Denizden tuvale
Türk resminde İstanbul'un ışığını, Boğaz'ın kıyılarını ve kayıklarını en çok resmeden ressamlardan biri, gençliğinde bir deniz subayıydı. Hikmet Onat, Heybeliada'daki Deniz Harp Okulu'ndan mezun olup bir süre güverte subayı olarak çalıştıktan sonra resme yöneldi. Paris'te eğitim gördü, 1914 Kuşağı'nın önde gelen isimlerinden biri oldu ve Birinci Dünya Savaşı yıllarında Şişli Atölyesi'nde savaş konulu tablolar yaptı.Onun hayatının en çarpıcı yanlarından biri, uzun ve verimli bir sanat hayatına rağmen yalnız bir kişisel sergi açabilmesiydi; bu sergiyi de ölümünden birkaç ay önce açtı. Bu yazıda, Cumhuriyet döneminin sanat eğitimine de katkı veren bu sessiz ustayı anlatıyoruz.

Tarih notu
Kronoloji: 1882 İstanbul'da doğum; 1903 Heybeliada Deniz Harp Okulu'ndan mezuniyet; güverte subaylığı ve Bahriye fotoğrafçısının yanında çalışma; 1905 Sanayi-i Nefise Mektebi; 1908 Osmanlı Ressamlar Cemiyeti'nin kuruluşu; 1910 Avrupa sınavı ve Paris; Fernand Cormon atölyesinde dört yıl; 1914 dönüş ve Mekteb-i Sultani'de öğretmenlik; 1914-1918 Şişli Atölyesi; 1922 Güzel Sanatlar Cemiyeti kurucu üyeliği; 1939 Halkevleri yurt gezisinde Bursa; 1973 ve 1974 ödüller; 13 Mart 1977 İstanbul'da ölüm.
Heybeliada'dan Sanayi-i Nefise'ye
Hikmet Onat 1882'de İstanbul'da doğdu. İlk öğreniminden sonra Heybeliada'daki Deniz Harp Okulu'na girdi ve 1903'te mezun oldu. Bir süre güverte subayı olarak görev yaptı. Resme olan ilgisi, onu bu yıllarda arkadaşı Ruhi Arel ile birlikte Sanayi-i Nefise Mektebi'nin resim derslerine götürdü. Bahriye'nin fotoğrafçısı Ali Sami Bey'in yanında da çalıştı.Denizcilik, onun sanatına derin bir iz bıraktı. Deniz, kıyılar, kayıklar ve balıkçı tekneleri, sonraki yıllarda tablolarının en sevdiği konular arasında yer aldı. Bir denizcinin gözüyle suyun ve ışığın değişen hallerini gözlemlemek, onun izlenimci anlayışına doğal bir zemin hazırladı.
1905'te Bahriye'den ayrılarak Sanayi-i Nefise Mektebi'ne, bugünkü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nin öncülü olan okula girdi. 1908'de Osmanlı Ressamlar Cemiyeti'nin kurucuları arasında yer aldı ve cemiyetin sergilerine katıldı. Bu cemiyet, Türk ressamlarının ilk örgütlü birliğiydi.
Paris'te Cormon'un atölyesinde
Mezuniyetinden sonra 1910'da açılan Avrupa sınavını kazandı ve burslu olarak Paris'e gitti. Paris Güzel Sanatlar Akademisi'nde Fernand Cormon'un atölyesinde dört yıl çalıştı. Cormon, akademik resmin önemli bir hocasıydı ve atölyesinde pek çok genç ressam yetişmişti. Ancak Paris'teki Türk ressamlar, akademik eğitimin yanı sıra şehrin müzelerinde ve galerilerinde izlenimcilerin eserleriyle tanıştı.Birinci Dünya Savaşı'nın başlamasıyla Türkiye'ye döndü. Paris'ten aynı dönemde dönen İbrahim Çallı, Namık İsmail, Avni Lifij, Nazmi Ziya ve diğerleriyle birlikte, Türk resim tarihinde 1914 Kuşağı, Çallı Kuşağı ya da Türk İzlenimcileri olarak anılan grubun üyesi oldu.
Ek bilgi
1914 Kuşağı ressamları, kendilerinden önceki dönemin desene ve biçime dayalı anlayışından farklı olarak ışığa ve renge önem verdiler. Açık hava resminin öncüleri olarak kabul edilen bu ressamlar, çoğunlukla İstanbul manzaralarını tercih ettiler: adalar, çamlıklar, koylar ve cami avluları. Hikmet Onat, Nazmi Ziya ve İbrahim Çallı, İstanbul'un farklı semtlerini konu alan çalışmalarıyla bu eğilimin en tipik temsilcileri arasında yer aldı.
Galatasaray'da ve Sanayi-i Nefise'de öğretmen
Türkiye'ye döndükten sonra Mekteb-i Sultani'de, yani Galatasaray Lisesi'nde resim öğretmeni oldu. Sanayi-i Nefise Mektebi'nin müdürü Halil Ethem Bey'in isteğiyle bu okula geçti. Önce Polonyalı ressam Varnia Zarzecki'nin yerine hazırlık sınıfının hocalığına, ardından da atölye şefliğine atandı. Böylece Cumhuriyet'in ilk kuşak ressamlarının yetişmesinde doğrudan rol oynadı.
Şişli Atölyesi: savaşın resimleri
1914-1918 yılları arasında, Harbiye Nazırı Enver Paşa'nın desteğiyle Şişli'de bir atölye açıldı. Bu atölyenin amacı, Viyana ve Berlin'de açılacak sergiler için savaş ve kahramanlık konulu resimler yaptırmaktı. Hikmet Onat da diğer 1914 Kuşağı ressamlarıyla birlikte burada çalıştı ve savaş ve asker konulu tablolar yaptı.Onun bu dönemden kalan en bilinen eserlerinden biri "Siperde Mektup Okuyan Askerler" adlı tablodur. Savaşın büyük kahramanlık sahneleri yerine, siperde bir mektubu okuyan askerlerin sessiz anını resmeden bu tablo, cephedeki insanın yalnızlığını ve evine duyduğu özlemi yansıtır.
Şişli Atölyesi, Türk resim tarihinde ilk kez bir grup ressamın devlet desteğiyle ortak bir tema üzerinde çalıştığı bir girişimdi. Bu deneyim, Cumhuriyet döneminde ressamların Anadolu'ya gönderildiği yurt gezilerinin de bir öncüsü sayılabilir.
Dikkat: yanlış bilinen
Hikmet Onat, altmış yılı aşan sanat hayatında yalnız bir kişisel sergi açtı; bu ilk ve son sergiyi ölümünden birkaç ay önce gerçekleştirdi. Bu yüzden eserlerinin büyük kısmı, uzun yıllar boyunca toplu sergilerde, Devlet Resim ve Heykel Sergileri'nde ve müze koleksiyonlarında tek tek görülebildi.
1914 Kuşağı'nın manzarası, portresi ve ölüdoğası
Hikmet Onat'ın içinde yer aldığı kuşak, manzaranın yanında portreye ve ölüdoğaya da yöneldi. Bu ressamlar birbirlerini, ailelerini ve yakın çevrelerini resmettikleri portrelerde, modernleşmeyle değişen yaşam biçimlerini yansıttılar. Modern kent hayatı, kadın imgesi, iç mekânlar ve figür, adalar ve koylar kadar onların konusu oldu.Natürmort, yani ölüdoğa, Türk resminde 18. yüzyıla uzanan bir geçmişe sahipti; Topkapı Sarayı'ndaki III. Ahmet Has Odası'nın çiçek ve meyve resimleri bunun erken bir örneğidir. Süleyman Seyyit, Şeker Ahmet Paşa ve Hüseyin Zekai Paşa bu türün ustaları arasındaydı. 1914 Kuşağı da bu geleneği sürdürdü. İbrahim Çallı'nın Akademi bahçesindeki manolya ağacından yaptığı resimler ünlendi; Hikmet Onat'ın "Manolyalar" tablosu da aynı ilgiyi paylaşır.
Kuşağın izlenimciliği, Fransa'daki gibi algı ve renk kuramlarına dayanan bir düşünce akımından çok, ışık ve renk çeşitlemeleriyle birleşen duygusal bir anlatım biçimiydi. Bu ressamlar, desenin kesinliği yerine öznel izlenimi öne çıkardılar ve halkın sevdiği manzaraları yeni bir dille resmettiler. Hikmet Onat'ın Boğaz tabloları, bu duygusal izlenimciliğin en sakin ve dengeli örneklerindendir.
Cumhuriyet döneminde
1922'de Güzel Sanatlar Cemiyeti'ne kurucu üye olarak katıldı. Cumhuriyet döneminde Akademi'deki hocalığını sürdürdü ve yeni kuşak ressamların yetişmesine katkı verdi. 1939'da Halkevleri aracılığıyla düzenlenen yurt gezilerinde Bursa'ya gitti ve şehrin manzaralarını resmetti.Eserleri Devlet Resim ve Heykel Sergileri'nde yer aldı; 1973 ve 1974'te üst üste ödüle layık görüldü. "Salacak'ta Kayıklar ve Kız Kulesi", "Büyükdere", "Büyükada, Dilburnu", "Çengelköy", "Balıkçı Tekneleri" ve "Topkapı Sarayı" gibi eserleri, İstanbul'un denizle iç içe yaşamını anlatır. "Manolyalar" gibi çiçek resimleri de onun renk anlayışının güzel örnekleridir.
Uzun sanat hayatı boyunca yalnız bir kişisel sergi açabildi. Bu sergiyi ölümünden birkaç ay önce açtı. 13 Mart 1977'de İstanbul'da, doksanlı yaşlarında öldü.
İstanbul'un ışığının sessiz tanığı
Hikmet Onat'ın sanatı, gösterişten uzak bir sadakatin ürünüdür. Bir deniz subayı olarak başladığı hayatında, denizi ve kıyıyı hiç bırakmadı; Paris'te öğrendiği izlenimci bakışı, İstanbul'un ışığına ve suyuna uyguladı. Onun tabloları, bugün kaybolmuş ya da değişmiş pek çok kıyı manzarasının da tanığıdır.Şişli Atölyesi'ndeki "Siperde Mektup Okuyan Askerler", onun savaşa bakışını özetler: kahramanlık sahneleri yerine insanın sessiz anları. Bu bakış, Çanakkale'den ve diğer cephelerden dönen ya da dönemeyen bir kuşağın acısını, büyük sözler kullanmadan anlatır.
Uzun hayatı boyunca yalnız bir kişisel sergi açması, onun kendini öne çıkarmaktan kaçınan kişiliğinin bir yansımasıydı. Ama Akademi'de yetiştirdiği öğrenciler ve geride bıraktığı eserler, onun Türk resmindeki yerini kalıcı kıldı. Hikmet Onat, Cumhuriyet'in sanat hayatını kuran kuşağın sessiz ama vazgeçilmez ustalarından biriydi.