Trablusgarp savaşı Ege'ye taşınıyor
İtalya, Eylül 1911'de Osmanlı Devleti'ne savaş ilan ederek Trablusgarp'a asker çıkardı. Ancak savaş, İtalya'nın beklediği gibi hızlı bitmedi. Kuzey Afrika'da Osmanlı subayları ve yerli gönüllüler, İtalyan ordusunu kıyı şeridine sıkıştırdı. Mustafa Kemal de bu subaylar arasındaydı. Derne ve Tobruk çevresinde gönüllülerle birlikte İtalyanlara karşı savaşıyordu.İtalya, Osmanlı Devleti'ni barışa zorlamak için savaşı başka bir alana taşıma kararı aldı. Bu alan Ege adalarıydı. Nisan 1912'de İtalyan filosu Çanakkale Boğazı'nı bombaladı, ardından Ege'deki Osmanlı adalarına yöneldi. 4 Mayıs 1912'de Rodos'a çıkarma yapıldı. İki hafta içinde ada İtalyanların eline geçti. Bu yazıda Rodos'un işgalini ve bu işgalin Türkiye'nin sonraki tarihine nasıl yansıdığını anlatıyoruz.

Astropalya'dan Rodos'a
İtalyan donanmasının Ege'deki ilk hedefi Astropalya Adası oldu. 28 Nisan 1912'de buraya asker çıkarıldı. Ada, sonraki harekât için bir üs olarak kullanılacaktı. Avrupa'nın büyük devletleri, İtalya'nın Boğazlar'a ya da Anadolu kıyılarına saldırmasına karşı çıkıyordu. İtalya bu yüzden harekâtını adalarla sınırladı.4 Mayıs 1912 sabahı General Giovanni Ameglio ve Amiral Viale komutasındaki İtalyan kuvvetleri, Rodos şehrinin güneyindeki Kalitea koyuna çıktı. Çıkarma herhangi bir dirençle karşılaşmadı. Adadaki Osmanlı garnizonu yaklaşık bin iki yüz kişiydi. Garnizon, savunmaya daha uygun olan adanın iç kesimindeki Psithos köyüne çekildi. Ertesi gün, 5 Mayıs'ta, İtalyanlar Rodos şehrine girdi. Rodos şövalyelerinin kalesine İtalyan bayrağı çekildi.
Tarih notu
29 Eylül 1911: İtalya'nın savaş ilanı. Nisan 1912: Çanakkale bombardımanı. 28 Nisan 1912: Astropalya. 4 Mayıs 1912: Kalitea çıkarması. 5 Mayıs: Rodos şehri. 7 Mayıs: Valinin Lindos'ta yakalanması. 15-16 Mayıs: Psithos çatışması. 16-17 Mayıs: Garnizonun teslimi. 18 Ekim 1912: Uşi Antlaşması. 24 Temmuz 1923: Lozan. 1947: Paris Antlaşması.
Psithos'ta iki gün
Cezayir-i Bahr-i Sefid Valisi Subhi Bey, şehri terk ederek adanın doğusuna geçti. 7 Mayıs'ta Lindos'ta bir İtalyan muhribi tarafından yakalandı ve esir olarak İtalya'ya gönderildi. Garnizon ise Psithos'ta direnmeye hazırlanıyordu. İtalyanlar, garnizonun sayısını gerçekte olduğundan çok daha fazla tahmin ettikleri için hemen saldırmadılar. Adaya sürekli takviye çıkardılar.İtalyan kuvvetinin sayısı on bin kişiyi aştığında Ameglio saldırı emrini verdi. Adanın farklı noktalarına yeni çıkarmalar yapıldı. Psithos üç yönden kuşatıldı, dördüncü yönden de bir İtalyan zırhlısı bombardıman yaptı. 15 Mayıs'ta başlayan saldırıya karşı garnizon akşama kadar direndi. Ertesi gün, başında Abdullah Bey'in bulunduğu garnizon teslim oldu. Kaynaklarda teslim tarihi 16 ya da 17 Mayıs olarak geçiyor. Teslim olan subay ve er sayısı dokuz yüz elliyi aşıyordu. Teslime katılmayan birkaç yüz kişi ise adanın dağlarına dağıldı.

Diğer adalar
Rodos'un düşmesinden sonra İtalya, çevredeki diğer adaları da birer birer işgal etti. İstanköy, Leros, Patmos, Kalimnos ve diğerleri, Mayıs 1912 boyunca İtalyan yönetimine geçti. Bu adalar topluluğu sonradan "On İki Ada" adıyla anıldı. İtalya, işgalin geçici olduğunu ve Osmanlı Devleti Trablusgarp'tan çekildiğinde adaların geri verileceğini söylüyordu.Ek bilgi
Rodos, 1522'de Kanuni Sultan Süleyman'ın kuşatmasıyla Osmanlı yönetimine girmişti. Böylece 1912'deki işgal, yaklaşık dört yüz yıllık Osmanlı yönetiminin sona ermesi anlamına geliyordu. Adanın merkezindeki Süleymaniye Camii ve Türk mahallesi, bu dönemin izlerini bugün de taşıyor.
Uşi'den Lozan'a: Geri verilmeyen adalar
Balkan Savaşı kapıdayken Osmanlı Devleti, İtalya ile barış yapmak zorunda kaldı. 18 Ekim 1912'de İsviçre'nin Uşi kasabasında barış antlaşması imzalandı. Antlaşmaya göre Osmanlı Devleti Trablusgarp ve Bingazi'den askerlerini çekecek, İtalya da On İki Ada'yı boşaltacaktı. Osmanlı subayları, Mustafa Kemal de dahil olmak üzere, Kuzey Afrika'dan ayrıldı.Ama İtalya adaları boşaltmadı. Gerekçe olarak Osmanlı subaylarının Libya'dan tam olarak çekilmediğini öne sürdü. Kısa süre sonra Balkan Savaşı başladı, ardından Birinci Dünya Savaşı geldi. Adalar İtalyan yönetiminde kaldı. 1923'te Lozan Antlaşması'yla Türkiye, On İki Ada üzerindeki haklarından İtalya lehine vazgeçti. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra, 1947 Paris Antlaşması'yla adalar Yunanistan'a bırakıldı.

Mustafa Kemal'in uzaktan izlediği kayıp
Rodos işgal edildiğinde Mustafa Kemal, Derne cephesindeydi. Ege'de yaşanan kayıplar, Kuzey Afrika'daki subayların moralini derinden etkiledi. Gönüllülerle birlikte İtalyanları kıyıya sıkıştırmayı başaran subaylar, savaşın kendi bulundukları cephede değil, Ege'de ve diplomasi masasında kaybedildiğini görüyordu.Bu deneyim, Mustafa Kemal'in sonraki yıllardaki düşüncelerine de yansıdı. Bir cephede kazanılan başarı, başka bir cephedeki zayıflık ya da diplomatik bir baskıyla boşa çıkabiliyordu. Milli Mücadele yıllarında Mustafa Kemal'in askerî başarıları diplomatik adımlarla birlikte yürütmeye özen göstermesi, bu dersin bir sonucu olarak okunabilir.
Dikkat: yanlış bilinen
On İki Ada'nın Lozan'da "unutulduğu" ya da "masada bırakıldığı" söylenir. Bu anlatım eksiktir. Adalar 1912'den beri İtalya'nın fiilî yönetimindeydi ve İtalya, Lozan'da masadaki galip devletlerden biriydi. Türkiye'nin askerî olarak elinde bulunmayan adaları Lozan'da geri alması, o günün koşullarında mümkün görünmüyordu.
Dört yüz yıllık bir bağın iki haftada kopuşu
Rodos'un işgali, Osmanlı Devleti'nin son döneminde toprak kayıplarının ne kadar hızlı gerçekleştiğini gösteren örneklerden biri. Dört yüz yıla yakın süren bir yönetim, iki haftalık bir harekâtla sona erdi. Bunun nedeni yalnızca İtalyan kuvvetlerinin sayıca üstünlüğü değildi. Osmanlı Devleti'nin donanması, Ege adalarını savunacak durumda değildi. Adalardaki garnizonlar küçüktü ve takviye alma imkânları yoktu. Valinin şehri terk etmesi, yönetimin ne kadar hazırlıksız olduğunu da gösteriyordu.Psithos'ta teslim olan garnizonun hikâyesi ise başka bir şey anlatıyor. Sayıca on kat üstün bir kuvvete karşı, hiçbir yerden yardım alamayan bir garnizon iki gün dayandı. Bu direniş sonucu değiştirmedi, ama Rodos'un Türk tarihindeki yerinin sonraki kuşakların hafızasında canlı kalmasına katkıda bulundu. Bugün Rodos'taki Türk mezarlığı ve camiler, bu dört yüz yıllık bağın sessiz tanıkları olarak duruyor.
Adada kalan Müslüman halk
İşgalden sonra Rodos'taki Müslüman halkın bir bölümü adada kalmaya devam etti. İtalyan yönetimi, ilk yıllarda yerel yönetim yapılarını büyük ölçüde korudu. Vakıflar, camiler ve Türk okulları bir süre daha faaliyetini sürdürdü. 1920'lerin sonundan itibaren İtalyan yönetimi adalarda daha merkeziyetçi bir politika izlemeye başladı. Rodos şehrinde İtalyan mimarisiyle yeni kamu binaları inşa edildi. Bu binaların bir kısmı bugün de şehrin limanı çevresinde görülebiliyor.Rodos Türkleri, sonraki yıllarda adadaki varlıklarını küçülen bir topluluk olarak sürdürdü. Bugün de adada Türkçe konuşan küçük bir Müslüman topluluk yaşıyor. Bu topluluk, adanın dört yüz yıllık Osmanlı geçmişinin yaşayan tanığı olarak görülüyor.