1 Haziran 1911'de Osmanlı Harbiye Nezareti bünyesinde bir "Tayyare Komisyonu" kuruldu. Bu tarih, bugün Türk Hava Kuvvetleri'nin kuruluş tarihi olarak kabul edilir. Komisyonun kurulmasından sadece birkaç yıl önce, 1903'te Wright kardeşler ilk motorlu uçuşu gerçekleştirmişti. Osmanlı, askerî havacılığa dünyada erken adım atan ülkeler arasındaydı. Üç yıl içinde ilk pilotlar yetiştirildi, bir uçuş okulu açıldı ve Balkan Savaşları'nda uçaklar keşif amacıyla kullanıldı.
Bu yazıda Osmanlı askerî havacılığının ilk yıllarını anlatıyoruz: Tayyare Komisyonu'nun kuruluşunu, Fransa'ya gönderilen ilk pilotları, Yeşilköy'deki uçuş okulunu, Balkan Savaşları'ndaki ilk deneyimleri ve 1914'teki trajik İstanbul–Kahire uçuşunu. 1912 yılında ilk Osmanlı pilotlarından bir grupGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Havacılığa ilk ilgi
20. yüzyılın başında Avrupa'da havacılık hızla gelişiyordu. 1909'da Fransız havacı Louis Blériot, Manş Denizi'ni uçakla geçti. Aynı yıl Avrupa'nın pek çok şehrinde uçuş gösterileri düzenlendi. İstanbul'da da Aralık 1909'da Belçikalı havacı Baron de Caters ve ardından Fransız havacı Louis Blériot, gösteri uçuşları yaptı. Bu gösteriler, İstanbul halkının ve Osmanlı subaylarının havacılığa ilgisini artırdı.
1911'de başlayan Trablusgarp Savaşı, havacılığın askerî önemini açık biçimde gösterdi. İtalyan ordusu, bu savaşta uçakları keşif ve bombalama için kullandı. Osmanlı'nın uçağı yoktu. Bu durum, Osmanlı ordusunda havacılığın acil bir ihtiyaç olduğu düşüncesini güçlendirdi.
Ek bilgi
Tayyare Komisyonu'nun kuruluşunda Harbiye NazırıMahmud Şevket Paşa'nın büyük rolü oldu. Mahmud Şevket Paşa, Avrupa'daki askerî gelişmeleri yakından izliyor ve ordunun modernleşmesini destekliyordu. Komisyon, uçak satın alınması, pilot yetiştirilmesi ve bir uçuş okulu kurulması için çalışmalar yaptı.
İlk pilotlar
Tayyare Komisyonu, ilk iş olarak Avrupa'ya pilot adayları göndermeye karar verdi. 1911'de Süvari Yüzbaşı Fesa Bey ve Mühendis Mülazım Yusuf Kenan Bey, Fransa'ya gönderildi. Bu iki subay, Blériot'nun uçuş okulunda eğitim aldı. 1912'de pilot diplomalarını alarak Osmanlı'nın ilk askerî pilotları oldular.
Fransa'ya daha sonra başka subaylar da gönderildi. Bu subaylar, eğitimlerini tamamladıktan sonra Osmanlı'ya döndü ve yeni kurulan uçuş okulunda eğitmen olarak görev yaptı. Fesa Bey, sonraki yıllarda Türk havacılığının öncülerinden biri olarak anıldı ve Cumhuriyet döneminde Evrensev soyadını aldı. 1914'teki İstanbul–Kahire uçuşuyla ilgili bir dönem fotoğrafıGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: NA. Dosya sayfası
Yeşilköy Tayyare Mektebi
Temmuz 1912'de İstanbul'un Yeşilköy (Ayastefanos) semtinde bir uçuş okulu açıldı. Bu okul, Osmanlı'nın ilk askerî uçuş okuluydu. Okulun bulunduğu alan, sonraki yıllarda İstanbul'un ana havaalanının çekirdeğini oluşturdu. Okulda Fransa'dan satın alınan Blériot ve Deperdussin gibi uçaklar kullanıldı.
Okulun ilk yıllarında halkın bağışları da önemli bir rol oynadı. Osmanlı Donanma Cemiyeti ve diğer dernekler, uçak satın alınması için yardım kampanyaları düzenledi. Bağışlarla alınan uçaklara, bağışçıların ya da şehirlerin adları verildi. Bu kampanyalar, havacılığın halk arasında da bir milli mesele olarak görüldüğünü gösteriyordu.
Balkan Savaşları'nda ilk deneyim
Osmanlı uçakları, ilk kez Balkan Savaşları sırasında kullanıldı. 1912–1913'te Çatalca cephesinde ve Edirne çevresinde keşif uçuşları yapıldı. Uçaklar, düşman birliklerinin hareketlerini izlemek ve topçu ateşini yönlendirmek için kullanıldı. Bu ilk deneyimler, havacılığın savaştaki önemini Osmanlı komutanlarına da gösterdi.
Ancak Osmanlı havacılığı bu dönemde çok küçük bir güçtü. Uçak sayısı azdı, bakım ve yedek parça sorunu büyüktü. Uçakların önemli bir kısmı kazalarda ya da arızalar nedeniyle kullanılamaz hale geldi. Balkan Savaşları'ndan sonra havacılığın yeniden örgütlenmesi gerekti.
Dikkat: yanlış bilinen
Balkan Savaşları'nda Osmanlı uçaklarının yaptığı uçuşların sayısı ve etkisi konusunda kaynaklar sınırlı bilgi verir. Bazı anlatımlarda bu uçuşların savaşın seyrini etkilediği ileri sürülse de, uçak sayısının azlığı ve teknik sorunlar nedeniyle etkilerinin sınırlı kaldığı düşünülmektedir. Bu dönemin havacılık tarihi, büyük ölçüde pilotların hatıratlarından ve askerî raporlardan bilinmektedir.
İstanbul–Kahire uçuşu
Şubat 1914'te Osmanlı havacıları, İstanbul'dan Kahire'ye uzun mesafeli bir uçuş girişiminde bulundu. Bu uçuşun amacı, Osmanlı havacılığının gücünü göstermek ve imparatorluğun farklı bölgelerini birbirine bağlamaktı. Uçuş, birkaç uçakla ve farklı ekiplerle yapıldı.
İlk ekip, Pilot Yüzbaşı Fethi Bey ve Pilot Teğmen Sadık Bey'den oluşuyordu. "Muavenet-i Milliye" adlı uçakları, 27 Şubat 1914'te Şam yakınlarında düştü ve her iki pilot da hayatını kaybetti. Kısa süre sonra ikinci ekipten Pilot Teğmen Nuri Bey de Yafa yakınlarında yaşanan bir kazada öldü. Bu üç pilot, Şam'da Selahaddin Eyyubi'nin türbesinin yanına defnedildi. Şam'da Selahaddin Eyyubi türbesinin yanındaki ilk şehit pilotlar anıtıGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Dosseman. Dosya sayfası
Kazaların yankısı
Pilotların ölümü, Osmanlı kamuoyunda büyük bir üzüntüye yol açtı. Gazeteler, pilotları "hava şehitleri" olarak andı ve onların fotoğraflarını yayımladı. Ölen pilotlar için şiirler yazıldı ve anma törenleri düzenlendi. Bu olay, havacılığın riskleri konusunda kamuoyunda farkındalık yaratırken aynı zamanda havacılığa olan ilgiyi de artırdı. Şam'daki mezarlar, bugün de Türk havacılık tarihinin önemli anıtları arasında yer alır.
Uçuş girişimi tamamen sonuçsuz kalmadı. Kaynaklara göre sonraki aylarda başka bir ekip, Mısır'a kadar ulaşmayı başardı. Ancak ilk ekiplerin ölümü, bu girişimin hafızada bir trajedi olarak kalmasına neden oldu.
Pilotların yetişme koşulları
İlk Osmanlı pilotları, son derece zor koşullarda eğitim aldı. Dönemin uçakları ahşap ve kumaştan yapılmıştı; motorları güçsüz ve güvenilmezdi. Pilotların kokpiti açıktı ve rüzgâra, soğuğa doğrudan maruz kalıyorlardı. Uçuş aletleri son derece sınırlıydı; pilotlar yönlerini çoğu zaman yer şekillerine bakarak bulurdu. Bu koşullarda yapılan her uçuş, büyük bir cesaret gerektiriyordu. Yeşilköy'deki okulda eğitim gören subayların bir kısmı, eğitim sırasında yaşanan kazalarda yaralandı.
Savaşın eşiğinde
1914 yazında Birinci Dünya Savaşı başladığında, Osmanlı havacılığı hâlâ çok küçük bir güçtü. Savaş yıllarında Alman pilotlar ve uçaklar, Osmanlı havacılığının gelişmesinde büyük rol oynadı. Çanakkale, Filistin ve Irak cephelerinde Osmanlı–Alman hava birlikleri görev yaptı. Ancak bu dönemin ilk adımları 1911–1914 yılları arasında atılmıştı.
Osmanlı askerî havacılığının ilk yılları, imparatorluğun teknolojik gelişmeleri ne kadar hızlı izlemeye çalıştığını gösterir. Wright kardeşlerin ilk uçuşundan sadece sekiz yıl sonra Osmanlı'da bir Tayyare Komisyonu kuruldu, üç yıl içinde pilotlar yetiştirildi ve bir uçuş okulu açıldı. Bu, sınırlı kaynaklarla yapılmış önemli bir başarıydı.
Bu dönemin en dikkat çekici yanlarından biri, halkın havacılığa gösterdiği ilgidir. Bağış kampanyaları ve şehit pilotlar için düzenlenen anma törenleri, havacılığın yalnızca bir askerî mesele olarak değil, aynı zamanda bir milli gurur meselesi olarak görüldüğünü gösterir. Uçaklara bağışçıların ve şehirlerin adlarının verilmesi, bu ilginin somut bir ifadesiydi.
İstanbul–Kahire uçuşunun trajik sonu ise havacılığın ilk yıllarındaki büyük riskleri hatırlatır. Fethi Bey, Sadık Bey ve Nuri Bey, Osmanlı'nın ilk "hava şehitleri" olarak hafızalarda yer etti. Şam'daki mezarları, bugün Türkiye'nin dışındaki en önemli havacılık anıtlarından biridir. Bu pilotların hikâyesi, bir ordunun kanat açma çabasının cesaretini ve bedelini birlikte anlatır. Yeşilköy'deki pistin bugün dünyanın en işlek havalimanlarından birinin yakınında kalması da bu hikâyeye ayrı bir anlam katıyor.