1599 sonbaharında İstanbul'daki Topkapı Sarayı'nda alışılmadık bir hediye kuruldu: İngiltere kraliçesi I. Elizabeth'in Sultan III. Mehmed'e gönderdiği, hem saat hem de org olarak çalışan büyük bir mekanik çalgı. Bu çalgıyı İstanbul'a getiren, kuran ve padişahın huzurunda çalan kişi, Lancashire'lı genç bir org yapımcısı olan Thomas Dallam idi. Dallam'ın yolculuk boyunca tuttuğu günlük, 16. yüzyıl sonunda Osmanlı sarayını içeriden gören bir İngiliz zanaatkârın gözlemlerini aktaran ender metinlerden biridir. Günlüğün el yazması bugün Londra'daki British Library'de korunur. Sultan III. Mehmed'in 1596 Eğri fethinden sonraki zafer alayını gösteren Osmanlı minyatürüGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Levant Şirketi ve kraliçenin hesapları
16. yüzyılın son çeyreğinde İngiltere, Osmanlı ile doğrudan ticari ve diplomatik ilişkiler kurmaya başlamıştı. 1580'de Sultan III. Murad, İngiliz tüccarlarına ahidname verdi; 1581'de Londra'da Osmanlı ticaretini yürütmek için Levant Şirketi kuruldu. İngiltere'nin bu ilişkiye verdiği önem, yalnızca ticari değildi. İspanya ile savaş hâlinde olan Elizabeth, Osmanlı'yı İspanya'ya karşı bir denge unsuru olarak görüyordu.
1595'te III. Mehmed tahta çıktığında, İngiltere'nin yeni padişaha değerli bir hediye göndermesi gerekiyordu. Levant Şirketi, bu hediyenin olağanüstü bir şey olmasını istedi. Seçilen hediye, Avrupa'da bile nadir görülen büyük bir mekanik org oldu. Org, belirli saatlerde kendiliğinden çalan, üzerinde hareketli figürler bulunan, hem saat hem de çalgı işlevi gören bir mekanizmaydı. Orgu yapmak ve İstanbul'a götürmek için Thomas Dallam görevlendirildi.
Hector gemisiyle uzun yolculuk
Dallam, 1599 Şubat'ında Levant Şirketi'nin Hector adlı gemisiyle Londra'dan yola çıktı. Yolculuk aylar sürdü; gemi Cebelitarık'tan geçerek Akdeniz'e girdi, Cezayir, Girit ve Ege adaları üzerinden Çanakkale'ye ulaştı. Dallam, günlüğünde yol boyunca gördüğü limanları, adaları ve insanları ayrıntılı bir şekilde anlattı. Ağustos ayının sonunda İstanbul'a ulaşan gemi, büyük bir merakla karşılandı.
Ancak İstanbul'a varıldığında kötü bir sürprizle karşılaşıldı: Orgun ahşap kısımları uzun deniz yolculuğu sırasında nemden ve sıcaktan zarar görmüş, borular yerinden oynamış, tutkal erimişti. Dallam, haftalarca İngiliz elçiliğinde çalışarak orgu onardı. Bu sırada İngiliz elçisi Henry Lello, hediyenin zamanında hazırlanamamasından endişe ediyordu.
Ek bilgi
Dallam'ın günlüğü Thomas Dallam'ın yolculuk günlüğü, uzun süre el yazması olarak kaldı. 1893'te Hakluyt Society tarafından Early Voyages and Travels in the Levant (Levant'a Erken Seyahatler) başlıklı derlemede yayımlandı. Günlük, sade ve içten bir dille yazılmıştır. Dallam bir diplomat ya da bilgin değildi; bu yüzden gözlemleri, resmî raporlarda bulunmayan gündelik ayrıntılar ve kişisel duygularla doludur. El yazması bugün British Library'de korunur.
II. Selim, III. Murad ve III. Mehmed'i bir arada gösteren padişah portreleriGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Padişahın huzurunda: Org çalıyor
Org onarıldıktan sonra Topkapı Sarayı'na taşındı ve sarayın bir köşkünde kuruldu. Dallam, 1599 Eylül'ünde padişahın huzuruna çıkarıldı. Günlüğünde bu anı heyecanla anlattı: Padişah, çevresinde yüzlerce görevli ile birlikte salona girdi ve orgun önüne oturdu. Org saati vurduğunda, mekanizma harekete geçti: Bir dizi çan çaldı, figürler hareket etti, ardından org kendi kendine bir melodi çalmaya başladı. Bunun ardından Dallam, padişahın isteğiyle orgu kendi elleriyle çaldı.
Dallam, padişahın gösteriden çok etkilendiğini ve kendisine cömert bir bahşiş verildiğini yazar. Günlükte, padişahın Dallam'ın İstanbul'da kalması için ona teklifler yapıldığı da anlatılır. Ancak Dallam, ülkesine dönmeyi tercih etti. Bu anekdot, Osmanlı sarayının Avrupalı ustalara ve onların becerilerine ne kadar açık olduğunu gösteriyor.
