Cumhuriyet ilan edildiğinde Türk Hava Kuvvetleri'nin elinde birkaç bölük, birbirinden farklı ve çoğu yıpranmış uçaklar, ele geçirilmiş düşman makinelerini onararak uçuran küçük bir pilot kadrosu vardı. Atatürk'ün ölümüne kadar geçen on beş yılda envantere yaklaşık 500 uçak girdi, alay teşkilatına geçildi, Kayseri'de lisansla av uçağı üretildi ve dönemin en hızlı bombardıman uçaklarından biri satın alınarak dünyada yankı uyandırdı. Bu konu, o on beş yılı yıl yıl izliyor.
Kaynaklar
Belge: Atatürk Dönemi Türk Hava Kuvvetleri — Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı (Atatürk Ansiklopedisi), Atatürk Ansiklopedisi maddesi — yazar: Osman YALÇIN. Tarih: 17 Ekim 2022.
Türk Hava Kuvvetleri'ne ait Martin 139 bombardıman uçağıGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: NA. Dosya sayfası
1 Haziran 1911'den 1923'e uzanan miras
Türk askerî havacılığının resmî kuruluş günü, Harbiye NazırıMahmut Şevket Paşa'nın Kurmay BinbaşıSüreyya (İlmen) Bey başkanlığında dört kişilik "Tayyare Komisyonu"nu görevlendirdiği 1 Haziran 1911 kabul edilir. Balkan Savaşları'nda Türk havacıları ilk kez muharip olarak görev aldı; dokuz uçak kaybedildi, ama personel kaybı olmadı. Birinci Dünya Savaşı sonunda Osmanlı ordusunda 17 tayyare bölüğü, 3 deniz hava bölüğü ve 3 balon bölüğü vardı; savaş boyunca envantere 450-500 kadar uçak girmişti.
Cumhuriyetin ilk yıllarında hava birlikleri ayrı bir kuvvet hâline getirilmedi. Harekât ve eğitim bakımından Genelkurmay'a, ikmal ve bakım bakımından Millî Savunma'ya bağlı kaldılar. 1923'te Hava Kuvvetleri Müfettişliğine Kurmay Albay Muzaffer Ergüder atandı. Teşkilat muharip birlikler, ikmal tesisleri ve Uçuş Okulu'ndan oluşuyordu.
Mustafa Kemal Paşa1 Kasım 1924'te TBMM'nin açılış konuşmasında şu cümleyi kurdu: "Askerî alanda önemli ve etkin bir nitelik taşıyan Hava Kuvvetlerine Yüce Meclisin özellikle ilgisini ve dikkatini çekerim." Aynı yıl muharip ve bakım birliklerinin sayısı artırıldı.
1925'te Yunanistan ile İtalya arasındaki gerginlik yüzünden İzmir'deki birliklerin bir kısmı iç bölgelere çekildi ve karargâh Eskişehir'e taşındı. Bölük sayısı 10'a ulaştı. İzmir'de Uçuş Grup Komutanlığı, Uçuş Okul Komutanlığı ve Deniz Uçak Bölüğü; Eskişehir'de Uçak İstasyon Komutanlığı ile 6., 7., 9. ve 10. bölüklerden oluşan Uçuş Grup Komutanlığı konuşlandı. Eğitimde C-27, C-59, Spad, Breguet 14 ve Junkers A-20 uçakları kullanıldı. İlk meteoroloji ve uçak bakım kursları açıldı; ilk hava kurmay adayları Yüzbaşı Emin Nihat Sözeri ve Hüseyin Hüsnü İstanköy Harp Akademisi'ne başladı. 16 Şubat 1925'te de Türk Tayyare Cemiyeti kuruldu.
Ek bilgi
Boğazlar yasağı ve sivil makinist okulu: 1926'da yetişmiş makinist ihtiyacı için Fransız Hanriot firmasıyla bir anlaşma yapıldı. Fransızlar okulun İstanbul'da açılmasını şart koştu. Lozan Antlaşması Boğazlar çevresinde askerî tesis kurulmasını yasakladığı için okul sivil statüde, Tayyare Cemiyeti'ne bağlı açıldı. 1928'de masrafları cemiyetçe karşılanmak üzere Millî Savunma'ya bağlandı, aynı yıl askerî okul hâline getirildi ve mezunları astsubay olarak çıkmaya başladı.
1926-1929: Fabrika, müsteşarlık, yeni eğitim yolları
1926'da ilk kez atış ve bombardıman eğitimine başlandı. Alman Junkers firması ile Tayyare Cemiyeti ortaklığında kurulan Tayyare ve Motor Türk Anonim Şirketi (TOMTAŞ) fabrikası 6 Ekim 1926'da Kayseri'de açıldı; Eskişehir'de de bir tamirhane kuruldu. Kayseri'de 1939'a kadar farklı tiplerde 130 kadar uçak üretildi.
1927'de "Kuvvâ-yı Havâiyye Müfettişliği" adı "Hava Kuvvetleri Müfettişliği" oldu. Ergüder başkanlığındaki bir heyet Avrupa'daki gelişmeleri incelemeye gitti. Gezinin sonunda yeni bir kafilenin Fransa'ya gönderilmesine, Fransa havacılıktaki öncülüğünü yitirdiği için bir kısım pilotun da İngiltere'de eğitilmesine karar verildi. Uçuş Okulu İzmir'den Eskişehir'e taşındı.
1928'de Eskişehir'deki müfettişlik lağvedildi, Millî Savunma'ya bağlı bir "Hava Müsteşarlığı" kuruldu ve merkezi Ankara'ya alındı. O yıl hava bütçesi 4.526.991 lira, toplam personel 407 kişiydi. 1929'da Ankara'da bir hava laboratuvarı açıldı, Dr. Yusuf Balkan hava hekimliği ihtisası için Fransa'ya gönderildi; Eskişehir'deki Uçuş Okulu Müdürlüğü yerine üç bölüklü Uçuş Eğitim Tabur Komutanlığı kuruldu. 1930'da İtalya'nın teklifi üzerine bir grup personel İtalya'ya da eğitime gitti. Türk hizmetindeki Heinkel He 111 bombardıman uçağıGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: NA. Dosya sayfası
1932-1934: Alaylar, Türkiye turu ve onuncu yıl
Komutan rütbeleri, uçak ve personel sayısı arttıkça tabur düzeni yetersiz kaldı ve 1932'de tayyare alaylarına geçildi. Aynı yıl Atatürk'ün emriyle 1. Hava Alay Komutanı Celal Yakal'ın üçlü kolu, havacılığı halka sevdirmek için 5.350 kilometrelik bir Türkiye turunu tamamladı. Atatürk İzmir'deki hava birliklerini İran Şahı ile birlikte denetledi.
1933'te gri-mavi, yakası açık yeni üniforma; lacivert gömlek ve siyah kravat kabul edildi. ABD'den Fleet-II eğitim uçakları alındı ve üretici firma Eskişehir'de akrobasi kursu açtı. Cumhuriyetin onuncu yılı geçidine bütün uçucu birlikler katıldı; komşu ve dost ülkelerin filoları da gösterilere geldi. Hava subayları Yüksek Komuta Kursu'na alınmaya başlandı.
1934'te karşılık ziyaretleri yapıldı: Celal Yakal komutasında beş uçaklık bir kol Sovyetler Birliği'ne, Kurmay Yarbay Şefik Çakmak komutasında beş Letov Š-16'dan oluşan bir kol Yunanistan'a uçtu. Aynı yıl düşen bir uçaktan paraşütle ilk kurtuluş yaşandı.
Ek bilgi
Lisansla üretim: 1934'te Curtiss Fledgling eğitim uçağının lisansı alındı ve Kayseri'de üretildi; Atatürk'ün emriyle 1401 numaralı ilk uçak İran'a hediye edildi. Curtiss Hawk av uçaklarından 15'i hazır alındı, 15'i Kayseri'de yapıldı. Polonya yapımı PZL P.24 av uçağından 40'ı hazır alındı, 27'si Kayseri'de imal edildi.
1935-1936: Türkkuşu ve Eskişehir konuşması
1935'te Hava Makinist Okulu'nda Fransız öğretmenlerin yerini Türk öğretmenler aldı. 3 Mayıs 1935'te açılış konuşmasını bizzat Atatürk'ün yaptığı Türkkuşu kuruldu. Nuri Demirağ'ın Beşiktaş'taki özel uçak fabrikası da bu yılların önemli girişimiydi. Hava Şehitlerini Anma Günü, kış şartları yüzünden 27 Ocak'tan 15 Mayıs'a alındı. Genelkurmay'ın Breguet XIX birlikleri arasında düzenlediği 3.500 kilometrelik seyahat, atış, seyrüsefer ve bombardıman yarışmasını Eskişehir'deki bölük kazandı. Fransa'da yetişen hekimlerin dönüşüyle Eskişehir'de Hava Sıhhî Muayene Merkezi açıldı.
Atatürk9 Haziran 1936'da Eskişehir'e gelip hava birliklerini ziyaret etti. Konuşmasında havacılığın daha da güçlenmesini, kara kuvvetlerine desteğin keşifle sınırlı kalmamasını istedi. Aynı yıl Yüzbaşı Tekin Arıburun ilk hava ataşesi olarak yurt dışına atandı.
Roma'ya gidip dönebilecek uçak
1936'da Mussolini'nin Batı Anadolu'ya yönelik imaları Atatürk'ün sert tepkisine yol açtı. Atatürk, av uçaklarına karşı kendini koruyabilecek, Türkiye'den kalkıp Roma'yı vurduktan sonra geri dönebilecek bir bombardıman uçağı istedi ve Mareşal Fevzi Çakmak'a direktif verdi. Pilot Yüzbaşı Enver Akoğlu görevlendirildi; dönemin en güçlü ve hızlı bombardıman uçaklarından Martin-139'un alınmasına karar verildi. Bu alım dünya basınında yankı buldu. Letov Š-16 keşif-bombardıman uçağıGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: L'Aéronautique magazine. Dosya sayfası 1937'de İspanya İç Savaşı'nda kendini kanıtlamış Heinkel He-111'ler ile İngiltere'den Bristol Blenheim hafif bombardıman uçakları envantere girdi; alay sayısı dörde çıktı ve Yıldız'da Hava Harp Akademisi açıldı. Sabiha Gökçen askerî pilot olarak yetiştirildi. 1938'de Curtiss Falcon uçakları alındı, 7 uçak İran hanedanının bir düğün merasimine gönderildi, Sabiha Gökçen Vultee tipi uçakla Atina, Selanik, Sofya, Belgrat ve Bükreş'i kapsayan altı günlük Balkan turunu yaptı. Kasım 1938'de hava birlikleri Atatürk'ün cenaze törenine katıldı.
Doğrusu
Tedarikçi değişimi: 1930'ların ortasından itibaren önemini yitiren Fransız uçaklarının yerine İngiliz ve Amerikan uçakları tercih edilmeye başlandı. Bu sırada Polonya, Çekoslovakya ve Almanya da tedarikçiler arasındaydı. Tek bir ülkeye bağlı kalmamak, dönemin dış politikasıyla da örtüşen bir tercihti.
On beş yılın hesabı: bölgesel bir hava gücü
1923'te sınırlı uçak ve personelle yola çıkan teşkilat, 1938'e gelindiğinde dört alaylı, kendi akademisi, makinist okulu, hava hekimliği merkezi ve lisanslı üretim yapan bir fabrikası olan bölgesel bir hava gücüne dönüşmüştü. Atatürk'ün "İstikbal göklerdedir." sözü ile "Bundan sonrası için, bütün tayyarelerimizin ve motorlarının memleketimizde yapılması ve hava harp sanayiimizin de (…) inkişaf ettirilmesi iktiza eder." direktifi, bu dönüşümün iki ayağını, güç ve yerli üretimi, birlikte ifade ediyordu.