Kâtip Çelebi, asıl adıyla Mustafa bin Abdullah, Avrupa'da daha çok Hacı Halife adıyla tanınan, XVII. yüzyıl Osmanlı düşünce hayatının en çok yönlü isimlerinden biridir. Tarih, coğrafya, kitap bilimi, biyografi ve siyaset üzerine yazdığı eserlerle hem kendi döneminde hem de sonraki yüzyıllarda, hem Osmanlı'da hem Avrupa'da büyük etki bıraktı. Medrese eğitimi almamış bir maliye kâtibi olarak başladığı hayatını, kendi kendini yetiştirmiş büyük bir âlim olarak tamamladı. Kâtip Çelebi'nin Cihannümâ adlı eserinin 1732 İstanbul baskısından bir haritaGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Kâtip Çelebi. Dosya sayfası
Ordu kaleminden kütüphaneye
Kâtip Çelebi Şubat 1609'da İstanbul'da doğdu. Babası, sarayda ve ordu maliyesinde çalışan bir kâtipti. On dört yaşında babasının yanında Anadolu Muhasebesi Kalemi'nde çırak olarak devlet hizmetine girdi. Gençliği seferlerde geçti: 1624'te Abaza Mehmed Paşa isyanına karşı yapılan sefere, ardından Bağdat kuşatmalarına, 1630'da Hüsrev Paşa'nın Hemedan seferine ve 1635'te IV. Murad'ın Revan seferine katıldı. 1633'te ordu Halep'te kışladığı sırada hacca gitti ve "Hacı" unvanını bu yolculuktan aldı.
İstanbul'a döndükten sonra Süvari Mukabelesi Kalemi'nde ikinci halife, yani kıdemli kâtip oldu; "Kâtip Çelebi" adı da bu görevden gelir. Gençliğinde vaiz Kadızâde Mehmed Efendi'nin derslerine katılmış, onun etkisiyle yeniden okumaya yönelmişti. 1645'te zengin bir akrabasından kalan miras sayesinde kendini tamamen ilme verebildi. Kitapçılardan aldığı eserlerle zengin bir kütüphane kurdu, dönemin âlimlerinden dersler aldı ve evini bir çalışma merkezine dönüştürdü.
Keşfü'z-zunûn: bir medeniyetin kitap kataloğu
Kâtip Çelebi'nin en büyük eseri, Arapça yazdığı Keşfü'z-zunûn an esâmi'l-kütübi ve'l-fünûn'dur. Bu eser, İslam dünyasında Arapça, Farsça ve Türkçe yazılmış on binlerce kitabın adını, yazarını, konusunu ve çoğu zaman ilk cümlesini alfabetik sırayla veren dev bir bibliyografyadır. Kâtip Çelebi, İstanbul kitapçılarını ve kütüphanelerini yıllarca dolaşarak bu bilgileri bizzat derledi. Eserde ayrıca ilimlerin sınıflandırılmasına dair geniş bir giriş bulunur. Keşfü'z-zunûn, bugün de İslam dünyasında yazma eser araştıranların ilk başvurduğu kaynaklardan biridir.
Ek bilgi
Avrupa'daki baskısı: Keşfü'z-zunûn, XIX. yüzyılda Alman şarkiyatçı Gustav Flügel tarafından Latince çevirisiyle birlikte yedi cilt hâlinde yayımlandı (Leipzig ve Londra, 1835–1858). Bu baskı, Avrupa'daki şarkiyat çalışmalarının en önemli kaynak eserlerinden biri oldu. Böylece bir Osmanlı kâtibinin derlediği katalog, Avrupa kütüphanelerindeki doğu yazmalarının tanınmasında da başlıca rehber hâline geldi.
Cihannümâ: dünyayı Osmanlıca anlatmak
Kâtip Çelebi'nin coğrafyaya ilgisi, Girit Seferi sırasında haritaların ve denizcilik bilgisinin önemini görmesiyle arttı. 1648'de dünya coğrafyasını anlatan Cihannümâ'yı yazmaya başladı. İlk taslakta geleneksel İslam coğrafyacılarını izledi; ancak Avrupa'da basılmış atlasları tanıdıktan sonra eseri baştan yazmaya karar verdi. Bu amaçla, din değiştirmiş eski bir Fransız rahip olan Şeyh Mehmed İhlâsî ile birlikte Mercator'un Atlas Minor'unu Türkçeye çevirdi. İkinci Cihannümâ, Avrupa kaynaklarını İslam coğrafya geleneğiyle birleştiren, Osmanlı'da modern coğrafyanın başlangıcı sayılan bir eser oldu. Kâtip Çelebi'nin ölümüyle yarım kalan bu eser, 1732'de İbrahim Müteferrika tarafından eklemelerle basıldı ve Osmanlı matbaasının en görkemli kitaplarından biri oldu. Bu yazıdaki ilk iki görsel bu baskıdan alınmıştır. Cihannümâ'nın 1732 baskısında yer alan Japonya haritasıGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Kâtip Çelebi. Dosya sayfası
Tarih, deniz ve ıslahat
Kâtip Çelebi'nin diğer eserleri de en az bunlar kadar önemlidir:
Fezleke: 1591'den 1655'e kadar Osmanlı tarihini anlatan eseri, dönemin olaylarının en güvenilir kaynaklarından biridir.
Takvîmü't-tevârîh: Dünya tarihinin olaylarını kronolojik tablolar hâlinde veren eser; 1648'e kadar gelir.
Tuhfetü'l-kibâr fî esfâri'l-bihâr: Osmanlı denizcilik tarihini ve büyük kaptanların hayatlarını anlatan eser; 1656'da yazıldı. Müteferrika matbaasında 1729'da basılan ilk kitaplar arasındadır.
Düstûrü'l-amel li-ıslâhi'l-halel: 1653'te yazılan bu kısa risalede devlet, insan vücuduna benzetilir ve bozukluklar tıbbi bir dille teşhis edilir.
Mîzânü'l-hak fî ihtiyâri'l-ehak: Son eseri olan bu kitapta, tütün, kahve, bid'at, musiki gibi toplumu bölen tartışmaları akılcı ve ölçülü bir dille ele aldı.
Dikkat: yanlış bilinen
Kâtip Çelebi'yi "Batıcı" saymanın sınırı: Avrupa kaynaklarına açıklığı ve akılcı tavrı nedeniyle Kâtip Çelebi bazen erken bir "Batılılaşma" öncüsü olarak sunulur. Bu yorum eksiktir. O, Avrupa coğrafyasını öğrenirken İslam bilim geleneğinden kopmadı; aksine iki birikimi birleştirmeye çalıştı. Mîzânü'l-hak'ta savunduğu aklî ilimler (felsefe, matematik, astronomi) de İslam medrese geleneğinin bir parçasıydı. Onun asıl çağrısı, bu ilimlerin medrese programından çıkarılmasının bir kayıp olduğunu hatırlatmaktı.
Bir kâtibin çalışma yöntemi
Kâtip Çelebi'nin eserlerini okurken dikkat çeken ilk şey, bir maliye kâtibinin düzen duygusudur. Bilgiyi kaynağıyla birlikte kaydeder, birbirini tutmayan rivayetleri yan yana koyar ve hangisini neden tercih ettiğini açıklar. Keşfü'z-zunûn'da kitapları tanıtırken nüshayı kendi gözüyle görüp görmediğini belirtir; Cihannümâ'da Avrupa atlaslarıyla İslam coğrafyacılarının bilgileri çeliştiğinde iki görüşü de verir. Fezleke'de ise yaşadığı olaylara bizzat tanık olduğu yerleri ayrıca vurgular. Bu titizlik, onun eserlerini bugün de güvenilir kılan şeydir. Ayrıca bir eseri bitirdikten sonra bile üzerinde çalışmayı sürdürür, yeni bilgiler buldukça kenar notları ve eklemeler yapardı. Bu yüzden eserlerinin farklı nüshaları arasında önemli farklar görülür ve araştırmacılar hangi nüshanın hangi aşamayı yansıttığını tespit etmek için ayrıca çalışmak zorunda kalır.
Avrupa'daki izleri
Kâtip Çelebi'nin eserleri Avrupa'da erken tarihlerden itibaren ilgi gördü. Fransız şarkiyatçı Barthélemy d'Herbelot, 1697'de yayımlanan ünlü Bibliothèque orientale'ini hazırlarken Keşfü'z-zunûn'dan geniş ölçüde yararlandı. Cihannümâ'nın bazı bölümleri XVIII. ve XIX. yüzyıllarda Latince ve Avrupa dillerine aktarıldı; İsveçli şarkiyatçı Matthias Norberg eseri 1818'de Lund'da Latince olarak yayımladı. Tuhfetü'l-kibâr ise 1831'de Londra'da İngilizceye çevrildi. Kâtip Çelebi'nin yazmalarının önemli nüshaları bugün İstanbul kütüphanelerinin yanı sıra Viyana'daki Avusturya Ulusal Kütüphanesi, Berlin Devlet Kütüphanesi, Paris'teki Fransa Ulusal Kütüphanesi ve Londra'daki British Library koleksiyonlarında bulunur. Bu dağılım, eserlerin Osmanlı sınırları dışında da ne kadar değerli bulunduğunun açık bir göstergesidir. İbrahim Müteferrika matbaasında 1728'de basılan Hint Okyanusu ve Çin Denizi haritasıGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Ibrahim Müteferrika. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji: Şubat 1609: İstanbul'da doğar. 1622–1623: Anadolu Muhasebesi Kalemi'nde çırak olur. 1624–1635: Anadolu, Irak ve Kafkasya seferlerine katılır. 1633: Hacca gider. 1645: Mirasla kendini ilme verir. 1648: Cihannümâ'yı yazmaya başlar. 1653: Düstûrü'l-amel'i yazar. 1656: Tuhfetü'l-kibâr ve Mîzânü'l-hak'ı tamamlar. 6 Ekim 1657: İstanbul'da ölür.
Merakın gücü
Kâtip Çelebi'nin hayatı, kurumların dışında yetişmiş bir aklın neler başarabileceğini gösteren etkileyici bir örnektir. Medrese diploması yoktu, yüksek bir mevkie de çıkmadı; ama kırk sekiz yıllık ömrüne bir kütüphane dolusu eser sığdırdı. Bize en çağdaş gelen yanı, bilgiye ulaşmak için dil, din ve gelenek sınırı tanımamasıdır: bir Fransız mühtediyle Latince atlas çevirmekten de, kendi kültürünün bütün yazma mirasını kataloglamaktan da aynı heyecanla söz eder. Ölçülü, kanıta dayanan ve tartışmayı kavgaya dönüştürmeyen üslubu, bugünün okuruna da örnek olacak bir yazarlık ahlakı taşır.