Afrika'da bir savaş, Cenevre'de bir sınav
3 Ekim 1935'te İtalya, Afrika'daki bağımsız Habeşistan'a, bugünkü Etiyopya'ya saldırdı. Habeşistan, Milletler Cemiyeti'nin üyesiydi. Bir üye ülkenin başka bir üye ülkeye saldırması, kuruluşunun üzerinden on beş yıl geçmiş olan Cemiyet için büyük bir sınavdı. Cemiyet, İtalya'yı saldırgan ilan etti ve 18 Kasım 1935'te ekonomik yaptırımlar uygulanmaya başladı. Türkiye de bu yaptırımlara katılan ülkeler arasındaydı.Türkiye'nin bu krizdeki tutumu, Atatürk döneminin dış politikasının ilkelerini ve Akdeniz'deki güvenlik kaygılarını açıkça gösterir. Kriz, Türkiye'nin kısa bir süre sonra Boğazlar konusunda attığı adımın da zeminini hazırladı.

Milletler Cemiyeti'nde Türkiye
Türkiye, 18 Temmuz 1932'de Milletler Cemiyeti'ne üye olmuştu. Üyelik, Cemiyet'in davetiyle gerçekleşmişti. Türkiye, Cemiyet'te barışın korunmasına ve uluslararası anlaşmazlıkların barışçı yollarla çözülmesine önem veren bir tutum izledi. Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü (Aras) Bey, Cenevre'deki toplantılara düzenli olarak katılıyor ve Türkiye'nin görüşlerini dile getiriyordu.1934'te Türkiye, Cemiyet Konseyi'nin geçici üyeliğine seçildi. Bu, genç Cumhuriyet'in uluslararası alanda kazandığı saygınlığın bir göstergesiydi. Habeşistan krizi patlak verdiğinde Türkiye, Cemiyet'in ilkelerini savunan ülkeler arasında yer aldı.
Tarih notu
18 Temmuz 1932: Türkiye'nin Milletler Cemiyeti'ne üyeliği.
18 Mart 1934: Mussolini'nin Asya ve Afrika'ya yönelik konuşması.
3 Ekim 1935: İtalya'nın Habeşistan'a saldırısı.
18 Kasım 1935: Yaptırımların uygulanmaya başlaması.
5 Mayıs 1936: İtalyan birliklerinin Addis Ababa'ya girişi.
15 Temmuz 1936: Yaptırımların kaldırılması.
20 Temmuz 1936: Montrö Boğazlar Sözleşmesi.
18 Mart 1934: Mussolini'nin Asya ve Afrika'ya yönelik konuşması.
3 Ekim 1935: İtalya'nın Habeşistan'a saldırısı.
18 Kasım 1935: Yaptırımların uygulanmaya başlaması.
5 Mayıs 1936: İtalyan birliklerinin Addis Ababa'ya girişi.
15 Temmuz 1936: Yaptırımların kaldırılması.
20 Temmuz 1936: Montrö Boğazlar Sözleşmesi.
Türkiye'nin Akdeniz kaygısı
Türkiye'nin Habeşistan krizine ilgisi yalnızca ilkesel değildi. İtalya, 1912'den beri Ege'deki On İki Ada'yı elinde tutuyordu. Bu adalar Anadolu kıyılarının hemen yakınındaydı. İtalyan yönetimi adalarda askerî tesisler kuruyordu. 18 Mart 1934'te İtalyan Başbakanı Benito Mussolini, İtalya'nın tarihî hedeflerinin Asya ve Afrika'da olduğunu söyleyen bir konuşma yaptı. Bu konuşma Ankara'da büyük bir kaygıyla karşılandı.Atatürk, İtalya'nın yayılmacı politikasını yakından izliyordu. Habeşistan'a yapılan saldırı, bu politikanın sözde kalmadığını gösterdi. Bir Akdeniz ülkesi olan Türkiye için, Cemiyet'in saldırgana karşı etkili bir tutum alması kendi güvenliği açısından da önemliydi. Eğer saldırı cezasız kalırsa, aynı yayılmacılık başka bölgelere de yönelebilirdi.

