İçeriğe geç
Giriş yap
0

Reisülküttap: divan kâtiplerinin başından Osmanlı dışişlerinin yöneticisine (16.–19. yüzyıl)

SohbeX Editör 1 başlattı0 Yanıt0 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 1Konu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1
Reisülküttap, "kâtiplerin başı" anlamına gelen bir unvandır. Osmanlı'da bu unvan, Divan-ı Hümayun'daki kâtiplerin başında bulunan görevliye verilirdi. Başlangıçta bürokrasinin orta düzeyinde yer alan bu makam, 17. ve 18. yüzyıllarda giderek önem kazandı ve Osmanlı'nın dış ilişkilerinin yürütüldüğü makam haline geldi. Avrupalı diplomatlar reisülküttabı kısaca "Reis Efendi" olarak anar, onu Osmanlı'nın dışişleri bakanı gibi görürdü. 1836'da makam, Hariciye Nezareti'ne dönüştürüldü.

Bu yazıda reisülküttaplığın ortaya çıkışını, makamın yükselişini, Karlofça Antlaşması'ndaki rolünü, öne çıkan reisülküttapları ve makamın modern bir bakanlığa dönüşmesini anlatıyoruz. Konu, Osmanlı arşivindeki divan kayıtlarının yanı sıra Avrupalı elçilerin raporlarından da ayrıntılı biçimde izlenebilir.
Reisülküttabı gösteren Osmanlı kıyafet resmi
Reisülküttabı gösteren Osmanlı kıyafet resmiGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Arif Pacha (archive) Originally uploaded to the Turkish Wikipedia by tr:User:Erk and named tr:Dosya:Avrupali sefir.jpg. Dosya sayfası

Divan kalemlerinin başı

Divan-ı Hümayun, Osmanlı'nın en yüksek yönetim organıydı. Divanın işlerini yürüten kâtipler, "kalem" adı verilen bürolarda çalışırdı. Bu bürolar, divanın aldığı kararları, padişahın fermanlarını ve diğer resmî yazışmaları hazırlardı. Kâtiplerin başında ise reisülküttap bulunurdu.

Reisülküttap, başlangıçta divanın en önemli kâtibi olan nişancının yardımcısıydı. Nişancı, padişahın tuğrasını belgelere çeken ve fermanların hukuka uygunluğunu denetleyen yüksek bir görevliydi. Reisülküttap ise divanın günlük yazışmalarını düzenler ve kâtiplerin çalışmasını denetlerdi. 16. yüzyılın ortasında Kanuni Sultan Süleyman döneminde reisülküttabın görev alanı genişledi.
Ek bilgi
Reisülküttabın yönettiği bürolar arasında beylikçi kalemi, tahvil kalemi ve ruus kalemi bulunurdu. Beylikçi kalemi fermanları ve divan kararlarını, tahvil kalemi beylerbeyi ve sancakbeyi atamalarını, ruus kalemi ise diğer görevlilerin atamalarını kaydederdi. Bu kalemlerin tuttuğu defterler, bugün Osmanlı arşivinin önemli belge grupları arasındadır.

Makamın yükselişi

17. yüzyılda sadrazamların gücünün artmasıyla birlikte, devlet işlerinin önemli bir kısmı Divan-ı Hümayun'dan sadrazamın konağına, yani Bab-ı Ali'ye taşındı. Reisülküttap da bu değişimle birlikte sadrazamın yanında çalışmaya başladı. Böylece makam, divanın bir kâtipliğinden sadrazamlık bürokrasisinin en önemli görevlerinden birine dönüştü.

Bu dönemde nişancının önemi azalırken reisülküttabın önemi arttı. Reisülküttap, sadrazamın yabancı elçilerle yaptığı görüşmelere katılır, yabancı devletlere gönderilecek mektupları hazırlar ve antlaşma metinlerinin yazılmasını denetlerdi. Bu görevler, makamın zamanla Osmanlı'nın dış ilişkilerinin merkezi haline gelmesini sağladı.
Octavien Dalvimart'ın 1804 tarihli reis efendi resmi
Octavien Dalvimart'ın 1804 tarihli reis efendi resmiGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Octavien Dalvimart. Dosya sayfası

Karlofça ve Rami Mehmed Efendi

Reisülküttaplığın dış ilişkilerdeki rolü, 1699 Karlofça Antlaşması ile belirgin biçimde ortaya çıktı. Bu antlaşmanın görüşmelerinde Osmanlı heyetinin başında reisülküttap Rami Mehmed Efendi ve divan tercümanı İskerletzade Aleksandros Mavrokordatos vardı. Görüşmeler aylarca sürdü ve Osmanlı'nın Avrupa diplomasisiyle ilk kapsamlı karşılaşmalarından biri oldu.

Rami Mehmed Efendi, Karlofça'dan sonra büyük bir itibar kazandı ve 1703'te sadrazam oldu. Ancak aynı yıl yaşanan Edirne Vakası'nda görevinden alındı. Onun kariyeri, reisülküttaplığın sadrazamlığa giden yolda önemli bir basamak haline geldiğini gösterir.
Dikkat: yanlış bilinen
Reisülküttabın "dışişleri bakanı" olarak nitelendirilmesi, Avrupalı diplomatların bakış açısını yansıtır. Osmanlı devlet anlayışında dış ilişkiler, sadrazamın ve padişahın yetkisindeydi; reisülküttap bu işlerin yürütülmesinde yardımcı bir rol oynuyordu. Makamın gerçek bir bakanlığa dönüşmesi ancak 1836'da gerçekleşti. Bu nedenle 18. yüzyıldaki reisülküttapları modern dışişleri bakanlarıyla bire bir eşleştirmek yanıltıcı olabilir.

Öne çıkan reisülküttaplar

18. yüzyılda pek çok reisülküttap, daha sonra sadrazamlığa yükseldi. Bunların en ünlüsü Koca Ragıp Paşa'dır. Ragıp Paşa, reisülküttaplık yaptıktan sonra çeşitli valiliklerde bulundu ve 1757'de sadrazam oldu. Şair ve âlim kişiliğiyle de tanınan Ragıp Paşa, İstanbul'da Laleli'de bir kütüphane kurdu. Bu kütüphane bugün de ayaktadır.

Reisülküttapların önemli bir kısmı aynı zamanda edebiyatçı ve tarihçiydi. Kalemiye sınıfından yetişen bu kişiler, iyi bir eğitim almış, Arapça ve Farsça bilen, inşa sanatında usta kişilerdi. Onların yazdığı mektuplar ve belgeler, Osmanlı nesir dilinin en seçkin örnekleri arasında yer alır.

Tercümanlar ve elçilikler

Reisülküttabın dış ilişkilerdeki çalışmasında divan tercümanları önemli bir yer tutardı. 18. yüzyılda divan tercümanlarının çoğu, İstanbul'un Fener semtinde yaşayan Rum ailelerden geliyordu. Bu tercümanlar, Avrupa dillerini bilir ve yabancı elçilerle Osmanlı yönetimi arasında köprü görevi görürdü.

III. Selim döneminde, 1793'te Londra'da ilk sürekli Osmanlı elçiliği açıldı. Ardından Paris, Viyana ve Berlin'de elçilikler kuruldu. Bu elçilikler reisülküttaba bağlıydı. Elçiliklerden gönderilen raporlar, reisülküttabın Avrupa'daki gelişmeleri izlemesini sağladı. Böylece makam, Osmanlı'nın Avrupa ile ilişkilerinin kurumsal merkezi haline geldi.
Choiseul-Gouffier'nin eserindeki reis efendi resmi
Choiseul-Gouffier'nin eserindeki reis efendi resmiGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Marie-Gabriel-Florent-Auguste Comte de Choiseul-Gouffier. Dosya sayfası

Tercüme Odası ve yeni kuşak

1821'de Yunan isyanının başlamasıyla birlikte Fenerli tercümanlara duyulan güven sarsıldı. Bunun üzerine Bab-ı Ali'de Tercüme Odası kuruldu. Bu büro, Müslüman Osmanlı gençlerine Avrupa dillerini öğreterek devlete yeni tercümanlar yetiştirmeyi amaçlıyordu. Tanzimat döneminin önemli devlet adamlarından Âli Paşa ve Fuad Paşa gibi isimler, kariyerlerine bu büroda başladı. Tercüme Odası, reisülküttaplığın son döneminde kurulan ve sonraki Hariciye Nezareti'nin kadrolarını yetiştiren en önemli kurum oldu.

Hariciye Nezareti'ne dönüşüm

II. Mahmud döneminde devlet yönetimi Avrupa tarzı nezaretler halinde yeniden düzenlendi. 1836'da reisülküttaplık, Hariciye Nezareti'ne dönüştürüldü. Son reisülküttap, ilk hariciye nazırı oldu. Bu dönüşüm, dış ilişkilerin artık bağımsız bir bakanlık tarafından yürütüleceğini gösteriyordu. Hariciye Nezareti, Tanzimat döneminde Osmanlı'nın en etkili bakanlıklarından biri oldu.
Tarih notu
Kronoloji
16. yüzyıl: Reisülküttabın divan kâtiplerinin başı olması
17. yüzyıl: Devlet işlerinin Bab-ı Ali'ye taşınması
1699: Karlofça Antlaşması ve Rami Mehmed Efendi
1703: Rami Mehmed Paşa'nın sadrazamlığı
1757: Koca Ragıp Paşa'nın sadrazamlığı
1793: Londra'da ilk sürekli Osmanlı elçiliği
1821: Tercüme Odası'nın kurulması
1836: Hariciye Nezareti'nin kurulması

Bir kâtiplik makamının diplomasiye açılan kapısı

Reisülküttaplığın hikâyesi, Osmanlı bürokrasisinin nasıl değiştiğini gösteren güzel bir örnektir. Divanın kâtiplerini yöneten bir makam, devletin ihtiyaçlarına göre zamanla dış ilişkilerin merkezi haline geldi. Bu değişim, bir yasa ya da kararla değil, pratik ihtiyaçlar ve sadrazamlık bürokrasisinin büyümesiyle gerçekleşti.

Makamın yükselişi, Osmanlı'nın Avrupa ile ilişkilerinin değişen doğasını da yansıtır. 17. yüzyılın sonundan itibaren Osmanlı, savaşların yanı sıra diplomasiye de daha fazla önem vermek zorunda kaldı. Karlofça görüşmeleri, sürekli elçiliklerin kurulması ve Tercüme Odası, bu yeni dönemin kurumlarıydı. Reisülküttap, bu kurumların hepsinin merkezinde bulunuyordu.

Reisülküttapların aynı zamanda şair, tarihçi ve âlim olması da dikkat çekicidir. Koca Ragıp Paşa'nın Laleli'deki kütüphanesi, bir devlet adamının kültürel mirasının bugüne kadar ulaşan izlerinden biridir. Bu makam, Osmanlı'da diplomasinin bir kalem ve kültür işi olarak da görüldüğünü gösterir. 1836'daki dönüşüm, bu uzun geleneğin modern bir bakanlığa aktarıldığı an olarak okunabilir. Bab-ı Ali koridorlarında kâtiplerin kaleminden doğan bu makam, böylece imparatorluğun dünyaya açılan penceresi oldu ve Tanzimat'ın büyük devlet adamlarını yetiştirdi.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap