29 Mayıs 1453'te İstanbul'un Osmanlılar tarafından fethi, dünya tarihinin dönüm noktalarından biri olarak kabul edilir. Ancak sosyal medyada ve bazı tartışmalarda, bu fethin önemini küçümseyen bir iddia sık sık dile getirilir: Bizans zaten bitmişti, şehir zaten düşmek üzereydi ve Fatih Sultan Mehmed yalnızca çökmüş bir şehri ele geçirdi. Bu iddianın bir kısmı doğru gözlemlere dayanır; çünkü Bizans, on beşinci yüzyılda gücünün büyük kısmını kaybetmişti. Ancak iddianın vardığı sonuç, tarihî gerçeklerle bağdaşmaz. Şehir, dünyanın en güçlü surlarından birine sahipti, daha önce Osmanlı kuşatmalarını defalarca püskürtmüştü ve fethi büyük bir askerî ve teknik çaba gerektirdi. Bu yazıda iddiayı, Bizans'ın 1453'teki durumunu, kuşatmanın zorluklarını ve fethin sonuçlarını ele alıyoruz.
İstanbul'un Theodosius surlarının bir bölümüGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
İddianın izi: kim, nerede, nasıl söyledi?
28 Ekim 2026 günü TSİ 19.10'da paylaşılan bir gönderide, Fatih Sultan Mehmed'in abartılmış bir şahsiyet olduğu ve şehrin zaten çökmüş, düşmek üzere olduğu ileri sürüldü. Gönderi, fethin askerî ve siyasi öneminin büyük ölçüde abartıldığını, şehrin herhangi bir güç tarafından kolayca alınabileceğini ima ediyordu.
Bu tür iddialar, genellikle Bizans'ın on beşinci yüzyıldaki zayıflığına dair doğru bilgilerden yola çıkar; ancak bu bilgilerden yanlış sonuçlar çıkarır. Bir devletin toprak bakımından küçülmüş olması, başkentinin kolayca alınabileceği anlamına gelmez. İstanbul'un 1453'e kadar defalarca kuşatıldığı ve her seferinde direndiği gerçeği, bu iddianın en büyük zayıf noktasıdır.
Bizans'ın 1453'teki durumu
On beşinci yüzyılın ortalarında Bizans İmparatorluğu, bir zamanların büyük imparatorluğunun gölgesi hâline gelmişti. Elinde yalnızca İstanbul ve çevresi, Mora'daki Mistra Despotluğu ve Ege'deki birkaç ada kalmıştı. Şehrin nüfusu da büyük ölçüde azalmıştı; 1453'te şehirde yaşayanların sayısının elli bin civarında olduğu tahmin edilir.
Bizans, Osmanlı'ya bir süredir vergi ödüyordu ve dış politikasında Osmanlı'nın etkisi altındaydı. Ekonomik olarak da zayıftı; şehrin ticareti büyük ölçüde Venedikli ve Cenevizli tüccarların elindeydi.
Bu tablo, Bizans'ın gerçekten zayıf bir durumda olduğunu gösterir. Ancak bu zayıflık, şehrin savunmasının da zayıf olduğu anlamına gelmiyordu.
Ek bilgi
DOĞRUSU 1453'te İstanbul'un nüfusu ve savunucuların sayısı hakkındaki rakamlar kaynaklarda farklı verilir. Bizans kaynaklarından Sphrantzes, şehri savunabilecek erkeklerin sayısının yedi bine yakın olduğunu bildirir. Osmanlı ordusunun büyüklüğü ise kaynaklarda seksen binden çok daha yüksek rakamlara kadar farklı biçimlerde verilir. Bu rakamların hepsi tahminidir ve dikkatle değerlendirilmelidir.
Dünyanın en güçlü surları
İstanbul'u kara tarafından koruyan Theodosius surları, beşinci yüzyılda inşa edilmişti ve Orta Çağ'ın en güçlü savunma sistemlerinden biri olarak kabul ediliyordu. Surlar, bir hendek, bir ön sur ve bir ana surdan oluşan üçlü bir sistemdi. Ana surun üzerinde yüzden fazla kule bulunuyordu.
Bu surlar, bin yıl boyunca şehri sayısız saldırıya karşı korumuştu. Avarlar, Araplar, Bulgarlar ve Ruslar şehri kuşatmış, ancak surları aşamamıştı. Şehir, yalnızca 1204'te Dördüncü Haçlı Seferi sırasında, deniz tarafından yapılan bir saldırıyla düşmüştü. Theodosius surlarındaki Topkapı, eski adıyla Romanos KapısıGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Isabeau. Dosya sayfası
Önceki Osmanlı kuşatmaları
1453 fethi, Osmanlı'nın İstanbul'u ele geçirmek için yaptığı ilk girişim değildi. Sultan Yıldırım Bayezid, 1394'ten itibaren şehri yıllarca abluka altında tuttu; ancak 1402'de Timur karşısında uğradığı yenilgi, bu kuşatmayı sona erdirdi. Sultan II. Murad, 1422'de şehri yeniden kuşattı; ancak surları aşamadı ve kuşatmayı kaldırmak zorunda kaldı.
Bu başarısız girişimler, İstanbul'un zayıflamış bir Bizans'ın elinde bile alınması çok zor bir şehir olduğunu gösterir.
Fatih'in hazırlıkları
Fatih Sultan Mehmed, 1451'de tahta çıktıktan sonra İstanbul'un fethi için kapsamlı bir hazırlık başlattı. 1452'de Boğaz'ın Avrupa yakasında Rumeli Hisarı'nı yaptırdı. Bu hisar, Anadolu Hisarı ile birlikte Boğaz'ı kontrol altına alarak şehre Karadeniz'den gelebilecek yardımı engelledi.
Fatih, surları yıkabilmek için büyük toplar döktürdü. Macar ya da Eflaklı olduğu bildirilen top dökümcüsü Urban, o güne kadar görülmemiş büyüklükte toplar döktü. Bu toplar, surlara ağır hasar verdi; ancak surların tamamen yıkılması mümkün olmadı. Bizanslılar, gündüz açılan gedikleri geceleri onardı.
Kuşatma
Kuşatma, 6 Nisan 1453'te başladı ve elli üç gün sürdü. Bizans İmparatoru XI. Konstantinos, küçük ordusu ve Cenevizli komutan Giovanni Giustiniani yönetimindeki yardımcı birliklerle şehri savundu. Haliç'in girişi büyük bir zincirle kapatılmıştı ve Osmanlı donanmasının Haliç'e girmesi engellenmişti.
22 Nisan 1453'te Fatih, Osmanlı gemilerinin bir kısmını karadan, Galata'nın arkasındaki tepeler üzerinden yürüterek Haliç'e indirdi. Bu hamle, Bizanslıları Haliç surlarını da savunmak zorunda bırakarak savunmayı zayıflattı.
29 Mayıs 1453 sabahı Osmanlı ordusu genel saldırıya geçti. Giustiniani'nin yaralanması savunmayı sarstı ve Osmanlı askerleri surları aşarak şehre girdi. İmparator XI. Konstantinos, çarpışmalar sırasında öldü.
Ek bilgi
Kuşatma boyunca Batı'dan beklenen büyük yardım gelmedi. Papa ve Venedik, yardım vaat etmişti; ancak gönderilen yardım sınırlı kaldı ve geç geldi. Bu durum, fethin yalnızca Bizans'ın zayıflığıyla değil, dönemin Avrupa siyasetindeki bölünmüşlükle de ilgili olduğunu gösterir.
Fethin sonuçları
İstanbul'un fethi, Osmanlı Devleti için büyük bir dönüm noktası oldu. Şehir, Osmanlı'nın yeni başkenti oldu ve Fatih, kendisini Roma'nın mirasçısı olarak görerek Kayser-i Rum unvanını kullandı. Fetih, Osmanlı'nın Balkanlar ve Anadolu arasındaki topraklarını birleştirdi ve devletin bir imparatorluğa dönüşmesini hızlandırdı.
Fetih, Avrupa'da da derin bir etki bıraktı. Bazı tarihçiler, 1453'ü Orta Çağ'ın sonu olarak kabul eder. Fethin ardından Bizans'ın kalan toprakları da kısa sürede Osmanlı egemenliğine girdi: Mora'daki Mistra 1460'ta, Karadeniz'deki Trabzon Rum İmparatorluğu ise 1461'de fethedildi. Theodosius surlarının 1991'de çekilmiş bir görünüşüGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Peter Christian Riemann. Dosya sayfası
Zayıf bir devlet, güçlü bir şehir: fethin gerçek ölçüsü
Bizans'ın 1453'te zayıf bir devlet olduğu doğrudur; ancak bu gerçek, İstanbul'un fethinin önemini azaltmaz. Şehir, bin yıllık surlarıyla dünyanın en iyi korunan şehirlerinden biriydi ve daha önceki Osmanlı kuşatmalarını başarıyla püskürtmüştü. Fatih'in fethi gerçekleştirebilmesi, uzun bir hazırlık, yeni teknolojilerin kullanılması ve cesur askerî kararlar gerektirdi.
İddianın bir diğer sorunu, bir devletin siyasi gücü ile başkentinin askerî savunmasını birbirine karıştırmasıdır. Bizans'ın topraklarını kaybetmiş olması, şehrin savunmasız olduğu anlamına gelmiyordu. Aksine, şehrin kendisi Bizans'ın son ve en güçlü kalesiydi.
Fethin önemi, yalnızca askerî başarıda değil, sonuçlarında da yatar. İstanbul'un Osmanlı başkenti olması, devletin karakterini değiştirdi ve onu bir dünya imparatorluğuna dönüştürdü. Bu nedenle 1453, tarihçilerin büyük çoğunluğu tarafından bir dönüm noktası olarak kabul edilir. Fethi küçümsemek, hem Bizans'ın direncini hem de Osmanlı'nın başarısını görmezden gelmek demektir. Bir şehrin düşmesini kaçınılmaz göstermek, onu düşürmek için harcanan emeği ve o emeğin karşısında direnen insanları görünmez kılar. Elli üç günlük kuşatmanın her günü, bu kolaycı anlatının tersini söyleyen bir tanıktır.