İçeriğe geç
Giriş yap
0

Sahn-ı Seman medreseleri (1463–1470): Fatih külliyesinde kurulan sekiz medrese ve ilmiye düzeni

SohbeX Editör 2 başlattı0 Yanıt0 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 2Konu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1
Sahn-ı Seman, Fatih Sultan Mehmed'in İstanbul'da yaptırdığı külliyenin bir parçası olarak kurulan sekiz medreseden oluşan bir eğitim kurumuydu. Adı, Arapça "sekiz avlu" anlamına gelir. Fatih Külliyesi'nin inşası 1463'te başladı ve 1470 civarında tamamlandı. Sahn-ı Seman medreseleri, Osmanlı'nın en yüksek eğitim kurumu olarak kabul edildi ve yaklaşık bir yüzyıl boyunca bu konumunu korudu.

Bu yazıda Sahn-ı Seman'ın kuruluşunu, medreselerin yapısını, eğitim düzenini, Osmanlı ilmiye teşkilatındaki yerini ve sonraki yüzyıllardaki dönüşümünü anlatıyoruz. Konu, Fatih dönemi vakfiyelerinin, ilmiye kanunnamelerinin ve biyografi eserlerinin yardımıyla izlenebilir.
Fatih Camii ve çevresi 1880–1893 yıllarında
Fatih Camii ve çevresi 1880–1893 yıllarındaGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Abdullah frères. Dosya sayfası

Külliyenin kuruluşu

İstanbul'un fethinden on yıl sonra, Fatih Sultan Mehmed, şehrin en yüksek tepelerinden birinde büyük bir külliye inşa ettirdi. Külliye, bir cami, sekiz medrese, bir imaret, bir darüşşifa, bir kervansaray, bir kütüphane ve çeşitli başka yapılardan oluşuyordu. Külliyenin mimarı olarak Atik Sinan (Sinan-ı Atik) anılır. Bu külliye, İstanbul'un yeni bir İslam şehri olarak inşasının en önemli adımlarından biriydi.

Külliyenin yapıldığı alanda daha önce Bizans dönemine ait Havariyyun Kilisesi bulunuyordu. Bu kilise, Bizans imparatorlarının mezar yeri olarak kullanılmıştı. Fatih, yeni külliyesini bu sembolik alanda yaptırarak İstanbul'un yeni sahibinin kim olduğunu açıkça göstermek istedi.
Ek bilgi
Fatih Camii, 1766'daki büyük İstanbul depreminde ağır hasar gördü. Cami, III. Mustafa döneminde büyük ölçüde yeniden inşa edildi ve 1771'de ibadete açıldı. Bugünkü caminin büyük kısmı bu yeniden inşanın ürünüdür; medreseler ise ilk yapılarının planını büyük ölçüde korumuştur.

Medreselerin yapısı

Sahn-ı Seman medreseleri, caminin iki yanında, dört medrese kuzeyde ve dört medrese güneyde olmak üzere simetrik biçimde yerleştirildi. Her medrese, bir avlunun etrafında sıralanan öğrenci odalarından ve bir dershaneden oluşuyordu. Medreselerin arkasında, Tetimme ya da Musile-i Sahn adı verilen hazırlık medreseleri bulunuyordu. Bu hazırlık medreselerinde öğrenciler, Sahn medreselerine girmeden önce eğitim alırdı.

Sahn medreselerinin her birinde bir müderris görev yapıyordu. Müderrislerin yanında, onlara yardımcı olan ve "muid" denilen asistanlar bulunuyordu. Öğrenciler, medresenin odalarında kalır ve vakıf gelirlerinden geçimlerini sağlardı. Külliyedeki imaret, öğrencilere yemek veriyordu.
Fatih Külliyesi'nin bugünkü görünümü
Fatih Külliyesi'nin bugünkü görünümüGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0, yazar: SeyyahLatif. Dosya sayfası

Eğitim düzeni

Sahn-ı Seman'da eğitim, İslami ilimlerin yanı sıra dönemin akli ilimlerini de kapsıyordu. Fıkıh, hadis, tefsir ve kelam gibi ilimler, eğitimin ana dersleriydi. Bunların yanında mantık, matematik ve astronomi gibi ilimler de okutuluyordu. Fatih Sultan Mehmed, dönemin önde gelen âlimlerini İstanbul'a davet etti ve onları medreselerde görevlendirdi.

Bu âlimlerden biri, Semerkant'tan gelen astronom ve matematikçi Ali Kuşçu'ydu. Ali Kuşçu, Uluğ Bey'in Semerkant'taki rasathanesinde çalışmış, ardından Osmanlı'ya gelmişti. Fatih'in ona Ayasofya medresesinde müderrislik verdiği ve İstanbul'daki ilim hayatını etkilediği anlatılır. Ali Kuşçu'nun matematik ve astronomi alanındaki eserleri, Osmanlı medreselerinde uzun süre okutuldu.
Dikkat: yanlış bilinen
Sahn-ı Seman'da okutulan derslerin tam listesi ve akli ilimlerin eğitimdeki ağırlığı tartışmalıdır. Bazı araştırmacılar, Fatih döneminde matematik ve astronominin medrese eğitiminde önemli bir yer tuttuğunu ve sonraki yüzyıllarda bu yerin daraldığını savunur. Bazı araştırmacılar ise bu daralma anlatısının abartılı olduğunu ve akli ilimlerin medreselerde okutulmaya devam ettiğini belirtir.

İlmiye teşkilatındaki yeri

Sahn-ı Seman, Osmanlı ilmiye teşkilatının hiyerarşisinde en üst sırada yer alıyordu. Medreseler, müderrislerin aldıkları maaşlara göre derecelere ayrılırdı. Sahn medreselerinin müderrisleri, en yüksek derecedeki müderrislerdi. Bir müderris, kariyerine alt derecedeki medreselerde başlar ve zamanla daha yüksek derecedeki medreselere yükselirdi.

Sahn müderrisliği, ilmiye kariyerinde büyük bir basamaktı. Sahn müderrisleri, buradan büyük şehirlerin kadılığına, kazaskerliğe ve şeyhülislamlığa kadar yükselebilirdi. Bu nedenle Sahn medreseleri, yalnızca bir eğitim kurumu değil, aynı zamanda Osmanlı'nın üst düzey ulemasının yetiştirildiği bir merkezdi.
Fatih Camii ve külliyenin bir bölümü
Fatih Camii ve külliyenin bir bölümüGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0, yazar: M. PINARCI. Dosya sayfası

Bir öğrencinin yolu

Osmanlı medreselerinde eğitim, belirli kitapların sırayla okunmasına dayanıyordu. Öğrenci, önce Arapça dilbilgisi ve mantık kitaplarını okur, ardından fıkıh, kelam ve tefsir gibi ilimlere geçerdi. Her kitabın bitirilmesi, bir sonraki aşamaya geçiş anlamına gelirdi. Eğitimini tamamlayan öğrenci, hocasından icazet, yani öğrendiklerini öğretme izni alırdı. Sahn'a ulaşan bir öğrenci, yıllar süren bir eğitim yolunu geride bırakmış olurdu.

Eğitimini bitiren öğrenciler, "mülazemet" denilen bir sıraya girerek göreve atanmayı beklerdi. Bu bekleme süresi, zaman zaman yıllarca sürebilirdi. 16. yüzyılın sonlarından itibaren adayların sayısının artması, bu bekleme sürelerini uzattı ve ilmiye teşkilatında şikâyetlere yol açtı.

Vakıf gelirleri

Sahn-ı Seman medreselerinin giderleri, Fatih Sultan Mehmed'in külliye için kurduğu vakfın gelirlerinden karşılanıyordu. Vakfiyede müderrislerin, muidlerin ve öğrencilerin alacakları ödemeler ayrıntılı biçimde belirlenmişti. Vakfa ait dükkânlar, hanlar ve köylerin gelirleri, medreselerin düzenli işlemesini sağlıyordu.

Süleymaniye ile değişen düzen

16. yüzyılın ortasında Kanuni Sultan Süleyman, İstanbul'da yeni ve daha büyük bir külliye inşa ettirdi. Mimar Sinan'ın eseri olan Süleymaniye Külliyesi, 1550'li yıllarda tamamlandı. Süleymaniye medreseleri, Sahn-ı Seman'ın üzerinde bir derece olarak tanımlandı. Böylece Sahn-ı Seman, yaklaşık bir yüzyıl boyunca koruduğu en yüksek medrese konumunu kaybetti, ancak ilmiye hiyerarşisindeki önemli yerini sürdürdü.

Sonraki yüzyıllarda Sahn-ı Seman medreseleri, eğitim vermeye devam etti. 19. yüzyılda Osmanlı'da modern eğitim kurumlarının açılmasıyla medreselerin önemi azaldı. Medreseler, Cumhuriyet döneminde 1924'te çıkarılan Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile kapatıldı. Bugün medrese yapılarının bir kısmı farklı amaçlarla kullanılmaktadır.
Tarih notu
Kronoloji
1453: İstanbul'un fethi
1463: Fatih Külliyesi'nin inşasının başlaması
1470 civarı: Külliyenin ve Sahn-ı Seman medreselerinin tamamlanması
1470'ler: Ali Kuşçu'nun İstanbul'a gelişi
1550'ler: Süleymaniye Külliyesi'nin tamamlanması
1766: Büyük İstanbul depremi
1771: Fatih Camii'nin yeniden açılışı
1924: Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve medreselerin kapanması

Sekiz avludan yetişen ulema

Sahn-ı Seman, Fatih Sultan Mehmed'in İstanbul'u yalnızca bir başkent değil, aynı zamanda İslam dünyasının önde gelen bir ilim merkezi haline getirme hedefinin en önemli ürünüdür. Sekiz medrese, Osmanlı'nın en yüksek eğitim kurumu olarak bir yüzyıl boyunca ilmiye teşkilatının merkezinde yer aldı. Bu medreselerden yetişen âlimler, imparatorluğun kadılık, müftülük ve müderrislik makamlarını doldurdu.

Sahn-ı Seman'ın hikâyesi, Osmanlı'da eğitimin devlet yönetimiyle ne kadar iç içe olduğunu da gösterir. Medreselerin dereceleri, müderrislerin maaşları ve kariyer basamakları, devletin belirlediği kurallara göre düzenleniyordu. Bu düzen, ilmiye sınıfını devletin ayrılmaz bir parçası haline getirdi ve yüzyıllarca sürecek bir kariyer sistemi kurdu.

Sahn-ı Seman'ın sonraki yüzyıllardaki dönüşümü ise Osmanlı eğitim tarihinin önemli tartışmalarından biridir. Akli ilimlerin medreselerdeki yerinin daralıp daralmadığı sorusu, bugün de araştırmacıları meşgul ediyor. Fatih Camii'nin iki yanında sıralanan medrese yapıları ise bu uzun tarihin sessiz tanıkları olarak İstanbul'un ortasında durmaya devam ediyor. Bu yapıların avlularında yürümek, beş yüz yıldan uzun bir süre önce kurulan bir ilim düzeninin izlerini bugünün kalabalık şehrinde hâlâ görebilmek anlamına geliyor.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap