Bir çocuğun asker olma kararı
Mustafa Kemal'in askerlik hayatı, 1894 baharında Selanik'te bir ortaokulda başladı. Selanik Askerî Rüştiyesi, onu Manastır'daki idadiye, oradan da İstanbul'daki Harbiye'ye taşıyan yolun ilk durağıydı. Bu yazıda okula nasıl girdiğini, okulun nasıl bir yer olduğunu ve oradan hangi derecelerle ayrıldığını anlatıyoruz.Rüştiye, Osmanlı eğitim sisteminde ilkokuldan sonra gelen ortaokul düzeyindeki okulların adıydı. Sivil rüştiyelerin yanında, orduya subay yetiştiren askerî okullara öğrenci hazırlayan askerî rüştiyeler de vardı. Selanik'te her ikisi de bulunuyordu.

Mülkiye Rüştiyesi'nden ayrılış
Mustafa Kemal'in babası Ali Rıza Efendi 23 Mayıs 1886'da öldü. Zübeyde Hanım çocuklarıyla birlikte bir süre kardeşinin Langaza'daki çiftliğine gitti. Mustafa'nın okulu bu dönemde yarıda kaldı. Yaklaşık altı ay süren çiftlik hayatından sonra Selanik'e döndü ve sivil okul olan Mülkiye Rüştiyesi'ne başladı.Burada bir olay yaşandı. Sınıftaki bir karışıklık sırasında öğretmen Hüseyin Efendi, çocuklar arasında Kaymak Hafız diye anılan hoca, Mustafa'yı dövdü. Bunun üzerine büyükannesi Ayşe Hanım onu okuldan aldı. Mustafa'nın sivil okul deneyimi böylece kısa sürdü.
Ek bilgi
Mustafa Kemal'in Selanik'teki eğitim yolu sırasıyla şöyleydi: önce Hafız Mehmed Efendi'nin mahalle mektebi, ardından Şemsi Efendi'nin yeni usul okulu, Langaza'daki ara dönemin ardından Mülkiye Rüştiyesi ve son olarak Askerî Rüştiye. Bu okulu bitirdikten sonra 1896'da Manastır Askerî İdadisi'ne geçti.
Üniformalı komşu çocuğu
Mustafa'nın asker olma isteği çocukluğundan beri vardı. Kendi hatıralarında anlattığı bir ayrıntı bu isteği daha da büyüttü. Komşuları Kadri Bey'in oğlu Ahmet, üniformasıyla Askerî Rüştiye'ye gidip geliyordu. Sokaklarda gördüğü üniformalı subaylar da çocuğun hayallerini besliyordu.Zübeyde Hanım oğlunun asker olmasını istemiyordu. Mustafa da annesine haber vermeden Askerî Rüştiye'nin giriş sınavlarına girdi ve kazandı. O yıl okul sisteminde bir değişiklik yapılmıştı. Daha önce dört yıl süren askerî rüştiyelerin birinci sınıfları kaldırılmış, öğrenim üç yıla indirilmişti. Bu nedenle Mustafa, Nisan 1894'te Selanik Askerî Rüştiyesi'ne doğrudan ikinci sınıftan başladı.
Tarih notu
23 Mayıs 1886: Ali Rıza Efendi'nin ölümü. Sonrası: Langaza'daki çiftlikte yaklaşık altı ay. Dönüşte: Mülkiye Rüştiyesi. Nisan 1894: Askerî Rüştiye'de ikinci sınıfa başlangıç. 1895 sonu ya da Ocak 1896: Okulu dördüncülükle bitiriş. 1896: Manastır Askerî İdadisi.
Askerî rüştiye neden çekiciydi?
O yıllarda sivil ortaokullar aileler ve çocuklar için pek cazip değildi. Askerî rüştiyeler ise birkaç bakımdan öne çıkıyordu. Türkçe derslerine daha çok önem veriyorlardı. Yabancı dil öğretimine sivil okullardan iki yıl önce başlıyorlardı ve Fransızca ders olarak okutuluyordu. Bu okulların spor salonları vardı, sivil rüştiyelerde ise böyle imkânlar bulunmuyordu.Askerî okullarda öğrenciler yeteneklerine göre yükselebiliyordu. Mezunlar orduya girdiklerinde imparatorluğun uzak köşelerini görme ve oradaki insanların hayatını tanıma fırsatı buluyordu. Bu, sivil okul mezunlarının kolay ulaşamadığı bir deneyimdi. Bütün bunlar, Selanik gibi canlı bir liman şehrinde büyüyen meraklı bir çocuk için güçlü bir çekim yaratıyordu.

Mithat Paşa Caddesi'ndeki bina
Selanik Askerî Rüştiyesi, şehrin Mithat Paşa Caddesi üzerinde yeni ve oldukça güzel bir binadaydı. Düzenli ve disiplinli bir okul olarak tanınıyordu. Dersler uzmanlık esasına göre veriliyordu. Öğretim ve yönetim kadrosunun çoğunluğu subaylardan oluşuyordu.Okulda iki yüz kadar üniformalı öğrenci vardı. Bu çocuklar ilk gençlik yaşlarında, sıkı bir disiplin içinde hem ortaokul derslerini okuyor hem de ilk askerlik eğitimlerini alıyorlardı. Günün düzeni, kıyafeti ve sınıf ilişkileri onları erkenden askerî hayata alıştırıyordu.
Matematik dersi ve "müzakereci" öğrenci
Mustafa kısa sürede öğretmenlerinin ve komutanlarının dikkatini çeken seçkin bir öğrenci oldu. Kendi anlattığına göre en çok matematik dersini sevdi. Bu derste sınıfın "müzakerecileri" arasına girdi. Müzakereci, dersi iyi kavrayıp arkadaşlarına tekrar ettiren öğrenciydi. Bu görev, öğretmenin o öğrenciye duyduğu güveni gösteriyordu.Matematik öğretmeni Yüzbaşı Üsküplü Mustafa Sabri Bey'di. 1882'de Harp Okulu'ndan mezun olmuş bir subaydı. Yaygın anlatımda öğrencisinin yeteneğini fark eden bu öğretmen, ona "Kemal" adını verdi. "Kemal" adının kökeni üzerine farklı görüşler de vardır. Bu konuyu sitemizde ayrı bir yazıda ele aldık.
Dikkat: yanlış bilinen
Okula giriş yılı kaynaklarda farklı verilir. Bazı kronolojiler 1893'ü, bazıları 1894 yazını gösterir. Okulun kayıtlarına dayanan çalışmalar ise Nisan 1894'te ikinci sınıftan başladığını belirtir. Farkın bir bölümü, askerî rüştiyelerin o yıl dört yıldan üç yıla indirilmesinden kaynaklanıyor. Okulun karnesi bugün Atatürk'ün öğrencilik belgeleri arasında korunuyor.
Kırk kişi arasında dördüncü
Mustafa Kemal, 1895 yılının sonunda ya da Ocak 1896'da, on beş yaşındayken okulu bitirdi. Son sınıf kırk ya da kırk üç kişiden oluşuyordu. Derslerin geçme notu tam puan olarak 45'ti. Mustafa Kemal bir ders dışında bütün derslerden 45 aldı, o tek dersten de 43 aldı. Sınıfını dördüncü olarak bitirdi.Bu derece, Manastır Askerî İdadisi'ne girişini kolaylaştırdı. Selanik'ten Manastır'a gidişi, ailesinden ve doğduğu şehirden ilk uzun ayrılışı oldu. Askerî Rüştiye'de edindiği disiplin, matematiğe olan ilgisi ve öğretmenlerinin güveni sonraki okul yıllarında da onunla birlikte yürüdü.

Rüştiye sırasında başlayan meslek
Selanik Askerî Rüştiyesi'nin hikâyesi çoğu zaman tek bir sahneye indirgeniyor: matematik öğretmeninin öğrencisine yeni bir ad vermesi. Oysa bu iki yıllık dönem çok daha fazlasını anlatıyor. On iki yaşını geçmiş bir çocuğun annesinin istemediği bir yolu kendi başına seçmesi, sınava habersiz girip kazanması, sonra da bu kararı sınıf birinciliğine yakın bir başarıyla taçlandırması, sonraki yılların kişiliğine dair erken bir ipucu veriyor.Okulun kendisi de dikkate değer. Mithat Paşa Caddesi'ndeki bu bina, sivil okullarda bulunmayan imkânlarıyla, Fransızcaya erken başlamasıyla ve subaylardan oluşan kadrosuyla, Osmanlı'nın son döneminde askerî okulların neden yetenekli taşra çocuklarını kendine çektiğini gösteriyor. Ordu, bu çocuklar için hem bir meslek hem de geniş bir dünyaya açılan kapıydı. Mustafa Kemal'in kuşağından pek çok subay aynı yoldan geçti.
Mülkiye Rüştiyesi'nde yaşanan dayak olayı ile Askerî Rüştiye'deki müzakerecilik arasındaki fark da öğretici. Aynı çocuk bir okulda cezalandırılıp okuldan alınıyor, ötekinde öğretmeninin güvendiği öğrenci oluyor. Eğitim ortamının bir çocuğun yönünü nasıl değiştirebildiğini bu iki okulun karşılaştırması kadar iyi gösteren az örnek var. Karnedeki 45'ler, bu dönüşümün sayılara dökülmüş hâli.