Bin yıllık bir başkentin sonu
İstanbul'un fethi, Bizans İmparatorluğu'nun başkenti Konstantinopolis'in 29 Mayıs 1453'te II. Mehmed komutasındaki Osmanlı ordusu tarafından alınmasıdır. Kuşatma, İngilizce Wikipedia'ya göre 6 Nisan 1453'te başladı ve elli üç gün sürdü. Son Bizans imparatoru XI. Konstantinos Paleologos, kentin düştüğü gün çarpışmalarda öldü. Fetihle birlikte Doğu romaRoma İmparatorluğu sona erdi; İstanbul, kısa süre sonra Osmanlı'nın başkenti oldu. Fetih, birçok tarihçi tarafından Orta Çağ'ın sonu ve Yeni Çağ'ın başlangıcı olarak kabul edilir.
Kuşatmaya giden yol
Bizans, XV. yüzyıl ortasında İstanbul ve çevresi, Mora'daki despotluk ve birkaç adadan ibaret küçük bir devlete dönüşmüştü. Kent, 1394–1402 arasında I. Bayezid'in, 1422'de ise II. Murad'ın kuşatmalarından kurtulmuştu. II. Mehmed, 1451'de ikinci kez tahta çıktıktan sonra kenti almayı ilk hedefi yaptı. 1452'de Boğaz'ın en dar yerinde Rumeli Hisarı'nı yaptırarak Karadeniz'den gelebilecek yardımları kesti. Bizans İmparatoru XI. Konstantinos, Batı'dan yardım istedi ve Katolik ve Ortodoks kiliselerinin birleşmesini kabul ederek 12 Aralık 1452'de Ayasofya'da birleşme ayini düzenletti; ancak bu adım kentte büyük bir tepkiye yol açtı ve Batı'dan beklenen büyük yardım gelmedi.İngilizce Wikipedia'ya göre Macar asıllı top dökümcü Orban (Urban), önce Bizans'a hizmet önermiş, ardından Osmanlı'ya geçerek büyük toplar dökmüştü. Bu toplar Edirne'de döküldü ve kuşatma için İstanbul önlerine taşındı.
Tarih notu
Kuşatmanın kronolojisi: 1452 Mart–Ağustos Rumeli Hisarı'nın yapımı; 12 Aralık 1452 Ayasofya'da kiliselerin birleşme ayini; 6 Nisan 1453 kuşatmanın başlaması; 12 Nisan ilk deniz saldırısı; 20 Nisan Ceneviz ve Bizans gemilerinin Osmanlı donanmasını yararak kente girmesi; 22 Nisan Osmanlı gemilerinin karadan Haliç'e indirilmesi; Mayıs başı lağım savaşları; 28 Mayıs son hazırlıklar ve Ayasofya'da son ayin; 29 Mayıs 1453 sabahı genel saldırı ve kentin alınması; 1 Haziran 1453 II. Mehmed'in Ayasofya'da ilk Cuma namazı (kaynaklara göre).
İki ordu
Savunmada kentin kara surları, Theodosius Surları olarak bilinen üç sıralı sur sistemi en önemli güçtü. Kentin deniz tarafı ise Haliç'in girişine gerilen büyük bir zincirle korunuyordu. Bizanslı devlet adamı Sfrancis'in (Sphrantzes) kaydına göre kentte savaşabilecek durumdaki Bizanslıların sayısı yaklaşık 4.983 kişiydi; bunlara yaklaşık 2.000 yabancı asker eklenmişti. Yabancılar arasında Cenevizli komutan Giovanni Giustiniani Longo'nun yaklaşık 700 kişilik birliği öne çıkıyordu; Giustiniani kara surlarının savunmasını üstlendi.Osmanlı ordusunun büyüklüğü kaynaklara göre çok farklıdır. İngilizce Wikipedia, çağdaş Batılı tanıkların 160.000 ile 300.000 arasında verdiği sayıların abartılı olduğunu ve modern tahminlerin 50.000 ile 80.000 arasında yoğunlaştığını belirtir. Osmanlı donanması da on binlerce kürekçi ve askeriyle Boğaz'ı ve Marmara'yı denetliyordu.

Dikkat: yanlış bilinen
Kuşatmaya ilişkin sayılar ve ayrıntılar kaynaklara göre değişir. Bizanslı tanıklar (Sfrancis, Dukas, Kritovulos, Halkokondilis) ve Venedikli hekim Nicolò Barbaro'nun günlüğü olayları farklı açılardan anlatır; Osmanlı kaynakları (Tursun Bey, Aşıkpaşazade) ise fethi bir gaza ve hakkın zaferi olarak aktarır. Batı anlatılarında kentin yağmasına ve sivil kayıplara vurgu yapılırken Türk anlatılarında fetihten sonra halka verilen güvence ve Patrikhane'nin yeniden kurulması öne çıkar. Her iki tarafın anlatısı da kendi döneminin bakışını taşır; olaylar birlikte değerlendirilmelidir.
Toplar ve surlar
Kuşatma boyunca Osmanlı topları kara surlarını sürekli dövdü. Orban'ın döktüğü büyük top, İngilizce Wikipedia'ya göre yaklaşık 8 metre uzunluğunda ve 500 kilogramdan ağır gülleler atabilen bir silahtı; ancak bu top günde ancak birkaç atış yapabiliyor ve zaman zaman onarım gerektiriyordu. Surlarda açılan gedikler, savunucular tarafından geceleri toprak, ağaç ve fıçılarla onarıldı. Osmanlılar ayrıca surların altına lağımlar kazarak tünel savaşı başlattı; ancak Bizans hizmetindeki İskoç ya da Alman asıllı mühendis Johannes Grant'ın karşı lağımlarıyla bu girişimler büyük ölçüde engellendi.Gemilerin karadan yürütülmesi
Haliç'in girişindeki zincir, Osmanlı donanmasının limana girmesini engelliyordu. 20 Nisan'da Ceneviz ve Bizans gemilerinin Osmanlı donanmasını yararak kente ulaşması, II. Mehmed'i yeni bir çözüm aramaya yöneltti. 22 Nisan 1453'te Osmanlı gemileri, Galata'nın arkasından, bugünkü Dolmabahçe ile Kasımpaşa arasındaki tepeler üzerinden yağlanmış kızaklarla karadan yürütülerek Haliç'e indirildi. Türkçe ve İngilizce kaynaklar indirilen gemi sayısını yaklaşık yetmiş olarak verir. Bu hareket, Haliç kıyısındaki surları da savunulması gereken bir cepheye dönüştürdü ve savunucuların zaten az olan gücünü böldü.
Ek bilgi
Gemilerin karadan taşınması askerî tarihte ilk örnek değildir. Venedikliler 1439'da Garda Gölü'ne karadan gemi taşımıştı (galeas per montes); antik çağda da benzer uygulamalar vardır. 1453'teki girişimi ayırt eden, kısa sürede ve büyük ölçekte yapılması ve kuşatmanın gidişini doğrudan etkilemesidir. Ulubatlı Hasan'ın sancağı surlara diken ilk asker olduğu anlatısı ise Osmanlı rivayetlerine ve sonraki dönem anlatılarına dayanır; çağdaş kaynaklarda aynı ayrıntıyla geçmez.
Son saldırı
28 Mayıs'ta Osmanlı ordugâhında genel saldırı için hazırlık yapıldı; kentte ise halk ve askerler Ayasofya'da son bir ayin için toplandı. 29 Mayıs sabahı başlayan genel saldırıda Osmanlı ordusu önce azaplar, ardından Anadolu birlikleri ve son olarak yeniçerilerle art arda saldırdı. Saldırının kritik anında Giustiniani ağır yaralandı ve savaş alanından çekildi; bu durum savunucular arasında bozgun yarattı. Osmanlı askerleri Topkapı (Romanos Kapısı) yakınlarındaki gediklerden ve Kerkoporta adıyla anılan küçük bir kapıdan kente girdi. İmparator XI. Konstantinos, çarpışmalar sırasında öldü; cesedinin kesin olarak tanımlanıp tanımlanmadığı kaynaklarda tartışmalıdır.Fetihten sonra
Kent, savaşla alındığı için İslam hukukunun savaş kuralları uyarınca askerlere yağma izni verildi. II. Mehmed aynı gün kente girerek Ayasofya'ya gitti ve kiliseyi camiye dönüştürdü. Kısa süre sonra Ortodoks halka güvence verdi ve 1454 başında Gennadios Skolarios'u Ortodoks patriği olarak atadı. Galata'daki Cenevizlilere bir ahidname verilerek mülklerinin ve ticaretlerinin korunacağı güvencesi tanındı. Boşalan kente Anadolu'dan ve Balkanlar'dan Müslüman, Hristiyan ve Yahudi nüfus yerleştirildi. II. Mehmed, kendisini Roma imparatorlarının mirasçısı sayarak "Kayser-i Rûm" unvanını kullandı.Tarihteki yeri
İstanbul'un fethi, Osmanlı'nın bir bölgesel güçten iki kıtaya yayılan bir imparatorluğa dönüşmesinin simgesidir. Fetih, Karadeniz ve Ege ticaretini Osmanlı denetimine soktu ve Avrupa'da derin bir etki bıraktı. Kentten kaçan Bizanslı bilginlerin İtalya'ya taşıdığı yazmalar Rönesans düşüncesine katkıda bulundu; ancak tarihçiler bu etkinin fetihten önce de başlamış olduğunu vurgular. Türk tarihinde fetih, bir çağ açan olay olarak anılır; Yunan ve Ortodoks tarihinde ise bir kayıp ve yas günü olarak hatırlanır. Bu iki bellek, aynı olayın farklı topluluklar için taşıdığı anlamı gösterir.Kaynaklar hakkında
Konu, TDV İslâm Ansiklopedisi'nin İstanbul maddesi, Türkçe Vikipedi'nin İstanbul'un Fethi maddesi ve İngilizce Wikipedia'nın Fall of Constantinople maddesine dayanır. Sayılar, rivayetler ve farklı anlatılar dikkat ve bilgi kutularında belirtilmiştir.Kaynaklar
- TDV İslâm Ansiklopedisi, İstanbul maddesi (islamansiklopedisi.org.tr)
- Vikipedi, İstanbul'un Fethi maddesi (tr.wikipedia.org)
- İngilizce Wikipedia, Fall of Constantinople maddesi (en.wikipedia.org)