Balkan Savaşları'nın son barışlarından biri
14 Kasım 1913'te Atina'da Osmanlı Devleti ile Yunanistan arasında bir barış antlaşması imzalandı. Bu antlaşma, iki ülke arasında Ekim 1912'de başlayan savaş durumunu resmen sona erdirdi. Osmanlı Devleti adına antlaşmayı Atina'daki temsilcisi Galip Kemalî Bey, Yunanistan adına ise Dışişleri Bakanı Georgios Streit imzaladı. Antlaşma, Londra'da Yunanistan'a bırakılan toprakların durumunu iki taraf arasında da tescil etti.Atina Antlaşması'nın en dikkat çekici yanı, Yunanistan'a bırakılan topraklarda yaşayan Müslümanların haklarına ilişkin ayrıntılı hükümleriydi. Bu hükümler arasında müftülerin seçimine ilişkin madde, yüz yılı aşkın bir süre sonra bile Türk-Yunan ilişkilerinin gündeminde yer almaya devam ediyor. Bu yazıda antlaşmanın arka planını, şartlarını ve çözülemeyen adalar sorununu anlatıyoruz.

Neden ayrı bir antlaşma?
30 Mayıs 1913 tarihli Londra Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Balkan müttefiklerinin hepsi arasında imzalanmıştı. Ama bir ay sonra başlayan İkinci Balkan Savaşı, müttefikleri birbirine düşürdü ve Osmanlı ordusu Edirne'yi geri aldı. Bu yeni durumda Osmanlı Devleti, her Balkan devletiyle ayrı ayrı barış yapmak zorunda kaldı. 29 Eylül 1913'te Bulgaristan ile İstanbul Antlaşması imzalandı ve Edirne Osmanlı'da kaldı.Yunanistan ile yapılacak barış ise daha karmaşıktı. Yunanistan, Birinci Balkan Savaşı'nda Selanik'i, Güney Makedonya'yı, Epir'in bir bölümünü ve Ege'deki birçok adayı ele geçirmişti. Bu toprakların kesin olarak bırakılması, Müslüman halkın haklarının güvence altına alınması ve adaların geleceği, görüşmelerin ana konuları oldu.
Tarih notu
18 Ekim 1912: Yunanistan'ın savaşa girişi. 8 Kasım 1912: Selanik'in teslimi. 6 Mart 1913: Yanya'nın düşüşü. 30 Mayıs 1913: Londra Antlaşması. 10 Ağustos 1913: Bükreş Antlaşması. 29 Eylül 1913: İstanbul Antlaşması. 14 Kasım 1913: Atina Antlaşması. 13 Şubat 1914: Büyük devletlerin adalar kararı. 14 Mart 1914: Sırbistan ile barış.
Toprak hükümleri
Atina Antlaşması ile Osmanlı Devleti, Londra Antlaşması'nda Yunanistan'a bırakılan toprakları bir kez daha tanıdı. Selanik, Güney Makedonya, Yanya ve Epir'in Yunanistan'a bırakılan bölümü artık kesin olarak Yunan toprağıydı. Osmanlı Devleti, Girit üzerindeki haklarından vazgeçtiğini de teyit etti. Girit, 1913 Aralık'ında resmen Yunanistan'a katıldı.Antlaşma, iki ülke arasındaki ticari, hukuki ve konsolosluk ilişkilerinin yeniden kurulmasını da düzenliyordu. Savaş esirlerinin değişimi, el konulan malların iadesi ve bırakılan topraklarda yaşayanların uyrukluk seçimi gibi konular ayrıntılı maddelerle düzenlendi. Bırakılan topraklarda yaşayan Osmanlı uyruklular, belirli bir süre içinde Osmanlı uyrukluğunu seçip Osmanlı topraklarına göç etme hakkına sahipti.

Müslümanların hakları ve müftülük
Antlaşmanın en ayrıntılı bölümlerinden biri, Yunanistan'a bırakılan topraklarda yaşayan Müslümanların haklarına ilişkindi. Müslümanların can ve mal güvenliği, din ve vicdan özgürlüğü, medeni ve siyasi hakları güvence altına alındı. Vakıfların ve dinî kurumların korunması da antlaşmanın hükümleri arasındaydı.Antlaşmanın müftülüğe ilişkin maddesi, Müslüman toplulukların kendi müftülerini seçmesini öngörüyordu. Her bölgenin müftüsü, o bölgedeki Müslüman seçmenler tarafından seçilecekti. Ayrıca bütün müftülerin üzerinde bir başmüftü bulunacaktı. Başmüftü, bütün müftülerin oluşturduğu bir kurulun belirleyeceği üç aday arasından Yunan kralı tarafından atanacaktı. Müftüler, aile ve miras gibi konularda Müslümanlar arasındaki davalara bakma yetkisine de sahipti.
Ek bilgi
Yunanistan, Atina Antlaşması'nın müftülüğe ilişkin hükümlerini 1920'de çıkardığı bir kanunla iç hukukuna aktardı. Ancak başmüftülük kurumu hiçbir zaman hayata geçirilmedi. Müftülerin seçimle mi atamayla mı belirleneceği konusu, Batı Trakya Türk azınlığı açısından bugün de tartışılan bir mesele olarak duruyor.
Çözülemeyen adalar sorunu
Atina Antlaşması, Ege adalarının geleceğini belirlemedi. Bu konu, Londra Antlaşması'nda olduğu gibi büyük devletlerin kararına bırakılmıştı. Yunanistan, Birinci Balkan Savaşı'nda Limni, Midilli, Sakız, Sisam, İmroz ve Bozcaada gibi birçok adayı ele geçirmişti. Osmanlı Devleti, özellikle Anadolu kıyısına yakın adaların kendisine iade edilmesini istiyordu.13 Şubat 1914'te büyük devletler, adaların büyük bölümünün Yunanistan'da kalmasına, Çanakkale Boğazı'nın girişindeki İmroz ve Bozcaada'nın ise Osmanlı Devleti'ne iade edilmesine karar verdi. Osmanlı hükûmeti, bu kararı kabul etmedi. Adalar sorunu, Birinci Dünya Savaşı'nın başlamasıyla çözümsüz kaldı. Sorun, ancak 1923'te Lozan Antlaşması ile yeniden düzenlendi. Lozan'da İmroz ve Bozcaada Türkiye'ye bırakıldı.

Galip Kemalî Bey'in Atina yılları
Antlaşmayı Osmanlı adına imzalayan Galip Kemalî Bey, Balkan Savaşları öncesinde ve sırasında Atina'daki Osmanlı temsilciliğinde görev yapmış bir diplomattı. Atina'daki yılları, Osmanlı-Yunan ilişkilerinin en gergin döneminin içinden geçiyordu. Sonraki yıllarda Söylemezoğlu soyadını alan Galip Kemalî Bey, bu dönemin diplomatik görüşmelerini hatıralarında ayrıntılı biçimde anlattı. Bu hatıralar, antlaşmanın hazırlık sürecine ışık tutan önemli kaynaklardan biri olarak kabul ediliyor.Mustafa Kemal ve 1913 sonbaharı
Atina Antlaşması'nın imzalandığı günlerde Mustafa Kemal, Sofya'ya askerî ataşe olarak atanmıştı. 27 Ekim 1913'te bu göreve atanan Mustafa Kemal, burada Balkan Savaşı'ndan sonraki Bulgaristan'ı yakından tanıdı. Sofya'daki görevi, onun Avrupa'nın siyasi ve kültürel hayatını gözlemlediği önemli bir dönem oldu. Bu yıllar, Balkan Savaşları'nın yarattığı yeni düzenin bir subayın gözünden izlendiği yıllardı.Dikkat: yanlış bilinen
Atina Antlaşması'nın Batı Trakya'yı Yunanistan'a bıraktığı söylenir. Bu doğru değil. 1913'te Batı Trakya Bükreş Antlaşması ile Bulgaristan'a bırakılmıştı. Batı Trakya, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra 1919 tarihli Neuilly Antlaşması ile Bulgaristan'dan alındı ve 1920'de Yunanistan yönetimine geçti.
Azınlık haklarının uzun ömrü
Atina Antlaşması, Balkan Savaşları'nın çok konuşulmayan antlaşmalarından biri. Londra Antlaşması'nın büyük toprak kayıpları ve İstanbul Antlaşması'nın Edirne'yi kurtaran hükümleri, onu gölgede bıraktı. Ama Atina Antlaşması'nın Müslümanların haklarına ilişkin hükümleri, diğer antlaşmalardan daha uzun ömürlü oldu. Antlaşmanın müftülüğe ilişkin maddesi, yüz yılı aşkın bir süredir Türk-Yunan ilişkilerinin gündeminde yer alıyor.Bu uzun ömür, bir antlaşmanın sınır çizmekten öte bir anlam taşıyabileceğini gösteriyor. 1913'te Osmanlı diplomatları, kaybedilen topraklarda kalan insanların haklarını güvence altına almak için ayrıntılı maddeler yazdırdı. Bu maddeler, Lozan'daki azınlık hükümleriyle birlikte, Batı Trakya Türklerinin hukuki statüsünün dayanaklarından biri olarak kabul ediliyor. Toprak kayıplarının yaşandığı bir dönemde, insanların kimliklerini ve inançlarını yaşatmalarını sağlayacak bir hukuk çerçevesi kurmak, diplomasinin en kalıcı başarılarından biri sayılabilir.