğiyle birleştirir. Bugün Diyarbakır'ın surları, camileri ve hanları, şehrin farklı dönemlerinden kalan izleri bir arada taşıyan canlı bir tarih kitabı gibidir. Dicle kıyısından bakıldığında görülen bu kara taş siluet, farklı devletlerin ve kültürlerin aynı şehirde bıraktığı izlerin ne kadar iç içe geçebileceğini en çarpıcı biçimde gösteriyor.