İçeriğe geç
Giriş yap
0

Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye 1838: Tanzimat'ın kanun yapan ve yargılayan meclisi

Ilgaz Toprakçı başlattı0 Yanıt1 Görüntülenme0 takipçi

Ilgaz ToprakçıKonu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1
On dokuzuncu yüzyılın ilk yarısında Osmanlı Devleti, yönetim yapısını kökten değiştiren bir dizi düzenleme yaptı. Bu düzenlemelerin önemli bir parçası, devlet işlerinin tek tek kişiler yerine meclisler tarafından görüşülmesiydi. 1838'de II. Mahmud döneminde kurulan Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye, bu meclislerin en önemlisiydi. Meclis, Tanzimat döneminde hem kanun tasarılarını hazırlayan hem de önemli davaları gören bir kurum olarak çalıştı. Bugünkü Danıştay'ın ve bazı yargı kurumlarının kökeni, bu meclise kadar uzanır. Bu yazıda Meclis-i Vâlâ'nın kuruluşunu, görevlerini, Tanzimat dönemindeki yerini, geçirdiği değişiklikleri ve bıraktığı belge mirasını anlatıyoruz.
Kaynaklar
Belge: MECLİS-i VÂLÂ-yı AHKÂM-ı ADLİYYE — TDV İslâm Ansiklopedisi maddesi, Müellif: Ali Akyıldız. Tarih: 2003.
1904'te Babıâli
1904'te BabıâliGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası

Meclislere giden yol

Osmanlı'da devlet işleri, geleneksel olarak padişahın ve sadrazamın başkanlık ettiği Divan-ı Hümayun'da görüşülürdü. On yedinci yüzyıldan itibaren Divan-ı Hümayun'un önemi azaldı ve devlet işleri giderek sadrazamın konağında, yani Bab-ı Âli'de yürütülmeye başlandı. Bu dönemde önemli kararlar, genellikle sadrazam ve birkaç üst düzey devlet adamı tarafından alınıyordu.

II. Mahmud, 1826'da yeniçeri ocağını kaldırdıktan sonra devlet yönetiminde köklü değişiklikler yapmaya başladı. Bu değişikliklerin bir parçası olarak geleneksel makamların yerine Avrupa'daki bakanlıklara benzeyen nezaretler kuruldu. Devlet işlerinin daha düzenli ve kurallı bir biçimde görüşülmesi için de meclisler oluşturuldu.

1838'de kurulan meclisler

1838'de II. Mahmud, üç önemli meclis kurdu. Bunlar, Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye, Dâr-ı Şûrâ-yı Bâb-ı Âli ve Dâr-ı Şûrâ-yı Askerî idi. Meclis-i Vâlâ, yeni kanunların hazırlanması ve önemli davaların görülmesiyle görevlendirildi. Dâr-ı Şûrâ-yı Bâb-ı Âli, sivil yönetimle ilgili işleri; Dâr-ı Şûrâ-yı Askerî ise askerî işleri görüşecekti.

Meclis-i Vâlâ'nın adı, yüksek adalet hükümleri meclisi anlamına gelir. Meclisin üyeleri, devletin önde gelen devlet adamları ve ulemadan seçiliyordu. Meclis, düzenli olarak toplanıyor ve görüştüğü konular hakkında mazbata adı verilen yazılı kararlar hazırlıyordu. Bu kararlar, padişahın onayına sunuluyor ve iradeyle yürürlüğe giriyordu.
Ek bilgi
DOĞRUSU
Meclis-i Vâlâ, bugünkü anlamda seçilmiş bir parlamento değildi. Üyeleri padişah tarafından atanıyordu ve halkı temsil etmiyordu. Meclisin görevi, devletin üst düzey yöneticilerinin kanun tasarılarını ve önemli davaları birlikte görüşmesini sağlamaktı. Osmanlı'da seçimle oluşan ilk meclis, 1877'de toplanan Meclis-i Mebusan'dır.

Tanzimat ve meclisin büyüyen rolü

II. Mahmud'un 1839'da ölümünden kısa süre sonra, 3 Kasım 1839'da Gülhane Hatt-ı Hümayunu ilan edildi. Tanzimat Fermanı olarak da bilinen bu belge, tebaanın can, mal ve namus güvenliğinin sağlanacağını, vergilerin düzenli olarak toplanacağını ve askerlik hizmetinin kurala bağlanacağını ilan ediyordu. Fermanı hazırlayan devlet adamı, Hariciye Nazırı Mustafa Reşid Paşa idi.

Gülhane Hatt-ı Hümayunu, bu ilkeleri uygulamak için yeni kanunlar hazırlanacağını da ilan ediyordu. Bu kanunları hazırlama görevi Meclis-i Vâlâ'ya verildi. Fermanda, meclisin üyelerinin görüşlerini özgürce açıklayabileceği belirtiliyordu. Bu ifade, Osmanlı devlet anlayışında önemli bir yenilikti.

Tanzimat döneminde Meclis-i Vâlâ, devletin en önemli kurumlarından biri hâline geldi. Meclis, ceza kanunlarından vergi düzenlemelerine, taşra yönetiminden eğitime kadar çok sayıda konuda kanun tasarısı hazırladı. 1840 ve 1851 tarihli ceza kanunları, bu çalışmaların ürünleri arasındaydı.
Babıâli'nin kapısı
Babıâli'nin kapısıGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 2.5, yazar: Giovanni Dall'Orto. Dosya sayfası

Bir yüksek mahkeme olarak meclis

Meclis-i Vâlâ, kanun hazırlamanın yanı sıra bir yargı kurumu olarak da çalıştı. Meclis, devlet görevlilerinin yolsuzluk ve görevi kötüye kullanma davalarını görüyordu. Taşradaki valiler, vergi toplayıcıları ve diğer görevliler hakkındaki şikâyetler, Meclis-i Vâlâ'ya ulaşıyordu. Meclis, bu şikâyetleri inceleyerek kararlar veriyordu.

Meclis, taşradaki meclislerden gelen davaların bir üst inceleme mercii olarak da görev yaptı. Tanzimat döneminde vilayetlerde ve sancaklarda yerel meclisler kurulmuştu. Bu meclislerde görülen bazı davalar, temyiz için İstanbul'a gönderiliyordu. Meclis-i Vâlâ, bu davaların son inceleme merciiydi.

Bölünmeler ve birleşmeler

Meclis-i Vâlâ'nın iş yükü zamanla çok arttı. Bu nedenle 1854'te kanun hazırlama görevi, yeni kurulan Meclis-i Âli-i Tanzimat'a verildi. Meclis-i Vâlâ ise yargı işlerine ağırlık verdi. 1861'de bu iki meclis yeniden birleştirildi.

1868'de Meclis-i Vâlâ, iki ayrı kuruma bölündü. Kanun hazırlama ve idari davalar görevi, yeni kurulan Şûrâ-yı Devlet'e verildi. Yargı görevi ise Divan-ı Ahkâm-ı Adliye adlı yeni bir kuruma devredildi. Divan-ı Ahkâm-ı Adliye'nin ilk başkanı, ünlü hukukçu ve tarihçi Ahmed Cevdet Paşa oldu. Şûrâ-yı Devlet, bugünkü Danıştay'ın kökeni olarak kabul edilir.
Ek bilgi
YAYGIN İDDİA
Danıştay'ın kökeninin doğrudan Meclis-i Vâlâ olduğu sıkça söylenir. Daha doğru bir ifadeyle Danıştay, 1868'de kurulan Şûrâ-yı Devlet'in devamıdır. Şûrâ-yı Devlet, Meclis-i Vâlâ'nın bölünmesiyle ortaya çıktığı için iki kurum arasında bir süreklilik vardır; ancak Danıştay'ın kuruluş tarihi olarak 1868 kabul edilir.

Meclis-i Vâlâ belgeleri

Meclis-i Vâlâ'nın en önemli mirası, bıraktığı geniş belge koleksiyonudur. Meclisin görüştüğü konular hakkında hazırladığı mazbatalar, taşradan gelen şikâyet dilekçeleri, soruşturma raporları ve padişahın iradeleri, bugün İstanbul'daki Devlet Arşivleri'nde saklanır. Bu belgeler, arşivde Meclis-i Vâlâ adıyla anılan ayrı bir fon olarak sınıflandırılmıştır.

Bu belgeler, Tanzimat döneminin toplumsal ve siyasi tarihini anlamak için paha biçilmez bir kaynaktır. Taşradaki köylülerin vergi toplayıcıları hakkındaki şikâyetleri, valilerin yolsuzluk davaları, yeni kanunların hazırlanma süreci ve bu kanunlar hakkındaki tartışmalar, bu belgelerde ayrıntılı olarak görülebilir. Tarihçiler, bu belgeler sayesinde Tanzimat'ın taşrada nasıl uygulandığını ve halk tarafından nasıl karşılandığını inceleyebilmektedir.

Meclisin çalışma düzeni

Meclis-i Vâlâ'nın çalışma düzeni, Osmanlı bürokrasisinin dönüşümünü de yansıtıyordu. Meclis, haftanın belirli günlerinde toplanıyor ve gündemindeki konuları sırayla görüşüyordu. Görüşmeler sırasında üyelerin görüşleri dinleniyor ve çoğunluğun görüşü mazbataya yazılıyordu. Mazbatanın altına üyelerin mühürleri basılıyordu.

Bu düzen, kararların bir kişinin iradesine değil, bir kurulun ortak görüşüne dayanması fikrini Osmanlı yönetimine yerleştirdi. Meclis üyelerinin mühürlerini taşıyan mazbatalar, bir kararın kimler tarafından ve hangi gerekçelerle alındığını gösteriyordu. Bu uygulama, sonraki dönemde kurulan Şûrâ-yı Devlet ve diğer kurumlarda da sürdürüldü.
Babıâli binasından bir görünüm
Babıâli binasından bir görünümGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Stegop. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji
1826: Yeniçeri ocağının kaldırılması
1838: Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye'nin kurulması
3 Kasım 1839: Gülhane Hatt-ı Hümayunu
1840: Tanzimat döneminin ilk ceza kanunu
1851: Yeni ceza kanunu
1854: Meclis-i Âli-i Tanzimat'ın kurulması
1861: İki meclisin yeniden birleştirilmesi
1868: Şûrâ-yı Devlet ile Divan-ı Ahkâm-ı Adliye'nin kurulması
1877: Meclis-i Mebusan'ın toplanması

Kurula dayalı yönetimin Osmanlı'daki ilk durağı

Meclis-i Vâlâ, Osmanlı devlet yönetiminin on dokuzuncu yüzyılda geçirdiği dönüşümün en önemli kurumlarından biriydi. Meclis, devlet işlerinin tek tek kişiler yerine bir kurul tarafından görüşülmesi ilkesini yerleştirdi. Bu ilke, sonraki dönemde kurulan meclislerin ve nihayetinde Meclis-i Mebusan'ın da zeminini hazırladı. Meclisin üyeleri halk tarafından seçilmiyordu; ancak kararların yazılı gerekçelerle ve ortak görüşle alınması, yönetimde öngörülebilirliği artırdı.

Meclisin Tanzimat döneminde hazırladığı kanunlar, Osmanlı hukukunun modernleşmesinde önemli bir rol oynadı. Ceza kanunları, vergi düzenlemeleri ve taşra yönetimine ilişkin kurallar, devletin her yerde aynı kurallarla yönetilmesi fikrini güçlendirdi. Bu süreç, bazı yönleriyle eleştirilere de konu oldu; ancak Osmanlı hukukunun yazılı ve sistematik bir yapıya kavuşmasında belirleyici bir adım oldu.

Meclis-i Vâlâ'nın bıraktığı belgeler ise bugün tarihçiler için bir hazine niteliğindedir. Bu belgeler, Tanzimat'ın İstanbul'daki salonlarda nasıl tasarlandığını ve taşrada nasıl yaşandığını aynı anda gösterir. Bir köylünün vergi şikâyetinden bir valinin yolsuzluk davasına kadar uzanan bu kayıtlar, on dokuzuncu yüzyıl Osmanlı toplumunun sesini bugüne taşıyor. Danıştay'ın kökeninin bu meclise kadar uzanması da kurumun mirasının hâlâ yaşadığını hatırlatıyor.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap