İçeriğe geç
Giriş yap
0

Gazi Köşkü: Diyarbakır'da 16. Kolordu karargâhı olan Akkoyunlu köşkü ve 1937 armağanı

Eski Harita başlattı0 Yanıt0 Görüntülenme0 takipçi

Eski HaritaKonu sahibiYeni üye0Sv. 82
#1

Dicle kıyısında beş yüz yıllık bir köşk

Diyarbakır'ın güneyinde, Dicle Nehri'nin kıyısındaki bahçelerin arasında, siyah ve beyaz kesme taşlardan örülmüş iki katlı bir köşk yükselir. Bugün Gazi Köşkü ya da Atatürk Köşkü adıyla bilinen bu yapı, 15. yüzyıldan kalmadır ve Akkoyunlu eseri olarak kabul edilir. Köşk, uzun yüzyıllar boyunca Semanoğlu Köşkü adıyla anıldı. Dicle vadisinin verimli bahçeleri arasında, şehrin surlarına bakan konumuyla Diyarbakır'ın yazlık mekânlarından biriydi.

Köşkün adının değişmesi, Birinci Dünya Savaşı'nın en çetin yıllarından birine dayanır. 1916'da Diyarbakır'a gelen genç bir general, bu köşkü karargâh olarak kullandı. O general, 16. Kolordu Komutanı Mustafa Kemal'di.
Diyarbakır'daki Gazi Köşkü
Diyarbakır'daki Gazi KöşküGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0, yazar: Cemallamec. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji: 15. yüzyıl köşkün Akkoyunlular döneminde inşası; 14 Mart 1916 Mustafa Kemal'in Diyarbakır'a gelişi; Ağustos 1916 Muş ve Bitlis'in geri alınması; 27 Mart 1917 Mustafa Kemal'in Diyarbakır'dan ayrılışı; 1937 köşkün Diyarbakır Belediyesi tarafından satın alınarak Atatürk'e armağan edilmesi; sonraki yıllar restorasyon ve müze düzenlemesi.

1916: Doğu cephesinde bir kolordu komutanı

Mustafa Kemal, Çanakkale'den sonra Edirne'de bir süre kaldıktan sonra 16. Kolordu'nun komutanlığına atandı. Kolordu, Kafkas Cephesi'nin güney kanadında, Rus ordusunun Muş ve Bitlis yönündeki ilerleyişine karşı görevlendirilmişti. Mustafa Kemal, 14 Mart 1916'da Diyarbakır'a ulaştı. Kolordunun karargâhı için şehrin hemen dışındaki bu tarihî köşk seçildi.

Diyarbakır'daki aylar, Mustafa Kemal'in askerî kariyerinde önemli bir dönemdi. 1 Nisan 1916'da mirlivalığa, yani tuğgeneralliğe terfi etti ve "paşa" unvanını aldı. Ağustos 1916'da kolordusu, Rus kuvvetlerinin elindeki Muş ve Bitlis'i geri aldı. Bu başarılar, Kafkas Cephesi'nde Osmanlı ordusunun ağır kayıplar verdiği bir dönemde moral açısından büyük önem taşıyordu. Mustafa Kemal, 27 Mart 1917'ye kadar Diyarbakır'da kaldı. Bu sürenin büyük bölümünde köşk, onun hem çalışma hem de dinlenme mekânı oldu.

Köşkün mimarisi

Gazi Köşkü, Diyarbakır evlerinin tipik özelliklerini taşıyan, geniş eyvanlı ve siyah-beyaz kesme taşlardan yapılmış bir yapıdır. Siyah bazalt ile açık renkli kalker taşlarının sıralar halinde dizilmesi, Diyarbakır mimarisinin en karakteristik özelliklerinden biridir. Bu iki renkli taş düzeni, köşkü uzaktan bile kolayca tanınır kılar.

Köşkün girişinin sağındaki küçük kapı mutfağa, solundaki kapı ise çay ocağına açılır. Zemin kattaki geniş eyvan, Diyarbakır'ın sıcak yazlarında serin bir oturma alanı sağlar. Eyvanın önünde, avlunun ortasında bir havuz bulunur. Üst katta çalışma ve yatak odaları yer alır. Üst katın bir bölümü, ne yazık ki geçmişte yapılan bir restorasyon sırasında tahrip olmuş ve günümüze ulaşamamıştır.
Gazi Köşkü bahçesi
Gazi Köşkü bahçesiGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Vincent Vega. Dosya sayfası
Ek bilgi
Köşkte bugün Atatürk'e ait eşyalar sergilenmektedir. Köşkün çevresindeki bahçeler ise gezi, dinlenme ve piknik alanı olarak halka açıktır. Diyarbakır'ı ziyaret edenler, köşkün avlusundan şehrin tarihî surlarını da görebilir.

Bazalt ve kalker: Diyarbakır'ın taş dili

Diyarbakır, Karacadağ'ın volkanik eteklerinde kurulmuş bir şehirdir. Bu volkanik geçmiş, şehre koyu renkli, sert ve dayanıklı bir yapı taşı bırakmıştır: bazalt. Diyarbakır'ın surları, camileri, hanları ve evleri büyük ölçüde bu taşla inşa edilmiştir. Bazaltın koyu rengi, şehre "Kara Amid" adının verilmesine de yol açmıştır. Ancak Diyarbakırlı ustalar, bazaltın ağırlığını hafifletmek için onu açık renkli kalker taşıyla birlikte kullanmayı bir sanat haline getirdiler.

Siyah ve beyaz taş sıralarının dönüşümlü dizilmesiyle oluşan bu düzen, mimarlık tarihinde "almaşık" örgü olarak adlandırılır. Gazi Köşkü'nün cephesi, bu tekniğin seçkin örneklerinden biridir. Kemerlerde, pencere çevrelerinde ve eyvanın cephesinde siyah ve beyaz taşlar ritmik bir desen oluşturur. Bu desen, Akkoyunlu döneminin bölgedeki mimari zevkini yansıtır ve sonraki yüzyıllarda Diyarbakır evlerinde de sürdürülmüştür.

Akkoyunlular ve Diyarbakır

Akkoyunlular, 14. ve 15. yüzyıllarda Doğu Anadolu, Kuzey Irak ve İran'ın batısında hüküm süren bir Türkmen boy federasyonuydu. Diyarbakır, uzun süre bu devletin başkenti ve en önemli şehirlerinden biri oldu. Akkoyunluların en güçlü hükümdarı Uzun Hasan döneminde Diyarbakır, bölgenin siyasi ve kültürel merkezlerinden biri haline geldi. Şehirde bu döneme ait pek çok yapı bulunur. Gazi Köşkü'nün Akkoyunlu eseri olarak kabul edilmesi, onu bu parlak dönemin yaşayan tanıklarından biri yapar.

Surlar ve Dicle bahçeleri

Köşkün bulunduğu alan, Diyarbakır'ın dünyaca ünlü surları ile Dicle Nehri arasında uzanan bahçelerin bir parçasıdır. Hevsel Bahçeleri olarak bilinen bu verimli alan, yüzyıllardır şehrin sebze ve meyve ihtiyacını karşılamıştır. Surlar ve bahçeler, 2015'te UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alınmıştır. Gazi Köşkü, bu tarihî peyzajın içinde, şehrin silüetine bakan konumuyla özel bir yere sahiptir.

Köşkün avlusundan bakıldığında, siyah bazalt surlar ufukta bir duvar gibi yükselir. 1916'da Mustafa Kemal'in karargâhından gördüğü manzara, büyük ölçüde bugünkü ziyaretçinin gördüğü manzaranın aynısıdır. Bu süreklilik, köşkü yalnızca bir tarihî ev değil, aynı zamanda bir tarihî manzaranın parçası haline getirir.

1937: Diyarbakır'ın armağanı

Atatürk'ün Diyarbakır'dan ayrılışının üzerinden yirmi yıl geçtikten sonra, 1937'de Diyarbakır Belediyesi köşkü satın alarak ona armağan etti. Bu armağan, Diyarbakır halkının Birinci Dünya Savaşı'nda şehirde görev yapan komutanı unutmadığını gösteriyordu. Atatürk, 1937 Kasım ayında Doğu ve Güneydoğu Anadolu'ya yaptığı gezide Diyarbakır'a da uğradı. Bu ziyaret, onun şehre son gelişi oldu.

Köşkün armağan edilmesi, Atatürk'e Türkiye'nin farklı şehirlerinde sunulan evler ve köşkler geleneğinin bir parçasıdır. Pek çok şehir, Atatürk'ün kaldığı ya da çalıştığı yapıları satın alarak ona armağan etmiş ya da müzeye dönüştürmüştür. Diyarbakır'daki köşk, bu yapıların arasında en eskisidir: Akkoyunlu döneminden kalan bir yapı olarak beş yüz yılı aşkın bir geçmişe sahiptir.
Gazi Köşkü'nden Diyarbakır surlarının görünümü
Gazi Köşkü'nden Diyarbakır surlarının görünümüGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Vincent Vega. Dosya sayfası
Kaynaklarda fark
Köşkün adı kaynaklarda Gazi Köşkü, Atatürk Köşkü ve eski adıyla Semanoğlu Köşkü olarak geçer. Üçü de aynı yapıyı anlatır. Ankara'daki Çankaya Köşkü ya da diğer şehirlerdeki Atatürk evleriyle karıştırılmamalıdır.

Yirmi yıl sonra Diyarbakır

Atatürk'ün 1937 sonbaharındaki Doğu ve Güneydoğu gezisi, onun yurt içindeki son büyük gezilerinden biriydi. Bu gezide Elazığ ve Malatya gibi şehirleri de ziyaret etti. Diyarbakır'a varışında, şehrin 1916'dan bu yana nasıl değiştiğini gördü. Demiryolu artık şehre ulaşmıştı; Fevzipaşa–Diyarbakır hattı 1935'te tamamlanmıştı. Birinci Dünya Savaşı'nın kıtlık ve salgın yıllarını yaşayan şehir, Cumhuriyet'in ilk on beş yılında yeni okullar, yollar ve kamu binalarıyla farklı bir görünüme kavuşmuştu. Köşkün aynı yıl Atatürk'e armağan edilmesi, bu ziyaretle birlikte şehrin ona duyduğu bağlılığın simgesi oldu.

Bir karargâhın anıta dönüşmesi: Semanoğlu'ndan Gazi'ye

Gazi Köşkü'nün öyküsü, bir yapının adının, işlevinin ve anlamının tarih boyunca nasıl değiştiğini gösteren güzel bir örnektir. Akkoyunlular döneminde bir yazlık köşk olarak yapılan yapı, yüzyıllar boyunca Semanoğlu ailesinin adını taşıdı. Birinci Dünya Savaşı'nda bir kolordu karargâhına dönüştü; Cumhuriyet döneminde ise o kolordunun komutanının adıyla anılmaya başladı. Bugün hem bir müze hem de bir mesire yeri olarak, Diyarbakırlıların ve şehre gelenlerin uğrak mekânlarından biridir.

Mustafa Kemal'in Diyarbakır'daki on iki ayı, onun hayatında paşalığa terfi ettiği, Muş ve Bitlis zaferlerini kazandığı ve Doğu Anadolu'nun koşullarını yakından tanıdığı bir dönemdir. Bu dönemi doğrudan hatırlatan mekânların sayısı azdır; Gazi Köşkü, bunların en önemlisidir. Köşkün 1937'de Atatürk'e armağan edilmesi, Diyarbakır'ın bu bağı yirmi yıl sonra da sahiplendiğini gösterir. Bugün köşkü ziyaret edenler, hem Akkoyunlu mimarisinin bir örneğini, hem Diyarbakır'ın iki renkli taş geleneğini, hem de genç bir generalin cephe yıllarını aynı avluda bulabilir.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap