İçeriğe geç
Giriş yap
0

2 Aralık 1922: Seçim Kanunu önergesi ve "Hiçbir yerde beş sene oturmayacak kadar" konuşması

Eski Harita başlattı0 Yanıt0 Görüntülenme0 takipçi

Eski HaritaKonu sahibiYeni üye0Sv. 82
#1

Zaferden üç ay sonra Meclis'te bir önerge

Büyük Taarruz'un üzerinden üç ay geçmişti. Mudanya Ateşkesi imzalanmış, saltanat 1 Kasım 1922'de kaldırılmış ve Lozan'da barış görüşmeleri başlamıştı. Böyle bir günde, 2 Aralık 1922'de Büyük Millet Meclisi'nin gündemine Mustafa Kemal Paşa'yı doğrudan ilgilendiren bir kanun teklifi geldi. Erzurum Mebusu Süleyman Necati Bey, Mersin Mebusu Salâhattin Bey ve Canik Mebusu Emin Bey'in imzasını taşıyan teklif, milletvekili seçimine ilişkin kanunun on dördüncü maddesini değiştirmeyi amaçlıyordu.
Kaynaklar
Belge: Seçim Kanunu’nun Değiştirilmesi Hakkındaki Teklif Dolayısıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Yaptığı Konuşma — Atatürk Araştırma Merkezi (ATAM), Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II (1922-1924), PDF s. 130. Tarih: 2 Aralık 1922.
Teklif kabul edilirse mebus seçilebilmek için ya Türkiye'nin o günkü sınırları içindeki bir yerin halkından olmak ya da seçim dairesinde beş yıl oturmuş bulunmak gerekecekti. Selanik doğumlu olan ve yıllardır cepheden cepheye koşan Mustafa Kemal, iki şartı da taşımıyordu. Teklif kabul edilseydi bir sonraki seçimde mebus olamayacak, dolayısıyla Meclis Başkanlığı'ndan da uzaklaşacaktı. Paşa, söz alarak teklifin kendi şahsına yöneldiğini açıkça söyledi ve tutanaklara geçen o konuşmayı yaptı.
Mustafa Kemal'in doğduğu Selanik'teki ev
Mustafa Kemal'in doğduğu Selanik'teki evGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Yağızhan Gedük. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji: 26 Ağustos 1922 Büyük Taarruz; 9 Eylül 1922 İzmir'e giriş; 11 Ekim 1922 Mudanya Ateşkesi; 1 Kasım 1922 saltanatın kaldırılması; 20 Kasım 1922 Lozan Konferansı'nın açılışı; 2 Aralık 1922 Seçim Kanunu teklifi üzerine konuşma; 1 Nisan 1923 Meclis'in seçimlerin yenilenmesine karar vermesi.

Konuşmanın akışı

Mustafa Kemal söze, teklifin "özel bir amaç" taşıdığını ve bu amacın doğrudan kendi şahsına yöneldiğini söyleyerek başlar. Salondan yükselen sesler daha ilk cümlede tepkinin hangi yönde olduğunu gösterir. Bitlis Mebusu Yusuf Ziya Bey'in "Hatıra gelmez o" sözü ile Erzurum Mebusu Salih Efendi'nin "Şahsın çok muhteremdir" karşılığı tutanağa geçmiştir. Paşa ardından on dördüncü maddenin metnini okur ve kendi durumunu anlatır.

Konuşmanın merkezinde, doğum yerinin sınır dışında kalmasının bir suç olmadığı fikri yer alır. Mustafa Kemal, doğduğu yerin bugünkü sınırların dışında kaldığını, bunda kendi kastı ya da kabahati bulunmadığını söyler. Asıl nedenin, milleti yok etmek isteyen düşmanların kısmen başarılı olmasından kaynaklandığını vurgular. Ardından can alıcı cümleyi kurar: düşmanlar amaçlarına tamamen ulaşsaydı, teklifi imzalayan mebusların memleketleri de sınır dışında kalabilirdi.

"Hiçbir yerde beş sene oturmayacak kadar"

Konuşmanın en çok aktarılan bölümü, beş yıl ikamet şartına verilen cevaptır. Mustafa Kemal, bu şartı yerine getirmek isteseydi Arıburnu ve Anafartalar'daki savunmayı yapmaması gerektiğini söyler. Bitlis ve Muş'u kurtardıktan sonra Diyarbakır yönünde ilerleyen düşmanın karşısına çıkmaması, Suriye'yi boşaltan orduların kalıntılarından Halep'te yeni bir ordu kurmaması ve bugünkü milli sınırı fiilen belirlememesi gerekeceğini sıralar. Bu sayım, onun 1915'ten 1918'e uzanan askerlik hayatının kısa bir özeti gibidir.

Sonuç cümlesi, tutanaklardaki en bilinen ifadelerinden biridir: "Hiçbir yerde beş sene oturmayacak kadar sarf-ı mesai etmiş bulunuyorum." Bu cümle, bir siyasi engelin askeri bir hayat hikâyesiyle çürütülmesidir. Salondan gelen "Hay hay" sesleri, milletvekillerinin çoğunluğunun bu cevabı benimsediğini gösterir.
Ek bilgi
Teklifte geçen on dördüncü madde, Selanik, Manastır veya Kafkasya gibi Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı sonrasında sınır dışında kalan yerlerde doğan birçok kişiyi de ilgilendiriyordu. Ancak tartışma, teklifin zamanlaması ve imzacıların Meclis'teki muhalif çizgisi nedeniyle doğrudan Mustafa Kemal'e yöneltilmiş bir girişim olarak algılandı.

Meclis'e ve millete yöneltilen soru

Konuşmanın ikinci yarısında Mustafa Kemal, teklifi imzalayanların seçim bölgelerindeki halkın gerçek temsilcisi olup olmadıklarını sorar. Cebelibereket Mebusu İhsan Bey'in "İki üç kişinin yanlış ifadesi bütün Meclis'e ait olabilir mi?" itirazı üzerine Paşa sözlerinin yalnızca imza sahiplerine yöneldiğini açıklar. Ardından şu soruyu kürsüden sorar: beni vatandaşlık haklarından yoksun bırakma yetkisi bu efendilere nereden verilmiştir?

Bu soru, konuşmayı kişisel bir savunmadan çıkarıp bir temsil tartışmasına dönüştürür. Mustafa Kemal, cevabı Meclis'ten, imzacıların seçmenlerinden ve bütün milletten istediğini söyler. Salondan yükselen "Katiyen" sesleri, bu sorunun karşılığını o an vermiştir. Konuşma, Birinci Meclis'teki muhalefet ile Müdafaa-i Hukuk Grubu arasındaki gerginliğin en açık anlarından biri olarak kayda geçmiştir.

Bu bölümde dikkat çeken bir başka nokta, Mustafa Kemal'in Meclis'in tümünü suçlamaktan özenle kaçınmasıdır. İhsan Bey'in itirazına verdiği karşılıkta sözlerinin yalnızca imza sahiplerine yöneldiğini açıkça belirtir. Böylece Meclis çoğunluğunu kendi yanında tutar, tartışmayı da birkaç kişinin girişimi düzeyinde bırakır. Tutanakta bu anın hemen ardından gelen alkışlar, hesaplı bir hitabetin sonucudur.
Mustafa Kemal Paşa, İzmit, 18 Haziran 1922
Mustafa Kemal Paşa, İzmit, 18 Haziran 1922Görsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası

Önergenin arka planı: İkinci Grup

Teklifin imzacıları, Meclis'te Birinci Grup'a karşı oluşan ve İkinci Grup olarak anılan muhalif çevreye yakın isimlerdi. Bu grup, Mustafa Kemal'in Başkomutanlık yetkilerinin uzatılmasına, Meclis Hükûmeti'nin yürütmeyi tek elde toplamasına ve barış sonrasında kurulacak rejimin biçimine dair kaygılar taşıyordu. Zafer kazanıldıktan sonra bu kaygılar daha yüksek sesle dile getirilmeye başlanmıştı.

Seçim Kanunu teklifi, bu tartışmanın en keskin biçimiydi. Başkomutanın bir sonraki Meclis'e girmesini engelleyecek bir düzenleme, dolaylı yoldan onun siyasi rolünü de sınırlayacaktı. Teklif Meclis'te kabul görmedi. Ancak olay, Mustafa Kemal'in birkaç ay sonra Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'ni bir partiye dönüştürme ve seçimleri yenileme kararına giden süreçte etkili oldu. 1923 seçimleriyle oluşan İkinci Meclis'te muhalif isimlerin çoğu yer almadı.
Doğrusu
Konuşmanın bazı aktarımlarında yer alan "Benim müstesna olduğuma dair bir kanun yoktur" cümlesi, aynı oturumda ancak başka bir anda söylenmiştir. Bu söz, bazı milletvekillerinin Paşa'nın özel konumunu öne çıkaran sözlerine verdiği karşılık olarak tutanakta ayrı bir yerde durur. İki cümleyi tek bir konuşmanın parçaları gibi okumak, olayın sırasını karıştırır.

Sadeleştirilmiş metnin yaygınlaşması

Konuşmanın aslı Osmanlı Türkçesiyle ve dönemin Meclis üslubuyla tutanaklara geçmiştir. "Teklif-i kanuni", "maksad-ı mahsus", "daire-i intihabiye" ve "mahall-i tevellüd" gibi ifadeler bugünkü okuyucuya yabancı gelir. Bu nedenle metin, cumhuriyetin ilk on yıllarından itibaren sadeleştirilmiş biçimiyle okullarda ve derlemelerde yer almıştır. Sadeleştirilmiş metinde "Bu tasarı, doğrudan doğruya, beni yurttaşlık haklarından yoksun bırakmaya yönelmiştir" cümlesi öne çıkar.

İki metni yan yana okumak, konuşmanın ruhunun korunduğunu ama bazı ayrıntıların kaybolduğunu gösterir. Asıl tutanakta salondan gelen sözler, itirazlar ve kesintiler de yer alır. Bunlar, konuşmanın tek kişilik bir hitabet olmadığını, Meclis'te canlı bir tartışma içinde yapıldığını hatırlatır. Okuyucunun mümkünse tutanak metnine dönmesi, olayı tam anlamıyla kavramak için yararlıdır.

Bir doğum yeri tartışmasından kalanlar

2 Aralık 1922 konuşması, Mustafa Kemal'in hitabetindeki iki yönü bir arada gösterir. Birincisi, kişisel bir saldırıyı kurumsal bir soruya dönüştürme becerisidir. Teklifi imzalayanlara öfkeyle değil, "bu yetki size nereden verildi" sorusuyla karşılık vermiştir. İkincisi, kendi askeri geçmişini bir siyasi argümana çevirmesidir. Anafartalar'dan Halep'e uzanan sayım, beş yıl ikamet şartının ne kadar dar bir ölçü olduğunu dinleyenin gözü önüne serer.

Konuşma aynı zamanda yeni devletin sınır ve vatandaşlık anlayışına ışık tutar. Selanik'te, Manastır'da ya da Kafkasya'da doğmuş milyonlarca insan, savaşların sonunda yeni sınırların dışında kalan topraklardan gelmişti. Doğum yerini mebusluk şartı yapmak, bu insanların siyasete katılımını da tartışmaya açardı. Mustafa Kemal'in cevabı, vatandaşlığın doğum yeriyle değil, millete yapılan hizmetle ve bugünkü sınırlar içindeki ortak hayatla tanımlanması gerektiği fikrine dayanır. Bu fikir, sonraki yıllarda göçmenlerin yeni devlete katılımında da belirleyici bir yaklaşım olarak kendini göstermiştir.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap