"Gramerci Cevat"
1910'da yazdığı "Lisan-ı Osmanî" adlı dil bilgisi kitabı yüzünden ona "Gramerci Cevat" dediler. Bu lakap, hayatı boyunca peşini bırakmadı. Ahmet Cevat Emre, Girit'te bir tekkede doğmuş, Harbiye'de okurken sürgüne gönderilmiş, Tiflis'te, Batum'da ve Moskova'da yaşamış, sonunda Ankara'da Harf Devrimi'nin ve Türk Dil Kurumu'nun mutfağında yer almış bir dilciydi.Onun hayatı, Atatürk döneminin dil devrimine katılan aydınların ne kadar farklı yollardan geldiğini gösteren çarpıcı bir örnektir. Bu yazıda Ahmet Cevat Emre'nin Girit'ten Ankara'ya uzanan yolculuğunu anlatıyoruz.

Tarih notu
Kronoloji: 1876 Girit'te, Resmo yakınlarında doğum; Kalives, Yerapetre, Kandiye ve Resmo'da öğrenim; 1890 İstanbul'da Kuleli Rüştiyesi; Kuleli İdadisi'ni birincilikle bitirme; Harbiye'deyken Trablusgarp'a sürgün; 1908 İstanbul'a dönüş; 1910 "Lisan-ı Osmanî"; Birinci Dünya Savaşı yıllarında Darülfünun'da Friedrich Giese'nin asistanlığı; 1920'lerin başında Tiflis, Batum ve Moskova; 1924 sonunda Türkiye'ye dönüş; 1928 Dil Encümeni ve Alfabe çalışmaları; 1928-1933 Muhit dergisi; 1932-1949 TDK gramer kolu başkanlığı; Çanakkale milletvekilliği; 10 Aralık 1961'de ölüm.
Girit'te bir tekkede doğan çocuk
Ahmet Cevat, Girit'te Resmo şehrinin dışında, bir manastırdan çevrilmiş Kadiri tekkesinde doğdu. Eğitimine Kalives köyünde başladı; Yerapetre, Kandiye ve Resmo'da sürdürdü. Bu yıllarda Arapça, Farsça, Rumca ve Fransızca öğrendi ve Fransızcadan çeviriler yaptı. Çok dilli bir adada büyümek, onun sonraki dil merakının ilk kaynağı oldu.1890'da İstanbul'a, Kuleli Rüştiyesi'ne gönderildi. Kuleli İdadisi'ni birincilikle bitirdi ve Harbiye'ye girdi. Parlak bir askerî kariyer bekleniyordu; ancak İttihat ve Terakki'ye üye olduğu gerekçesiyle tutuklandı ve Trablusgarp'a sürgün edildi.
Trablusgarp sürgünü ve Spencer
Trablusgarp'taki sürgün yıllarında Vali Ahmet Rasim Paşa'nın çiftliğinde yöneticilik yaptı, mahkemede zabıt kâtipliği gibi işlerde çalıştı. Bu yıllarda İngiliz düşünür Herbert Spencer'ın "İlk İlkeler" adlı eseriyle tanıştı; Spencer'ın evrimci düşüncesi, onun dünya görüşünü derinden etkiledi.Sürgün, 1908'de İkinci Meşrutiyet'in ilanıyla sona erdi. İstanbul'a dönen Ahmet Cevat, Yeni Asır, İkdam, Şûra-yı Ümmet, Sabah, İfham, Akşam ve Vakit gibi gazetelerde yazarlık ve muhabirlik yaptı.
Lisan-ı Osmanî ve Giese'nin asistanlığı
1910'da yazdığı "Lisan-ı Osmanî", İbrahim Hilmi tarafından basıldı ve Darülmuallimîn ile aynı seviyedeki bütün okullar için ders kitabı olarak kabul edildi; liselerde okutuldu. Ahmet Cevat, ilkokul, ortaokul ve lise öğrencileri için de dil bilgisi kitapları hazırladı ve Darülmuallimîn'de Fransızca, Türkçe sarf ve nahiv dersleri verdi. Husûsî Darü'l-Mürebbiyât adlı okulun kuruculuğunu ve öğretmenliğini de üstlendi.Birinci Dünya Savaşı'nın başında, Darülfünun'da Ural-Altay dilleri kürsüsünü kuran Alman Türkolog Friedrich Giese'nin asistanı oldu. En eski Türk yazısı, fonetik ve dilbilim üzerine aldığı dersler, onun Türkolojiye ilgisini derinleştirdi. Mondros Mütarekesi'nden sonra Alman hocalar ayrılınca, Ziya Gökalp'in onayıyla Giese'nin yerine geçti. Ancak savaşın ardından kürsü kaldırıldı ve Ahmet Cevat işsiz kaldı.

Ek bilgi
Ahmet Cevat Emre'nin doğum yılı kaynaklarda 1876 ve 1878 olarak iki farklı biçimde geçer. Nüfus kayıtlarındaki tarihler ile ailenin ve kişinin kendi anlattığı tarihler arasındaki bu tür farklar, Osmanlı'nın son dönemine ait biyografilerde sık görülür. Ölüm tarihi ise 10 Aralık 1961 olarak kesindir.
Tiflis, Batum, Moskova
İşsiz kalan Ahmet Cevat İstanbul'dan ayrılarak Tiflis'e gitti. Gürcistan'da sol eğilimli dergilerde yazılar yazdı ve Türk alfabesinin Latin harflerine geçirilmesini savunan yazılarıyla tanındı. Batum'a geçtiğinde, Mustafa Suphi'nin kurduğu Yeni Dünya dergisini çıkardı ve Nâzım Hikmet ile Vâlâ Nureddin'i bu dergiye yazmaya teşvik etti.Daha sonra Moskova Üniversitesi'nin Şark Enstitüsü'nde Türkçe profesörü olarak görevlendirildi. Batum'da ve Moskova'da Nâzım Hikmet ve Vâlâ Nureddin ile birlikte ortak bir hane kurdular; yemekleri Ahmet Cevat yapıyor, Nâzım şiir ve makale yazıyor, Vâlâ Nureddin Azerbaycanlılara Türkçe öğretiyordu. Moskova'da Lux Oteli'nde ayrı odalarda ama ortak bir mutfakla yaşadılar.
1924'ün sonunda siyasi görüşleri kaygı yaratınca Moskova'dan ayrılmak zorunda kaldı ve Türkiye'ye döndü. Burada Moskova'dan tanıdığı Şevket Süreyya Aydemir ile birlikte Aydınlık gazetesinde yazmaya başladı.
Harf Devrimi'nin mutfağında
Latin harflerine geçiş konusundaki eski yazıları, onu Mustafa Kemal'in dikkatine taşıdı. 1928'de Türk harflerinin Latin alfabesine geçirilmesiyle görevli Dil Encümeni'ne üye atandı. 1928'in sonunda, harf devrimini yürüten çalışmaları denetleyen merkez bürosunun üyeleri arasına alındı. Böylece yıllar önce Tiflis'te savunduğu fikrin hayata geçirilmesinde doğrudan rol oynadı.1932'de Türk Dili Tetkik Cemiyeti'nin, bugünkü Türk Dil Kurumu'nun kurucu üyeleri arasında yer aldı. 1932'den 1949'a kadar kurumun gramer ve sentaks kolunun başkanlığını yürüttü; birinci kurultaydan altıncı kurultaya kadar merkez kurulunda bulundu. Ocak 1935'te, Güneş-Dil Teorisi'nin gelişimini etkileyen Hermann F. Kvergić'in Türk dili üzerine çalışmasını ilk ellerine alan kişiler arasındaydı.
Dikkat: yanlış bilinen
Ahmet Cevat Emre, dillerin "yalınlayan, bitişken ve bükümlü" diye üçe ayrılmasını eskimiş bir Avrupa düşüncesi olarak eleştirdi. Bununla birlikte Türkçenin de Hint-Avrupa dilleri gibi bükümlü diller arasında sayılabileceğini kanıtlamaya çalıştı. Bu görüş, 1930'ların dil tartışmalarının ve Güneş-Dil Teorisi döneminin bir ürünüydü; bugünkü dilbilimde Türkçe bitişken (eklemeli) bir dil olarak sınıflandırılır.
Muhit dergisi ve Kemalizm kavramı
1928-1933 yılları arasında aylık Muhit dergisini çıkardı. Ailenin refahı, Türk gençliğinin yetiştirilmesi ve sosyal evrim konularına odaklanan bu dergi, Cumhuriyet'in fikirlerini yayan yayınlar arasındaydı. Ahmet Cevat, "Kemalizm" kavramını siyasi içeriğiyle kullanan ilk yazarlardan biri olarak anılır.Çanakkale milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin IV. Dönemi'ne bir ara seçimle girdi ve V. Dönem'de de görev yaptı.
Kitapları ve çevirileri
"Çocuklara Hikâye Anlatmak Sanatı" (1917), "Alfabenin Menşei" (1939), "Eski Türk Yazısının Menşei" (1939), "Türkçenin Yapılışı" (1942), "Türk Lehçeleri Mukayeseli Grameri - I: Fonetik" (1949) dil çalışmalarının başlıcalarıdır. Aiskhylos'un "Agamemnon"unu (1945) ve Homeros'un "Odysseia" ile "İlyada"sını (1957) Türkçeye çevirdi. "Atatürk'ün İnkılap Hedefi ve Tarih Tezi" (1956) ve anılarını anlattığı "İki Neslin Tarihi" (1960) son eserleri arasındadır. 10 Aralık 1961'de Ankara'da öldü.
Tekkeden alfabe masasına uzanan bir ömür
Ahmet Cevat Emre'nin hayatı, Harf Devrimi'nin ve dil çalışmalarının ardındaki insan hikâyelerinin ne kadar çeşitli olduğunu gösterir. Girit'te bir tekkede doğan, Harbiye'den sürgüne giden, Moskova'da Nâzım Hikmet'le aynı mutfağı paylaşan bir adam, sonunda Ankara'da yeni Türk alfabesinin hazırlanmasında görev aldı.Onun Latin harflerini Tiflis yıllarında savunmuş olması, harf devriminin yalnız bir yukarıdan alınan karar olmadığını, uzun yıllar boyunca farklı çevrelerde tartışılan bir fikir olduğunu hatırlatır. Mustafa Kemal'in bu eski savunucuyu komisyona alması, devrimin bu birikimden yararlandığını gösterir.
Dil kurumundaki çalışmaları, dönemin heyecanını ve aşırılıklarını birlikte taşır. Ama gramer kitapları, Homeros çevirileri ve on yedi yıl süren gramer kolu başkanlığı, onun Türkçeye kalıcı katkılarıdır. "Gramerci Cevat" lakabı, ömrünü dilin kurallarına adamış bir adamın en doğru tanımıydı.