Dikkat: yanlış bilinen
İngiliz ve Osmanlı bakışları İngiliz tarih yazımında Dallam'ın yolculuğu, Elizabeth döneminin Osmanlı ile kurduğu ilişkinin en renkli hikâyelerinden biri olarak anlatılır. Bazı İngiliz yazarlar bu hediyeyi, "İngiliz teknolojisinin Osmanlı'yı etkilemesi" olarak yorumlar. Osmanlı açısından ise bu hediye, Avrupa devletlerinin padişaha sunduğu sayısız hediyeden biriydi. Osmanlı sarayı, mekanik saatlere ve otomatlara zaten aşinaydı; Avrupa'dan gelen saatler saray koleksiyonlarında önemli bir yer tutuyordu. Londra'daki Ulusal Arşiv'de Levant Şirketi'nin kayıtları ve elçilik yazışmaları korunur; bu belgeler, hediyenin maliyetini ve hazırlanma sürecini ayrıntılı olarak gösterir.
Orgun akıbeti ve hikâyenin mirası
Orgun sonraki akıbeti hakkında kesin bir kayıt yoktur. Hediye, sarayda bir süre muhafaza edildi; ancak sonraki padişahlar döneminde ne olduğu belgelerde açık değildir. Bu belirsizlik, hikâyenin zamanla efsanelerle süslenmesine yol açtı.
Dallam'ın hikâyesi, 20. ve 21. yüzyılda İngiltere'de yeniden ilgi gördü. Tarihçiler, Elizabeth döneminin Osmanlı ile ilişkilerini anlatan kitaplarda bu yolculuğu sık sık örnek olarak kullandı. Bu ilgi, İngiltere'nin Osmanlı ile ilk ilişkilerinin ne kadar yoğun ve çok yönlü olduğunu hatırlattı.
Orgun yapısı ve mekanik düzenekleri
Thomas Dallam'ın İstanbul'a getirdiği org, sıradan bir müzik aleti değildi. Org, aynı zamanda mekanik bir saat ve otomatik hareket eden figürlerle donatılmış bir gösteri makinesiydi. Dallam'ın tuttuğu günlüğe ve dönemin kayıtlarına göre org, belirli saatlerde kendiliğinden çalabiliyor ve önceden ayarlanmış ezgileri seslendirebiliyordu. Orgun üzerinde kanat çırpan ve öten kuş figürleri, borazan çalan melek figürleri ve dönen süslemeler bulunuyordu.
Bu tür mekanik eserler, 16. yüzyıl Avrupa'sında saraylar arasında değerli hediyeler olarak görülüyordu. İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth, bu orgu göndererek hem İngiltere'nin teknik becerisini göstermek hem de Osmanlı sarayının ilgisini çekmek istiyordu. O dönemde İngiltere, Osmanlı ile ticari ilişkilerini geliştirmeye çalışıyor ve Fransa ile Venedik'in Osmanlı'daki ayrıcalıklarına rakip olmayı amaçlıyordu.
Org, deniz yolculuğu sırasında nem ve sıcaklık nedeniyle zarar gördü. Dallam, İstanbul'a vardıktan sonra orgu haftalarca onardı. Tutkalı çözülen parçaları yeniden yapıştırdı, borularını düzeltti ve mekanik düzeneği yeniden ayarladı. Bu onarım sırasında Dallam'ın sarayda çalışması, Osmanlı saray görevlilerinin ve hizmetkârlarının dikkatini çekti; pek çok kişi Dallam'ın çalışmasını izlemeye geldi.
Dallam'ın günlüğü, 19. yüzyılda yayımlanarak geniş bir okuyucu kitlesine ulaştı. Günlük, bir İngiliz zanaatkârın gözünden 1599 yılının Osmanlı sarayına dair nadir ve canlı bir tanıklık sunar. III. Mehmed döneminin saray hayatından bir sahne: 1593'teki bir düğün kutlamasıGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Johann Andreas Thelot. Dosya sayfası
Dallam'ın günlüğünün değeri, onun bir diplomat değil, bir zanaatkâr olmasından gelir. O, Osmanlı sarayını siyasi hesaplarla değil, merakla ve şaşkınlıkla izledi. Sarayın büyüklüğü, görevlilerin sessizliği, bahçelerin güzelliği ve padişahın ihtişamı, Dallam'ın sade dilinde içten bir şekilde anlatıldı.
Bu hikâye, Osmanlı ile İngiltere arasındaki ilk ilişkilerin yalnızca ticaret ve siyasetten ibaret olmadığını gösteriyor. Hediyeler, zanaatkârlar ve onların aktardığı bilgiler, iki toplum arasında farklı bir iletişim kanalı oluşturdu. Dallam'ın orgu bugün mevcut değil; ama onun günlüğü, 1599'da İstanbul'da kısa bir süreliğine çalan bir müziğin yankısını hâlâ taşıyor. Bu günlüğü okumak, saray tarihini resmî belgelerin dışından, sıradan bir insanın gözünden görmeye imkân verir.