İçeriğe geç
Giriş yap
0

Muhammed Ali Cinnah: Pakistan'ın kurucusu ve Ankara'daki Cinnah Caddesi'nin hikâyesi

SohbeX Editör 2 başlattı0 Yanıt5 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 2Konu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1

Ankara'nın en işlek caddelerinden biri

Ankara'da Çankaya'dan Kavaklıdere'ye uzanan büyük caddelerden biri, Muhammed Ali Cinnah'ın adını taşır. Pek çok Ankaralı her gün bu caddeden geçer; ama caddeye adını veren kişinin hikâyesini bilenler daha azdır. Cinnah, 1947'de kurulan Pakistan'ın kurucusu ve ilk genel valisidir. Pakistan'da "Kaid-i Azam", yani "Büyük Önder" unvanıyla anılır.

Cinnah ile Atatürk aynı kuşağın insanlarıydı: Cinnah 1876'da, Atatürk 1881'de doğdu. İkisi de sömürgecilik çağının sonunda kendi halkları için bağımsız bir devlet kurdu ve ikisi de devletlerinin kuruluşundan kısa süre sonra öldü. Bu yazıda Cinnah'ın hayatını ve Türkiye ile Pakistan arasında kurulan dostluğun ilk yıllarını anlatıyoruz.
Muhammed Ali Cinnah, 1910
Muhammed Ali Cinnah, 1910Görsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji: 25 Aralık 1876 Karaçi'de doğum; Londra'da Lincoln's Inn'de hukuk eğitimi; Bombay'da avukatlık; 1913 Tüm Hindistan Müslüman Birliği'ne katılış; 1916 Lucknow Paktı; 1920 Kongre'den ayrılış; 1940 Lahor Kararı; 14 Ağustos 1947 Pakistan'ın kuruluşu ve genel valilik; 11 Eylül 1948 Karaçi'de ölüm; 2 Nisan 1954 Türk-Pakistan Dostluk ve İşbirliği Antlaşması.

Karaçili bir avukat

Muhammed Ali Cinnah, 25 Aralık 1876'da Karaçi'de, Wazir Konağı'nda doğdu. Gençliğinde Londra'ya gitti ve hukuk eğitimini ünlü Lincoln's Inn'de tamamladı. Hindistan'a döndükten sonra Bombay Yüksek Mahkemesi'ne avukat olarak kaydoldu ve kısa sürede şehrin en başarılı avukatlarından biri oldu. Titizliği, keskin hukuk zekâsı ve kusursuz İngilizcesi onu Bombay'ın sayılı isimleri arasına soktu.

Yirminci yüzyılın ilk yirmi yılında Hindistan Ulusal Kongresi içinde öne çıktı. Siyasi hayatının başlangıcında Hindu-Müslüman birliğinin savunucusuydu ve bu nedenle "Hindu-Müslüman birliğinin elçisi" olarak anıldı. 1913'te Tüm Hindistan Müslüman Birliği'ne katıldı. 1916'da Kongre ile Müslüman Birliği arasında imzalanan Lucknow Paktı'nın şekillenmesinde önemli rol oynadı.

Hilafet hareketine mesafe

Birinci Dünya Savaşı'nın ardından Hindistan Müslümanları arasında güçlü bir Hilafet hareketi doğdu. Bu hareket, Osmanlı halifeliğinin korunmasını ve Anadolu'daki mücadeleye destek verilmesini savunuyordu. Hareket Gandi'nin desteğini de alarak bir kitle hareketine dönüştü.

Cinnah bu harekete mesafeli durdu. Dini meselelerin siyasete bu biçimde karıştırılmasının ve sokak eylemlerinin anayasal düzeni sarsmasının doğru olmadığını düşünüyordu. 1920'de Kongre'nin sivil itaatsizlik kampanyasını benimsemesi üzerine Kongre'den ayrıldı. Bu tavır, Cinnah'ın siyasete hukukçu bir gözle bakan, anayasal yolları önceleyen kişiliğini yansıtıyordu.

Bu durum ilginç bir paralellik de taşıyor. Hindistan'da hilafet için kampanyalar yürütülürken Ankara'da Büyük Millet Meclisi 1922'de saltanatı, 1924'te hilafeti kaldırdı. Hilafet hareketi bu kararla birlikte Hindistan'da etkisini yitirdi. Cinnah'ın baştan beri savunduğu, siyasetin modern ve anayasal kurumlar üzerinden yürütülmesi gerektiği düşüncesi, Ankara'daki dönüşümle bir ölçüde örtüşüyordu.
Muhammed Ali Cinnah, 1945 civarı
Muhammed Ali Cinnah, 1945 civarıGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Ek bilgi
Hindistan Müslümanlarının Millî Mücadele yıllarında Anadolu'ya gönderdiği yardımlar, Türk-Pakistan dostluğunun tarihî kökleri arasında sayılır. Cinnah Hilafet hareketinin yöntemlerine katılmasa da, bu dönemde Hindistan Müslümanlarının Türklere duyduğu derin sempati, Pakistan'ın kuruluşundan sonra iki ülke arasındaki yakınlaşmanın zeminini hazırladı.

Lahor Kararı ve bağımsızlık

1930'larda Cinnah, Müslüman Birliği'nin liderliğini yeniden üstlendi. Muhammed İkbal'in 1930'da Allahabad'da dile getirdiği kuzeybatı Hindistan'da Müslüman çoğunluklu bir yapı fikri, zamanla Birliğin programına dönüştü. İkbal, ölümünden önceki yıllarda Cinnah'a yazdığı mektuplarda onu Müslümanların liderliğini üstlenmeye teşvik etti.

1940'ta Cinnah'ın liderliğindeki Müslüman Birliği, Lahor Kararı'nı kabul etti. Bu karar, Hindistan Müslümanları için ayrı bir devlet talebini açıkça ortaya koyuyordu. İkinci Dünya Savaşı yıllarında Birlik güç kazandı ve savaştan sonraki seçimlerde Müslümanlara ayrılan sandalyelerin büyük çoğunluğunu aldı. Kongre ile Birlik arasında bir uzlaşma sağlanamayınca, İngiliz yönetimi 1947'de Hindistan'ı iki devlete böldü.

14 Ağustos 1947: Pakistan

14 Ağustos 1947'de Pakistan bağımsızlığını ilan etti ve Cinnah ülkenin ilk genel valisi oldu. Yeni devletin önünde ağır sorunlar vardı. Bölünmeyle birlikte milyonlarca insan yer değiştirdi; Hindistan'dan Pakistan'a göç eden Müslüman mülteciler için kamplar kuruldu ve Cinnah bu kampların kuruluşunu bizzat denetledi.

Cinnah, 11 Ağustos 1947'de Pakistan Kurucu Meclisi'nde yaptığı konuşmada yeni devletin bütün vatandaşlarına din ayrımı gözetmeksizin eşit davranacağını vurguladı. Bu konuşma, onun hukukçu kimliğinin ve anayasal devlet anlayışının en tanınmış ifadesi olarak hatırlanır. Ancak sağlığı hızla kötüleşiyordu. Pakistan'ın kuruluşundan bir yıl kadar sonra, 11 Eylül 1948'de Karaçi'de öldü.
Muhammed Ali Cinnah'ın bir başka portresi
Muhammed Ali Cinnah'ın bir başka portresiGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Ministry of Information & Broadcasting, Government of Pakistan. Dosya sayfası
Dikkat: yanlış bilinen
Türkiye, Pakistan'ı bağımsızlığının hemen ardından tanıyan ilk ülkeler arasındadır. İki ülke arasında 2 Nisan 1954'te Karaçi'de Dostluk ve İşbirliği Antlaşması imzalandı; 1955'te de iki ülke Bağdat Paktı içinde yer aldı. Ankara'daki Cinnah Caddesi ve Pakistan'daki pek çok Atatürk adını taşıyan yer, bu dostluğun karşılıklı sembolleridir.

İki kurucu, iki devlet

Atatürk ve Cinnah'ın hayatları arasında dikkat çekici benzerlikler vardır. İkisi de sömürgecilik çağının sonunda, büyük imparatorlukların yıkıntıları arasında yeni devletler kurdu. İkisi de modern hukuk ve anayasal kurumlar üzerine bir devlet kurmayı amaçladı. İkisi de devletlerinin kuruluşundan sonra çok uzun yaşamadı: Atatürk Cumhuriyet'in on beşinci yılında, Cinnah Pakistan'ın ilk yılında öldü.

Farklılıkları da azımsanmayacak kadar büyüktür. Atatürk bir asker olarak savaş meydanlarında kazandığı zaferlerle bağımsızlığı sağladı; Cinnah ise bir avukat olarak müzakere masalarında ve seçim sandıklarında mücadele etti. Atatürk'ün devleti laik bir cumhuriyet olarak şekillendi; Pakistan ise kuruluş nedeni itibarıyla Müslüman kimliğini ön plana çıkaran bir devlet oldu.

Bugünün mirası

Bugün Pakistan'ın bütün banknotlarında Cinnah'ın portresi bulunur. Karaçi'deki anıt mezarı Mazar-ı Kaid, şehrin en önemli simgelerinden biridir. Pakistan'ın en işlek havaalanı onun adını taşır. Ankara'daki Cinnah Caddesi ise Türkiye'deki en bilinen anma yeridir; İran'ın başkenti Tahran'da ve dünyanın başka şehirlerinde de onun adını taşıyan yollar vardır.

Avukatlıktan devlet kuruculuğuna

Cinnah'ın hayatı, bir hukukçunun nasıl bir milletin önderine dönüşebileceğini gösteriyor. Siyasete Hindu-Müslüman birliğinin savunucusu olarak başlayan bir avukatın, yirmi beş yıl sonra ayrı bir devletin kurucusu olması, o yılların Hindistan'ındaki derin dönüşümün sonucuydu. Cinnah bu dönüşümü yöneten değil, ona ses veren ve onu anayasal bir çerçeveye oturtan kişi oldu.

Türkiye açısından Cinnah'ın önemi, Türk-Pakistan dostluğunun kurucu figürlerinden biri olmasından gelir. Hindistan Müslümanlarının Millî Mücadele yıllarında Anadolu'ya duyduğu sempati, Pakistan'ın kuruluşundan sonra resmî bir dostluğa dönüştü. Bu dostluk, sonraki on yıllarda da sürdü ve iki ülke çeşitli uluslararası krizlerde birbirine destek verdi.

Ankara'da Cinnah Caddesi'nden geçen biri, aslında bu uzun tarihin içinden geçiyor. Atatürk'ün başkentinde Pakistan'ın kurucusunun adının yaşatılması, iki kurucu liderin ve iki milletin ortak hafızasının sessiz bir anıtı gibidir.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap