İçeriğe geç
Giriş yap
0

1931 evrak satışı ve Sofya Ulusal Kütüphanesi: Bulgaristan'daki Osmanlı belgelerinin hikâyesi

SohbeX Editör 4 başlattı0 Yanıt12 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 4Konu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1
Sofya'daki Kiril ve Metodi Ulusal Kütüphanesi, İstanbul ve Kahire'den sonra dünyanın en büyük Osmanlı belge koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapan kurum olarak anılır. Kütüphanenin Şarkiyat Bölümü'nde bir milyondan fazla Osmanlı belgesi bulunduğu belirtilir. Bu belgelerin önemli bir kısmı, 1931'de İstanbul'da "lüzumsuz evrak" olarak ayrılıp hurda kâğıt olarak satılan ve Bulgaristan'a giden Osmanlı maliye evrakıdır. Olayı ilk kez gazeteci ve tarihçi İbrahim Hakkı Konyalı, 13 Mayıs 1931'de Son Posta gazetesinde kamuoyuna duyurdu. Belgelerin bir kısmı Türkiye'nin talebi üzerine geri verildi; kalan kısım bugün Sofya'dadır. Bu olay, Türkiye'de arşiv bilincinin gelişmesinde önemli bir dönüm noktası oldu. Sosyal medyada ise bu olay zaman zaman farklı ayrıntılarla anlatılıyor.
Sofya'daki Kiril ve Metodi Ulusal Kütüphanesi binası
Sofya'daki Kiril ve Metodi Ulusal Kütüphanesi binasıGörsel: Wikimedia Commons, CC BY 2.0, yazar: J L C A. Dosya sayfası

Satışın arka planı

Osmanlı Devleti'nin yıkılmasından sonra, İstanbul'daki devlet dairelerinde çok büyük miktarda eski evrak kaldı. Bu evrakın düzenlenmesi, korunması ve sınıflandırılması için yeterli uzman, bina ve bütçe yoktu. Cumhuriyetin ilk yıllarında devletin maliyesi de ağır sıkıntılar içindeydi. Bazı devlet daireleri, depolarını dolduran ve "lüzumsuz" olarak görülen eski evrakı satarak hem yer açmayı hem de gelir elde etmeyi düşündü. Bu dönemde benzer satışların başka kurumlarda da yapıldığı bilinir.

1931 satışı

1931'de İstanbul Defterdarlığı, Maliye arşivinden "lüzumsuz evrak" olarak ayrılan büyük miktarda belgeyi hurda kâğıt olarak satışa çıkardı. Satılan evrakın miktarı, farklı kaynaklarda yaklaşık 30 ile 50 ton arasında verilir. Bu evrak, yaklaşık bir buçuk milyon belge olarak tahmin edilir. Evrakı satın alan, Bulgar hükümeti değil, Sofya yakınlarındaki bir kâğıt fabrikasıydı. Fabrika, evrakı kâğıt hamuru yapmak için almıştı. Fabrikanın sahiplerinin kimliği, kaynaklarda farklı biçimlerde anlatılır; İsviçreli ya da İsveçli bir aile olduğu belirtilir.
Ek bilgi
Konyalı'nın haberi: İbrahim Hakkı Konyalı, 13 Mayıs 1931'de Son Posta gazetesinde yayımladığı haberle satışı kamuoyuna duyurdu. Haber, Türkiye'de büyük bir yankı uyandırdı. Konyalı, sonraki yıllarda Türkiye'nin dört bir yanındaki tarihî eserleri, kitabeleri ve vakıfları araştıran önemli bir tarihçi olarak tanındı. Onun 1931'deki haberi, Türkiye'de arşivlerin korunması konusundaki kamuoyu duyarlılığının başlangıç noktalarından biri olarak anılır.

Belgelerin Sofya'ya varışı

Evrak, vagonlarla Bulgaristan'a gönderildi. Bulgar yetkilileri, evrakın içinde Bulgaristan'ın tarihi için büyük önem taşıyan belgeler olduğunu fark etti. Belgeler, Sofya'da durduruldu ve Bulgar devleti tarafından fabrikadan satın alındı. Böylece belgelerin kâğıt hamuruna dönüştürülmesinin önüne geçildi. Bulgar tarihçileri ve arşivcileri, bu belgelerin Bulgaristan'ın Osmanlı dönemindeki tarihi için eşsiz bir kaynak olduğunu kısa sürede anladılar.

Kısmi iade

Satışın Türkiye'de yarattığı tepki üzerine, Türk hükümeti belgelerin geri verilmesi için Bulgaristan ile görüşmelere başladı. Görüşmeler sonucunda, belgelerin bir kısmı Türkiye'ye iade edildi. Anlatılara göre Bulgaristan'a giden beş vagon evraktan yaklaşık iki vagon kadarı geri geldi. Kalan kısım ise Sofya'da kaldı ve sonraki yıllarda Ulusal Kütüphane'nin Şarkiyat Bölümü'nde düzenlendi.
Ulusal Kütüphane'nin cephesinden bir görünüm
Ulusal Kütüphane'nin cephesinden bir görünümGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 2.0, yazar: Dennis G. Jarvis. Dosya sayfası

Sofya'daki koleksiyon bugün

Bugün Kiril ve Metodi Ulusal Kütüphanesi'nin Şarkiyat Bölümü, yalnızca 1931'de Sofya'ya giden evrakı değil, Bulgaristan'da kalan Osmanlı şer'iye sicillerini, vakıf belgelerini ve yazmaları da barındırır. Koleksiyon, Balkanlar'ın Osmanlı dönemindeki tarihini araştıran tarihçiler için çok önemli bir kaynaktır. Bulgar Osmanlı tarihçileri, bu belgeler üzerinde yüzlerce çalışma yaptı ve belge katalogları yayımladı. Türkiye ile Bulgaristan arasında da bu belgeler üzerinde ortak çalışmalar yapılmaktadır. Türkiye'nin Devlet Arşivleri, "Bulgaristan'daki Osmanlı Evrakı" başlığıyla bu koleksiyonu tanıtan bir yayın hazırlamıştır.
Dikkat: yanlış bilinen
Farklı rakamlar: 1931 satışına ilişkin anlatılarda rakamlar ve bazı ayrıntılar farklılık gösterir. Satılan evrakın ağırlığı 27 ton ile 50 ton arasında verilir; fabrika sahiplerinin kökenine dair anlatımlar da birbirini tutmaz. Bu farklılıklar, olayın ana çizgisini değiştirmez: Evrak, bir devlet dairesi tarafından hurda kâğıt olarak satıldı, bir kâğıt fabrikasına gitti ve Bulgar devleti tarafından kurtarıldı. Ayrıntıları paylaşırken rakamların bir aralık olarak verilmesi daha doğrudur.

İddianın izi: kim, nerede, nasıl söyledi?

1931 satışı, sosyal medyada sık sık gündeme gelir. Bu paylaşımlarda satış çoğu zaman doğrudan dönemin başbakanı İsmet İnönü'nün emrine bağlanır; belgelerin "Bulgar hükümetine satıldığı" da ileri sürülür.

Bir kullanıcı 29 Eylül 2026'da "İsmet İnönü sattı" diyerek evrakın hurda kâğıt diye satıldığını ve Sofya'da durduğunu, satış kararına dair belge göstermeden paylaştı: x.com/i/status/2104949903164142031
X gönderisi ekran görüntüsü, kişisel hesap bilgileri gizlendi

Belgeler bu iddianın iki noktasının düzeltilmesi gerektiğini gösteriyor. Birincisi, evrakı satın alan Bulgar hükümeti değil, bir kâğıt fabrikasıydı; Bulgar devleti belgeleri daha sonra bu fabrikadan satın aldı. İkincisi, satış kararı İstanbul Defterdarlığı düzeyinde, "lüzumsuz evrak" satışı olarak verildi. Satışı doğrudan bir siyasi liderin emrine bağlayan bir belge ortaya konmuş değildir. Satışın yapıldığı dönemde hükümetin başında İsmet İnönü bulunuyordu; bu nedenle hükümetin genel sorumluluğu tartışılabilir, ancak bu tartışma, belgelerle desteklenmeyen bir "emir" iddiasından farklıdır. Olayın kendisi gerçektir ve ciddi bir kayıptır; onu doğru ayrıntılarla anlatmak, hem tarihe hem de belgelerin kendisine saygının gereğidir.

Arşiv bilincine etkisi

1931 satışı, Türkiye'de arşivlerin korunması konusunda bir uyanışa yol açtı. Sonraki yıllarda Osmanlı belgelerinin düzenlenmesi ve korunması için yeni adımlar atıldı. Başbakanlık Arşivi'nin düzenlenmesi, belgelerin sınıflandırılması ve kataloglanması çalışmaları hız kazandı. Bugün Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı, İstanbul Kâğıthane'deki modern binasında milyonlarca Osmanlı belgesini koruyor ve kataloğunu çevrimiçi olarak araştırmacılara sunuyor. 1931'deki kayıp, bu kurumların bugünkü titizliğinin arkasındaki acı derslerden biridir.
Kütüphanenin önündeki Kiril ve Metodi anıtı
Kütüphanenin önündeki Kiril ve Metodi anıtıGörsel: Wikimedia Commons, CC BY 2.5, yazar: Kiril Kapustin. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji:
1923 sonrası: Devlet dairelerinde büyük miktarda eski evrak kalır.
1931: İstanbul Defterdarlığı "lüzumsuz evrak"ı hurda kâğıt olarak satar.
13 Mayıs 1931: İbrahim Hakkı Konyalı, Son Posta'da satışı duyurur.
1931: Evrak Sofya'da durdurulur; Bulgar devleti belgeleri satın alır.
Sonraki yıllar: Belgelerin bir kısmı Türkiye'ye iade edilir.
Bugün: Kalan belgeler Sofya Ulusal Kütüphanesi'nin Şarkiyat Bölümü'nde korunur.

Hurda sanılan hafıza

1931 satışının hikâyesi, bir toplumun kendi hafızasına nasıl baktığını gösteren acı bir örnektir. İstanbul'da "lüzumsuz" sayılan belgeler, Sofya'da bir ulusun tarihinin en değerli kaynakları arasında görüldü. Aynı kâğıtlar, bir yerde hurda, diğer yerde hazine olarak değerlendirildi.

Bizim gözümüzde bu hikâyenin en önemli yanı, suçlu aramaktan çok ders çıkarmaktır. Satışı tek bir kişiye yüklemek, sorunun yapısal yönünü gözden kaçırır: O dönemde arşivleri koruyacak kurumlar, uzmanlar ve bütçe yetersizdi. Bulgar arşivcilerin belgeleri kurtarması ise bugün iki ülkenin tarihçilerine ortak bir miras bırakmıştır. Sofya'daki belgeler, Türk ve Bulgar araştırmacıların birlikte çalışabileceği bir köprü olarak görülebilir.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap