Ticaretin yeni kuralları
26 Mayıs 1926'da Türkiye Büyük Millet Meclisi, 865 sayılı Ticaret Kanunu'nu kabul etti. Kanun, 4 Ekim 1926'da Medeni Kanun ve Borçlar Kanunu ile birlikte yürürlüğe girdi. Böylece Cumhuriyet'in ilk ticaret kanunu, Osmanlı döneminden kalan Kanunname-i Ticaret'in yerini aldı. Kanun, tüccarların, şirketlerin, ticari senetlerin ve ticari sözleşmelerin yeni kurallarını belirledi.Ticaret Kanunu, 1926 kanunları arasında en çok eleştirilenlerden biri oldu. Kanun, Medeni ve Borçlar kanunları gibi tek bir ülkeden değil, dokuz farklı ülkenin mevzuatından derlenmişti. Bu yazıda kanunun nasıl hazırlandığını, ne getirdiğini ve neden kısa sürede yenilenmesi gerektiğini anlatıyoruz.

Kanunname-i Ticaret
Osmanlı Devleti'nin ilk ticaret kanunu, 1850'de kabul edilen Kanunname-i Ticaret'ti. Bu kanun, Tanzimat döneminin Batılı kanunlarından biriydi ve Fransız Ticaret Kanunu örnek alınarak hazırlanmıştı. Sonraki yıllarda kanuna eklemeler yapıldı ve deniz ticaretine ilişkin ayrı bir kanun çıkarıldı. Ama bu kanunlar, 20. yüzyılın ticari hayatının ihtiyaçlarını karşılamakta yetersizdi.Ayrıca Osmanlı döneminde ticaret hayatı, kapitülasyonların da etkisiyle büyük ölçüde yabancıların ve yabancı devletlerin himayesindeki tüccarların elindeydi. Yabancı tüccarlar, kendi konsolosluk mahkemelerinde yargılanıyordu. Lozan'da kapitülasyonların kaldırılması, yabancı tüccarların da Türk mahkemelerinde ve Türk kanunları çerçevesinde yargılanması anlamına geliyordu. Bu yüzden yeni, kapsamlı ve güven verici bir ticaret kanununa ihtiyaç vardı.
Tarih notu
1850: Kanunname-i Ticaret. 24 Temmuz 1923: Lozan. 30 Ocak 1926: Tasarının Meclis'e sunulması. 26 Mayıs 1926: Kabul. 4 Ekim 1926: Yürürlük. 1929: Deniz Ticaret Kanunu. 29 Haziran 1956: 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu. 1 Ocak 1957: 1956 kanununun yürürlüğü. 2011: 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu.
Hazırlanışı ve kabulü
Mustafa Kemal Paşa'nın kurduğu komisyonlardan biri, yeni bir ticaret kanunu hazırlamakla görevlendirildi. Komisyon, tek bir ülkenin kanununu esas almak yerine, farklı ülkelerin mevzuatından yararlandı. Fransa, İtalya, Almanya, Belçika, Macaristan, Şili, Arjantin, Portekiz ve Cezayir'in ticaret mevzuatı incelendi. Bunların arasında İtalya ve Almanya kanunlarının etkisi daha belirgindi.Komisyonun hazırladığı tasarı, 30 Ocak 1926'da Meclis'e sunuldu. Başlangıçta "Ticaret-i Berriye Kanunu", yani kara ticareti kanunu adını taşıyan tasarı, sonra "Ticaret Kanunu" adını aldı. Meclis Genel Kurulu, tasarıyı 26 Mayıs 1926'da maddeler üzerinde tek tek görüşme yapmadan toplu olarak kabul etti. Bu kabul yöntemi, kanunun hızla çıkarılması gerektiğini düşünen hükûmetin tercihiydi.

Kanun ne getirdi?
865 sayılı Ticaret Kanunu'nun kara ticaretini düzenleyen birinci kitabı, bin on dört maddeden oluşuyordu. Kanun, dört ana bölüme ayrılmıştı. İlk bölüm, tüccarın tanımını, ticaret sicilini, ticaret unvanını, haksız rekabeti, ticari defterleri ve tüccarın yardımcılarını düzenliyordu. İkinci bölüm, kollektif, komandit, anonim ve limited şirketleri ve kooperatifleri ele alıyordu. Üçüncü bölüm, poliçe, bono ve çek gibi ticari senetleri, dördüncü bölüm ise ticari satış, rehin, cari hesap, komisyon, taşıma ve sigorta gibi ticari sözleşmeleri düzenliyordu.Kanun, Kanunname-i Ticaret'le karşılaştırıldığında çok daha kapsamlı ve sistematikti. Ticaret sicilinin kurulması, şirketlerin hukuki statüsünü açıklığa kavuşturdu. Limited şirket türünün kanuna girmesi, küçük ve orta ölçekli işletmeler için yeni bir imkân yarattı. Ticari senetlere ilişkin hükümler, bankacılığın ve kredinin gelişmesine yardım etti.
Ek bilgi
865 sayılı kanun, deniz ticaretini düzenlemiyordu. Deniz ticaretine ilişkin hükümler, 1929'da ayrı bir kanunla çıkarıldı. Bu ikili yapı, 1956'da tek bir Türk Ticaret Kanunu'nun kabulüyle sona erdi.
Eleştiriler
Kanun yürürlüğe girdikten kısa süre sonra eleştirilmeye başlandı. Farklı ülkelerin kanunlarından derlenmiş olması, kanunun sistematiğini zayıflatmıştı. Kanunda çok fazla tanım vardı, dili ağırdı ve bazı maddelerde çeviri hataları bulunuyordu. Bazı maddelerin sıra numaralarının bile yanlış olduğu belirtildi.Daha önemli bir sorun, Borçlar Kanunu ile uyumsuzluktu. Satım, vekâlet ve komisyon gibi bazı sözleşmeler hem Borçlar Kanunu'nda hem Ticaret Kanunu'nda farklı biçimlerde düzenlenmişti. İsviçre'den alınan Medeni ve Borçlar kanunları birbirine uyumlu bir bütün oluştururken, Ticaret Kanunu bu bütünün dışında kalıyordu. Bu uyumsuzluk, mahkemelerde ve uygulamada sorunlara yol açtı.

1956: Yeni Türk Ticaret Kanunu
1930'lardan itibaren Ticaret Kanunu'nun yenilenmesi için çalışmalar başladı. Alman hukukçu Ernst Hirsch, 1933'te İstanbul Üniversitesi'ne gelen bilim insanları arasındaydı ve yeni Ticaret Kanunu tasarısının hazırlanmasında önemli rol oynadı. Uzun süren çalışmaların sonunda, 29 Haziran 1956'da 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu kabul edildi. Kanun, 1 Ocak 1957'de yürürlüğe girdi.6762 sayılı kanun, Borçlar Kanunu ile uyumlu, sistematik ve kara ve deniz ticaretini tek bir kanunda toplayan bir yapıya sahipti. Bu kanun da 2012'de 6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu ile yürürlükten kalktı.
Dikkat: yanlış bilinen
865 sayılı kanunun eleştirilmesi, 1926 hukuk reformunun başarısız olduğu anlamına gelmiyor. Kanun, Kanunname-i Ticaret'le karşılaştırıldığında büyük bir ilerlemeydi ve otuz yıl boyunca Türk ticaret hayatını düzenledi. Eleştiriler, kanunun hızla hazırlanmasının bedelini gösteriyor, ama reformun yönünü değiştirmiyor.
Hız ile özen arasında
865 sayılı Ticaret Kanunu'nun hikâyesi, Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki reformların temposunu ve bu temponun bedelini gösteriyor. 1926'da Türkiye, bir yıl içinde bütün büyük kanunlarını yenilemek istiyordu. Medeni ve Borçlar kanunları için İsviçre gibi uyumlu bir model bulunmuştu. Ticaret Kanunu için ise böyle tek bir model seçilmedi ve farklı kaynaklardan derleme yoluna gidildi. Bu tercih, kanunun hızla hazırlanmasını sağladı, ama sistematiğini zayıflattı.Bu deneyim, sonraki yıllarda ders olarak alındı. 1956 kanunu, yirmi yılı aşan bir hazırlık sürecinin ürünüydü ve Borçlar Kanunu ile uyumuna özen gösterildi. Böylece 1926'da atılan hızlı adım, otuz yıl sonra daha olgun bir kanunla tamamlandı. Bir ülkenin hukuk reformu, tek bir anda değil, onlarca yıllık bir süreç içinde olgunlaşıyor. 1926'daki hız, ilk adımın atılmasını sağladı. Sonraki kuşakların özeni ise bu adımı kalıcı hâle getirdi. Türkiye'nin bugünkü ticaret hukuku, bu iki aşamanın birleşiminden doğdu.