Yaptırımlar
Milletler Cemiyeti, Ekim 1935'te İtalya'yı saldırgan ilan etti. 18 Kasım 1935'te elliyi aşkın üye ülkenin desteğiyle ekonomik yaptırımlar uygulanmaya başlandı. Yaptırımlar, İtalya'ya silah satışını, kredi verilmesini ve İtalyan mallarının ithalini yasaklıyordu. Türkiye de bu kararlara uydu ve İtalya ile ticaretini yaptırımlar doğrultusunda kısıtladı.Yaptırımların uygulanması Türkiye için ekonomik bir fedakârlık anlamına geliyordu. İtalya, Türkiye'nin önemli ticaret ortaklarından biriydi. Buna rağmen Türkiye, Cemiyet'in kararlarına bağlı kaldı. Yaptırımlara katılmak, uluslararası hukuka ve ortak güvenlik ilkesine verilen önemin somut bir ifadesiydi.
Yaptırımların zayıflığı
Ancak yaptırımlar, savaşı durdurmaya yetmedi. Petrol, kömür ve çelik gibi savaş için hayati önemdeki maddeler yaptırım listesine alınmadı. Süveyş Kanalı İtalyan gemilerine kapatılmadı. Cemiyet üyesi olmayan ülkelerle ticaret de sürdü. Büyük devletler, İtalya ile ilişkilerini tamamen koparmak istemiyordu. Aralık 1935'te İngiltere ve Fransa'nın Habeşistan topraklarının bir kısmını İtalya'ya bırakmayı öngören gizli bir plan hazırladığı ortaya çıktı ve bu plan kamuoyunda büyük tepki gördü.İtalyan ordusu, Mayıs 1936'da Habeşistan'ın başkenti Addis Ababa'ya girdi. İmparator Haile Selassie ülkesini terk etmek zorunda kaldı ve Haziran 1936'da Cenevre'de Cemiyet Genel Kurulu'nda ülkesi adına etkileyici bir konuşma yaptı. Ancak 4 Temmuz 1936'da Cemiyet, yaptırımların kaldırılmasına karar verdi ve 15 Temmuz'da yaptırımlar sona erdi.
Ek bilgi
Habeşistan krizi, Milletler Cemiyeti'nin ortak güvenlik sisteminin en büyük başarısızlıklarından biri olarak kabul edilir. Krizden sonra Cemiyet'in saygınlığı büyük ölçüde sarsıldı. Bu gelişme, 1930'ların sonlarına doğru Avrupa'da artan gerginliğin de habercisi oldu.

Akdeniz'de karşılıklı güvenceler
Yaptırımlar yürürlüğe girdikten sonra İtalya'nın yaptırım uygulayan ülkelere karşı askerî bir tepki göstermesi ihtimali konuşulmaya başlandı. Aralık 1935'te İngiltere, Akdeniz'deki ülkelerle karşılıklı yardım güvenceleri konusunda görüşmeler yaptı. Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya, yaptırımlar nedeniyle İngiltere'ye bir saldırı olması hâlinde yardım edeceklerini bildirdi. İngiltere de aynı güvenceyi bu ülkelere verdi.Bu güvenceler, Türkiye ile İngiltere arasında Kurtuluş Savaşı'ndan bu yana süren mesafeli ilişkilerin yumuşamasında önemli bir adım oldu. Musul sorunu 1926'da çözülmüştü, ama iki ülke arasında tam bir güven henüz oluşmamıştı. Habeşistan krizi, iki ülkeyi ortak bir kaygı etrafında bir araya getirdi. Sonraki yıllarda bu yakınlaşma daha da gelişti. 1937'de Akdeniz'deki korsan saldırılarına karşı toplanan Nyon Konferansı'na Türkiye de katıldı. 1938'de İngiltere ile bir kredi anlaşması imzalandı ve Ekim 1939'da Türk-İngiliz-Fransız ittifakı kuruldu.
Krizden Montrö'ye
Habeşistan krizi, Türkiye'ye önemli bir ders verdi: Ortak güvenlik sistemi, bir ülkenin güvenliğini tek başına sağlayamazdı. Lozan Antlaşması ile Boğazlar silahsızlandırılmış ve uluslararası bir komisyonun denetimine bırakılmıştı. Bu düzenleme, Boğazların güvenliğinin büyük devletlerin güvencesine dayandığı varsayımıyla kabul edilmişti. Ancak Habeşistan krizi, bu güvencenin ne kadar zayıf olduğunu gösterdi.Türkiye, 11 Nisan 1936'da Lozan'ı imzalayan devletlere bir nota vererek Boğazlar rejiminin değiştirilmesini istedi. Notada, uluslararası durumun Lozan'dan bu yana köklü biçimde değiştiği vurgulanıyordu. Türkiye'nin bu talebi, Cemiyet'in ilkelerine bağlı kalmış ve uluslararası hukuka saygı göstermiş bir ülkenin talebi olarak olumlu karşılandı. Montrö'de toplanan konferansın sonunda 20 Temmuz 1936'da Montrö Boğazlar Sözleşmesi imzalandı ve Türkiye Boğazlar üzerindeki tam egemenliğini yeniden kazandı.
İlkeye bağlılığın kazancı
Türkiye'nin Habeşistan krizindeki tutumu, ilk bakışta uzak bir coğrafyadaki bir savaşa katılım gibi görünebilir. Ancak bu tutum, Atatürk'ün dış politika anlayışının özünü yansıtır. Türkiye, saldırganlığa karşı çıkmayı ve uluslararası hukuka bağlı kalmayı yalnızca ahlaki bir zorunluluk olarak değil, kendi güvenliğinin de güvencesi olarak görüyordu.Krizin en önemli sonucu, Türkiye'nin Montrö'de elde ettiği kazanımdır. Yaptırımlara katılarak Cemiyet'in ilkelerine bağlılığını kanıtlayan Türkiye, Boğazlar konusundaki talebini uluslararası hukuk çerçevesinde dile getirdi. Bu talep, tek taraflı bir oldubitti yerine bir konferans masasında karşılandı. Dönemin bazı devletleri antlaşmaları tek taraflı olarak bozarken, Türkiye'nin hukuki yolu seçmesi uluslararası alanda büyük saygı gördü. Habeşistan halkının yaşadığı acılar ise, büyük devletlerin çıkarları uğruna küçük ülkelerin nasıl yalnız bırakılabileceğinin acı bir örneği olarak tarihe geçti.