Baskın, Birinci Balkan Savaşı'nın en karanlık günlerinde, Edirne'nin geleceğinin tartışıldığı bir sırada gerçekleşti. Bu yazıda baskının arka planını, olayın seyrini, sonuçlarını ve tarihçilerin bu olay hakkındaki farklı yorumlarını anlatıyoruz. Olayın ayrıntıları için hem Osmanlı kaynaklarına hem de İstanbul'daki yabancı elçiliklerin raporlarına başvurulmuştur. İstanbul'da sadrazamlık binası Bab-ı Ali'nin eski bir fotoğrafıGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Balkan Savaşı ve Edirne meselesi
Ekim 1912'de başlayan Birinci Balkan Savaşı, Osmanlı için bir felaket oldu. Bulgar, Sırp, Yunan ve Karadağ orduları birkaç hafta içinde Makedonya'nın ve Trakya'nın büyük bölümünü ele geçirdi. Bulgar ordusu Çatalca hatlarına kadar ilerledi; Selanik Yunanlılara teslim edildi. Edirne ise Bulgar kuvvetleri tarafından kuşatılmıştı. Aralık 1912'de bir ateşkes imzalandı ve Londra'da barış görüşmeleri başladı.
Londra'daki görüşmelerde Balkan devletleri ve büyük güçler, Edirne'nin Bulgaristan'a bırakılmasını istiyordu. Kâmil Paşa hükümeti, savaşın devam etmesinin daha büyük kayıplara yol açacağını düşünerek bu talebe yaklaşmaya başladı. 22 Ocak 1913'te toplanan Meclis-i Umumi, büyük güçlerin notasına olumlu cevap verilmesini kararlaştırdı. İttihatçılar ise Edirne'nin terk edilmesini kabul edilemez buluyordu. Edirne, Osmanlı'nın Avrupa'daki ilk başkentlerinden biriydi ve sembolik önemi çok büyüktü.
Ek bilgi
Kâmil Paşa, Osmanlı'da dört kez sadrazamlık yapmış deneyimli bir devlet adamıydı. Kıbrıs doğumluydu ve İngiltere'ye yakınlığıyla bilinirdi. İttihat ve Terakki'nin muhaliflerine yakın olan Hürriyet ve İtilaf Fırkası ile işbirliği yapıyordu. Baskından sonra Mısır'a gitti ve 1913'te Kıbrıs'ta öldü.
Baskının seyri
Baskın günü, Enver Bey ve yanındaki küçük bir grup, Bab-ı Ali'nin önüne geldi. Talât Bey ve diğer İttihatçılar da olaya katıldı. Grup binaya girerken nöbetçilerle bir çatışma çıktı ve bazı kişiler öldü. Sesleri duyan Harbiye NazırıNazım Paşa, odasından çıkarak koridora geldi ve kısa bir tartışmanın ardından vuruldu.
Enver Bey, Kâmil Paşa'nın odasına girdi ve sadrazamdan istifa etmesini istedi. Kâmil Paşa istifa mektubunu yazdı. Enver Bey bu mektubu alarak Dolmabahçe Sarayı'na, padişahV. Mehmed Reşad'ın huzuruna gitti. Padişah, yeni sadrazam olarak Mahmud Şevket Paşa'yı atadı. Mahmud Şevket Paşa, 1909'da 31 Mart Olayı'nı bastıran Hareket Ordusu'nun komutanıydı ve İttihatçılar tarafından güvenilir bir isim olarak görülüyordu. Bab-ı Ali'nin bugünkü kapısı ve saçağıGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Yair Haklai. Dosya sayfası
Dikkat: yanlış bilinen
Nazım Paşa'yı kimin vurduğu konusunda kaynaklar birbirinden farklıdır. Bazı anlatımlarda ateşi İttihatçı fedailerden Yakub Cemil'in açtığı söylenir; başka anlatımlarda farklı isimler geçer. Baskına katılanların hatıratları da bu konuda birbirini tutmaz. Ayrıca olayın önceden planlanmış bir suikast mı, yoksa çatışma sırasında meydana gelen bir ölüm mü olduğu tartışmalıdır.
Edirne'nin düşüşü ve geri alınması
Yeni hükümet, Londra'daki görüşmeleri reddetti ve 3 Şubat 1913'te savaş yeniden başladı. Ancak ordu, Edirne'yi kurtaracak bir güce sahip değildi. Edirne, Şükrü Paşa'nın yönetiminde aylarca direndi, fakat 26 Mart 1913'te Bulgar ve Sırp kuvvetlerine teslim oldu. Böylece İttihatçıların baskın gerekçesi olan Edirne de kaybedilmiş oldu. 30 Mayıs 1913'te imzalanan Londra Antlaşması ile Osmanlı, Midye–Enez hattının batısındaki toprakları bırakmak zorunda kaldı.
Ancak kısa süre sonra Balkan devletleri kendi aralarında savaşa girdi. Bulgaristan, Sırbistan ve Yunanistan'a saldırınca İkinci Balkan Savaşı başladı. Osmanlı bu fırsatı değerlendirdi ve Temmuz 1913'te Edirne'yi geri aldı. Edirne'ye ilk giren birlikler arasında bulunan Enver Bey, bu olaydan sonra "Edirne fatihi" olarak anılmaya başladı ve çok hızlı bir yükseliş yaşadı.
Mahmud Şevket Paşa'nın öldürülmesi ve muhalefetin tasfiyesi
11 Haziran 1913'te, sadrazamMahmudŞevket Paşa Beyazıt'ta arabasıyla giderken uğradığı bir suikast sonucu öldürüldü. Suikastın arkasında muhalefetle bağlantılı bir grubun olduğu ileri sürüldü. Hükümet bu olayı muhalefete karşı geniş bir tasfiye için kullandı. Pek çok muhalif tutuklandı, bir kısmı idam edildi, bir kısmı da sürgüne gönderildi.
Mahmud Şevket Paşa'nın yerine Said Halim Paşa sadrazam oldu. Said Halim Paşa, Mısır hidivi Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın torunuydu ve İttihat ve Terakki'nin içinden gelen bir isimdi. Bu tarihten sonra cemiyet, Osmanlı siyasetinde rakipsiz tek güç haline geldi. Talât, Enver ve Cemal Paşaların öne çıktığı yönetim, 1918'e kadar devletin kaderini belirledi. 1908 yılına ait bir İstanbul sokak fotoğrafıGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Raymond Poincare. Dosya sayfası
Yabancı gözlemcilerin aktardıkları
İstanbul'daki büyükelçilikler, baskını hükümetlerine hemen bildirdi. İngiliz ve Fransız diplomatlar, olayı Londra görüşmelerini bozmaya yönelik bir hamle olarak değerlendirdi. Alman diplomatlar ise yeni hükümetin daha kararlı bir dış politika izleyeceğini düşünüyordu. Bu raporlar, baskının yalnızca bir iç siyaset olayı olmadığını, büyük güçlerin Balkan meselesine bakışını da etkilediğini gösterir. Londra'daki barış görüşmeleri baskından birkaç gün sonra kesildi.
Bab-ı Ali binasının kendisi
Baskına adını veren Bab-ı Ali, aslında sadrazamın makamının bulunduğu binanın kapısıdır. "Yüce Kapı" anlamına gelen bu ifade zamanla Osmanlı hükümetinin kendisi için kullanılır oldu. Avrupa diplomasisinde Osmanlı hükümeti "Sublime Porte" ya da kısaca "Porte" olarak anılırdı. Bugün İstanbul Valiliği olarak kullanılan bina, 19. yüzyılda yaşanan yangınlardan sonra yeniden inşa edilmiştir.
Ek bilgi
Baskın, Osmanlı'da sivil hükümetin bir grup subay tarafından silah zoruyla değiştirildiği ilk olay değildi. Ancak bir bakanın hükümet binasında öldürülmesi, Osmanlı siyasetinde yeni bir dönemin işareti olarak görüldü. İstanbul'daki yabancı elçilikler, olayı ayrıntılı raporlarla hükümetlerine bildirdi; bu raporlar bugün olayın en önemli tanıklıkları arasında yer alır.
Bab-ı Ali Baskını, gerekçesi ile sonucu arasındaki derin farkla dikkat çeker. İttihatçılar, Edirne'nin düşmana bırakılmasını engellemek için hükümeti devirdiklerini söylediler. Ancak yeni hükümet Edirne'yi kurtaramadı; şehir iki ay sonra teslim oldu. Edirne'nin geri alınması ise baskının değil, Balkan devletlerinin kendi aralarındaki savaşın bir sonucuydu.
Baskının asıl kalıcı sonucu, Osmanlı siyasetinde yarattığı değişimdir. Bu olaydan sonra İttihat ve Terakki, muhalefeti tamamen tasfiye ederek tek başına iktidara geldi. Bir yıl sonra devlet, bu yönetimin kararıyla Birinci Dünya Savaşı'na girdi. Bu bakımdan 23 Ocak 1913, imparatorluğun son beş yılının yönünü belirleyen kırılma noktalarından biridir.
Olay aynı zamanda, ordunun siyasete doğrudan müdahalesinin Osmanlı'nın son döneminde ne kadar sıradan hale geldiğini de gösterir. 1908 Devrimi, 1909'daki Hareket Ordusu, 1912'deki Halaskâr Zabitan hareketi ve 1913'teki baskın, birbirini izleyen askerî müdahalelerdi. Bab-ı Ali Baskını, bu zincirin en sert halkası oldu ve geride bir bakanın ölümüyle simgelenen bir siyaset anlayışı bıraktı. Sonraki kuşaklar, Osmanlı'nın son yıllarını tartışırken bu öğleden sonrayı sık sık bir dönüm noktası olarak anacaktı.