2–3 Şubat 1915 gecesi, Sina çölünü yaklaşık iki haftada aşan bir Osmanlı birliği, Süveyş Kanalı'nın doğu kıyısına ulaştı. Askerler, çölde develerle ve el arabalarıyla taşıdıkları metal dubaları kanala indirerek karşı kıyıya geçmeye çalıştı. Amaç, İngiltere'nin Hindistan ve Avustralya ile bağlantısını sağlayan bu suyolunu kapatmak ve Mısır'da bir ayaklanmayı tetiklemekti.
Saldırı birkaç saat içinde başarısız oldu. Ancak Birinci Kanal Harekâtı, Birinci Dünya Savaşı'nın Orta Doğu cephesinin ilk büyük askerî girişimi olarak tarihe geçti. Çölün aşılması, askerî bir başarı olarak kabul edilirken, kanalın geçilememesi Mısır'a yönelik hayallerin sonu oldu. Bu yazıda harekâtın hazırlığını, saldırı gecesini ve sonuçlarını anlatıyoruz. Servet-i Fünun dergisinin Kanal Harekâtı'na ayrılan 1915 tarihli sayfasıGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Servet-i Fünun Dergisi. Dosya sayfası
Mısır ve Süveyş: neden kanal?
Mısır, 1882'den beri İngiliz işgali altındaydı; hukuken ise Osmanlı'ya bağlı bir hidivlikti. Osmanlı'nın Kasım 1914'te savaşa girmesinden sonra İngiltere, Aralık 1914'te Mısır üzerinde himaye ilan etti ve Osmanlı bağını resmen kopardı. Süveyş Kanalı, İngiltere için Hindistan'a giden en kısa yoldu. Avustralya ve Yeni Zelanda'dan gelen askerler de bu yoldan Avrupa'ya taşınıyordu.
Almanya, kanalın kapatılmasının İngiltere'yi büyük bir lojistik krize sokacağını düşünüyordu. Osmanlı yönetimi ise Mısır'ı geri alma ve İslam dünyasında halifeliğin cihad çağrısının etkisini gösterme fırsatı görüyordu. Cemal Paşa, Bahriye Nazırı iken 4. Ordu Komutanı olarak Suriye'ye gönderildi ve harekâtın yönetimini üstlendi.
Ek bilgi
Harekâtın kurmay başkanlığını, Alman subayı Friedrich Kress von Kressenstein yaptı. Kress, çölün aşılması için gereken lojistik planlamada önemli rol oynadı. Harekâtta Alman subayları ve teknik personel de görev aldı; ancak askerlerin büyük kısmı Osmanlı'nın Suriye ve Filistin'deki birliklerinden oluşuyordu.
İstanbul'dan ayrılış ve büyük beklentiler
Cemal Paşa, Kasım 1914'te İstanbul'dan Suriye'ye hareket ederken Haydarpaşa Garı'nda kalabalık bir törenle uğurlandı. Dönemin basını, onun Mısır'ı kurtarmadan dönmeyeceğini söylediğini yazdı. Bu söz, harekâtın kamuoyunda nasıl bir beklenti yarattığını gösterir. Ancak Şam'a vardığında Cemal Paşa, eldeki kuvvetlerin ve malzemenin sınırlı olduğunu gördü. Harekât, büyük bir istila yerine kanalı bir süre kapatmayı ve Mısır'da kıpırdanma yaratmayı hedefleyen sınırlı bir saldırıya dönüştü.
Harekâta düzenli birliklerin yanı sıra gönüllüler de katıldı. Suriye ve Filistin'den gelen Arap gönüllüleri, bedevi süvarileri ve Teşkilat-ı Mahsusa'ya bağlı gruplar, ana kuvvetin kanatlarında ve keşif görevlerinde kullanıldı. Bu çok parçalı yapı, harekâtın İslam birliği söylemiyle de uyumluydu; ancak savaş alanındaki etkisi sınırlı kaldı.
Çölün aşılması
Sina çölü, Filistin ile Süveyş Kanalı arasında yaklaşık iki yüz kilometrelik bir kum ve taş alanıdır. Bu bölgede yeterli su kaynağı yoktu; bir ordunun çölü aşması, suyun ve yiyeceğin taşınmasına bağlıydı. Osmanlı ordusu, bunun için binlerce deve topladı. Develer su tulumları, mühimmat ve yiyecek taşıdı. Yol boyunca kuyular açıldı ve su depoları kuruldu.
Harekât kuvveti, Ocak 1915'in ortalarında Birüssebi'den hareket etti. Kuvvetin ana kısmı, çölün ortasından geçen yolu izleyerek yaklaşık on iki günde kanala ulaştı. Askerler gece yürüyor, gündüz dinleniyordu. Bu yürüyüş, dönemin askerî çevrelerinde büyük bir başarı olarak değerlendirildi; İngilizler, bir ordunun bu çölü bu kadar kısa sürede geçebileceğini beklemiyordu.
Ek bilgi
DOĞRUSU
Harekâta katılan Osmanlı askerlerinin sayısı kaynaklarda farklı verilir. Çoğu çalışma, kanala saldıran kuvvetin yaklaşık on beş ile yirmi bin arasında olduğunu belirtir. Kayıpların sayısı da farklı aktarılır: Osmanlı tarafının ölü, yaralı ve esir olarak yaklaşık bin beş yüz ile iki bin arasında kayıp verdiği tahmin edilir. Kesin rakamlar bilinmemektedir.
Saldırı gecesi
Osmanlı kuvvetleri, saldırı için İsmailiye yakınlarında, Timsah Gölü'nün güneyinde Tusun ve Serapeum arasındaki bölgeyi seçti. 2–3 Şubat gecesi askerler dubaları kanala indirmeye başladı. Ancak İngiliz ve Hint askerleri, kanalın batı kıyısında mevzilenmiş ve hazırlıklıydı. Kanalda devriye gezen İngiliz ve Fransız savaş gemileri de ateş açtı.
İlk dubalar suya indirilir indirilmez ateşe tutuldu. Birkaç duba karşı kıyıya ulaşmayı başardı ve küçük bir grup asker batı kıyısına çıktı; ancak bu grup kısa sürede etkisiz hâle getirildi. Sabaha karşı saldırının başarısız olduğu anlaşıldı. Cemal Paşa, 3 Şubat öğleden sonra geri çekilme emri verdi. Kantara'da Süveyş Kanalı'nın doğu kıyısındaki İngiliz birlikleriGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Frank Henry Algernon Mason. Dosya sayfası
Geri çekilme ve Mısır'daki beklenti
Osmanlı kuvvetleri, İngilizlerin takibine uğramadan düzenli bir şekilde geri çekildi. Bu da harekâtın bir başarısı olarak görüldü. İngilizler, kanalı savunmakla yetindi ve çöle girmekten kaçındı. Osmanlı ordusu, çölün doğusundaki mevzilerine geri döndü.
Harekâtın en büyük hayal kırıklığı, Mısır'da beklenen ayaklanmanın gerçekleşmemesiydi. Osmanlı ve Alman planlamacıları, Osmanlı askerlerinin kanala ulaşmasının Mısır halkını İngilizlere karşı ayaklandıracağını umuyordu. Ancak Mısır'da büyük bir hareket olmadı. İngiliz yönetimi, savaş boyunca Mısır'daki denetimini korudu.
İkinci Kanal Harekâtı ve sonrası
Osmanlı, 1916 yazında kanala yönelik ikinci bir harekât düzenledi. Bu kez Kress von Kressenstein komutasındaki kuvvetler, Ağustos 1916'da Romani'de İngiliz kuvvetleriyle karşılaştı ve yenildi. Bu yenilgiden sonra İngilizler, çöle girerek Sina'yı ele geçirdi ve Filistin sınırına dayandı.
Kanal harekâtları, Osmanlı'nın savaş boyunca Mısır'a yönelik saldırı stratejisinin sınırlarını gösterdi. 1917'den itibaren cephe, Gazze ve Birüssebi hattına kaydı ve Osmanlı savunmaya geçti. Bu süreç, 1917 sonunda Kudüs'ün kaybıyla sonuçlanacaktı. Süveyş Kanalı bölgesini gösteren 19. yüzyıl haritasıGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Voisin, Francois Philippe, 1821-1918 Schièble, Erhard (1821 - 1880) Compagnie universelle du Canal maritime de Suez Andr. Dosya sayfası
Ek bilgi
Kanal Harekâtı, Osmanlı basınında geniş yer buldu. Servet-i Fünun gibi dergiler, harekâta katılan askerlerin fotoğraflarını ve çöl yürüyüşünün hikâyelerini yayımladı. Bu yayınlar, savaşın ilk aylarında halkın moralini yüksek tutmak için kullanıldı. Harekâtın başarısızlığı ise basında sınırlı ölçüde yansıtıldı.
Çölü geçmek, kanalı geçememek: bir harekâtın iki yüzü
Birinci Kanal Harekâtı, Osmanlı ordusunun lojistik ve dayanıklılık açısından neler yapabileceğini gösteren, ama aynı zamanda stratejik hedeflerinin sınırlarını da ortaya koyan bir girişimdir. Sina çölünün on iki günde aşılması, dönemin askerî çevrelerinde hayranlıkla karşılandı. Su ve yiyecek taşıyan binlerce deve, çölde açılan kuyular ve gece yürüyüşleri, dikkatli bir planlamanın ürünüydü.
Ancak kanala ulaşmak, onu geçmek anlamına gelmiyordu. Hazırlıklı İngiliz ve Hint savunması, kanaldaki savaş gemileri ve suyun kendisi, küçük dubalarla yapılan bir geçişi neredeyse imkânsız kılıyordu. Saldırı birkaç saat içinde başarısız oldu.
Harekâtın asıl siyasi hedefi olan Mısır'da bir ayaklanma çıkarmak da gerçekleşmedi. Bu durum, Osmanlı ve Alman planlamacılarının halifeliğin cihad çağrısının etkisini fazla iyimser değerlendirdiklerini gösterdi. Kanal Harekâtı, bu açıdan, Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı'nın Orta Doğu'daki stratejisinin hem cesaretini hem de sınırlarını yansıtan bir örnek olarak okunmalıdır. Çölü geçen askerlerin emeği takdiri hak ederken, kanalın öbür yakasında bekleyen gerçeklik bu emeğin yetmeyeceğini gösterdi. Haydarpaşa'daki coşkulu uğurlama ile Tusun'daki sabah arasındaki mesafe, savaşın ilk aylarındaki iyimserliğin ölçüsüdür.