Batı Anadolu Kuvâ-yı Milliyesi'nin en çok anılan zeybeklerinden biri olan Gökçen Hüseyin Efe, Yunan işgalinin ilk aylarında yaptığı baskınlarla işgal kuvvetlerini cephe gerisinde asker ayırmaya zorladı. Kuvâ-yı Milliye saflarındaki hayatı yalnızca birkaç ay sürdü, fakat Köşk'teki karargâhta ölüm haberi geldiğinde duyulan söz, bıraktığı boşluğu özetliyordu: "Yunan bayram yapar." "Gece baskınlarından göz açarlar artık."
Kaynaklar
Belge: Gökçen Hüseyin Efe (1888[?] – 1919) — Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı (Atatürk Ansiklopedisi), Atatürk Ansiklopedisi maddesi — yazar: Berkay KOÇAK. Tarih: 23 Eylül 2021.
Gökçen Efe'nin doğduğu Ödemiş ilçesiGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Ali Mahmoud Kareem Kareem. Dosya sayfası
Sarı-yeşil gözlü Hüseyin
Gökçen EfeÖdemiş'te doğdu. Doğduğu köy için yaygın kabul Türkönü (eski adıyla Ayasuret) olsa da Sabahattin Burhan Kurucaova Köyü'nü verir. Babasının adı İbrahim, annesinin adı Hatice'ydi. Asıl adı Hüseyin'di; sarı-yeşil gözleri yüzünden köylüleri ona "Gökçen" dedi.
Doğum yılı tartışmalıdır. Bazı kaynaklar 1891 ve 1892'yi verir; Behiç Galip Yavuz'un araştırması 1888'i işaret eder ve Kaymakçı Maşattepe'deki anıt mezarın kitabesinde de 1304 (1888) yazar. Onu Millî Mücadele'de tanıyan Şefik Aker'in "tahminen otuz beş yaşlarında" demesi ve Celal Bayar'ın 1914 için kullandığı "16 senelik zeybeklik hayatında bir türlü ele geçirilememişti" ifadesi, doğumun daha da erken olabileceğini düşündürür.
Gökçen, "Büyük Efe" diye anılan Çakırcalı Mehmet Efe'nin akrabasıydı ve zeybekliğe onun çetesinde başladı. Çakırcalı 1911'de öldürülünce Tire'nin Güme Dağı'nda kendi çetesini kurdu. Sabahattin Burhan'ın aktardığına bakılırsa bu dönemde fidye için kimseyi dağa kaldırmadı, zaptiyeye kurşun sıkmadı, devlet malına el sürmedi; kızanlarının ihtiyacını bölgenin zenginlerine "salma salarak" karşıladı.
Ek bilgi
"Yüze inmek": Eşkıyanın devletle anlaşarak affedilmesine "yüze inmek" denirdi. Gökçen Efe 1914'te, o sırada İzmir'de İttihat ve Terakki'nin kâtib-i mesulü olan Celal (Bayar) Bey ile jandarma takip komutanı Edip (Sarı Efe) Bey'in aracılığıyla kızanlarıyla birlikte yüze indi, Tire'nin Kahrat Köyü'ne yerleşip çiftçilikle uğraştı. Celal Bey ile dostluğu bu tarihte başladı.
Kahrat'ta saklanan Celal Bey
Mondros'tan sonra İttihatçılara yönelik kovuşturmalarda divan-ı harpte yargılanmak üzere aranan Celal Bey, 19 Mart 1919'da İzmir'den kaçtı. Gökçen Efe onu adım adım izletti, uygun bir anda haber göndererek Kahrat'a getirdi ve güvenli bir eve yerleştirdi. Efe, Celal Bey yakalanacak olsa Çatal İstasyonu'nda treni basıp onu kurtarmaya kararlı olduğunu sonradan kendisine anlattı.
Celal Bey, olası bir işgale karşı teşkilatlanma hazırlıkları için Efe'yi ikna etmeye çalıştı. Gökçen, Celal Bey'in yanında kalması şartıyla mücadeleye katılmayı kabul etti ve 80-100 kişilik bir kuvvet için söz verdi. 15 Mayıs 1919'da İzmir işgal edildi; haberi aynı gece yarısı Kahrat'a getiren Gökçen'di. Düşman işgal sahasını genişletirse eldeki kuvvetlerle Torbalı'da karşılanması kararlaştırıldı.
Ertesi gün Ödemiş'e giden Efe, Jandarma Tabur Komutanı Tahir (Özerk) Bey'den el bombası ve demiryolu tahribi için malzeme istedi. Ancak Kahrat'taki toplantıda Tahir Bey ile Ödemiş KaymakamıBekir Sami Bey'in anlaşamaması onu sarstı. Celal Bey'i bir kenara çekip şöyle dedi: "Ben anlamıyorum. Yapacağımız iş, devlet ve millet işidir. Hükümet adamları anlaşamıyorlar. Kaymakam bir yana, jandarma kumandanı öbür yana çekiyor. Sana söz vermiştim, kızanlarımla yine emrindeyim. Öl dediğin yerde ölürüz. Kal dediğin yerde kalırız. Amma beni affet başka adam bulamam."
Gökçen, 1 Haziran 1919'daki Zincirlikuyu Muharebesi'ne davete olumlu cevap vermesine rağmen katılmadı. Bayar bunu, Efe'nin gruplar hâlinde baskın fikrinde olmasına ve bu girişimin iyi yönetilemeyeceğine inanmasına bağlar. Yunanlılar Kahrat'ı işgal edince Gökçen işgal sahası içinde kaldı; Yunan komutanları onun Kuvâ-yı Milliye'ye katılmasından çekindikleri için arayı iyi tutmaya çalıştı. Demirci Mehmet Efe'ye ait zeybek kıyafetleriGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Catlemur. Dosya sayfası
Hacı Halil Ağa'nın mektubu ve Köşk'teki kabul
Gökçen'i kesin olarak harekete geçiren, hatırlı dostu Hacı Halil Ağa'nın mektubu oldu: "Eskiden Osmanlı'ya karşı zeybeklik ediyor, kahramanlık yaptım sanıyordun. Zeybeklik yapacak zaman gelmiştir ve şimdidir. Memleketimizin bu acı hali yüreğini sızlatmıyor mu? Haydi bakalım gayrı iş başına…"
İkili Çobanköy yakınındaki Sarı Kâhya Çeşmesi'nde buluştu. Hayvanlar otlaklardan önden gönderildi, ardından gönüllüler aileleriyle birlikte bir gece Kahrat'tan Halil Ağa'nın Karaçamur'daki obasına geçti. Ağustos 1919 başlarında Gökçen silah ve cephane istemek için Köşk'teki karargâha geldi.
Demirci Mehmet Efe önce şüpheliydi; Gökçen'in Yunan taraftarı olduğu söylentisini duymuştu. Celal Bey kefil olunca Demirci yumuşadı ve Miralay Şefik (Aker) Bey'e "Bir kahraman kazanacağız, Gökçen aramıza gelecektir." dedi. Aker'in notladığı bir ayrıntı da şuydu: Demirci kimseye kolay kolay "kahraman" demezdi. Gökçen karargâhta özel bir saygıyla karşılandı, Demirci ona demir karyolasının üzerinde yer gösterdi ve istediği silahlarla uğurladı.
Ek bilgi
16 Ağustos 1919, Fata Baskını: Kuvâ-yı Milliye'ye katıldıktan sonraki ilk iş, Ödemiş, Tire ve Adagide arasındaki önemli bir Yunan karargâhı olan Fata Köyü'ne baskındı. Gökçen kuvvetlerini altı müfrezeye ayırdı, telefon hatlarını kestirdi ve köyü dört yandan kuşatarak saat 16.30'da taarruza geçti. Yunan kuvvetleri büyük ölçüde etkisiz hâle getirildi, silah ve cephane ele geçirildi; Ödemiş ve Tire'den gelen kuvvetlerin çemberinden de çıkıldı. Bayar bu baskını "şaheser bir gerilla hareketi" diye niteledi.
Üçyol, ikinci Fata ve Güre
Gökçen, 26 Ağustos 1919'daki Üçyol taarruzuna 300 kadar kızanıyla katıldı. Taarruz sonuç vermese de Efe'nin manevraları Hacı Halil Ağa ve arkadaşlarını esir düşmekten kurtardı. Eylül başında Fata'yı ikinci kez bastı; Yunanlılar ilk baskından sonra köye dönüp Gökçen'in evi dahil pek çok evi yakmıştı. Bu baskında da düşmana ağır kayıp verdirildi.
Ardından müfreze 8-10 kişilik kollara bölündü ve Ödemiş-Tire-Adagide bölgesinde ikmal yollarına pusular kuruldu, karakollar basıldı. Sıtkı Aydınel, Gökçen'in gerilla savaşının her taktiğini en etkili biçimde uyguladığını yazar. 1 Ekim 1919'da takviyeli bir taburla Sarılar ile Çamurdere arasındaki dağlık bölgeye giren Yunan kuvvetleri, hâkim noktalara kurulan pusulara düştü. Güre-Küçükören yönündeki taarruz da Tuzluk Tepe ve Mağara sırtlarında durduruldu. 8 Kasım 1919'da 80 kişilik bir kuvvetle Ödemiş-Adagide yolunda bir kafileyi pusuya düşüren Gökçen, silah ve cephaneyle birlikte üç Yunan askerini esir aldı.
Kaymakçı: Son çarpışma
Ödemiş-Adagide yolunu açmak isteyen Yunan komutanlığı, topçu, piyade ve makineli tüfeklerle 5000'e yakın bir kuvveti Kaymakçı'ya sürdü. O sırada hasta olan Gökçen, 180 kişiyle Göcen Dağı sırtlarındaydı. İki üç saat sonra çevre köylerden ve zeybek müfrezelerinden gelen takviyelerle kuvvet 800 kişiye ulaştı. Çarpışma lehte sonuçlanmak üzereyken sağ kanattaki Bakırlı Efe'nin kuvvetleri çekildi ve Yunan birlikleri boşalan gediğe girdi.
Boz Sivri Tepesi'nde çarpışan Gökçen, açılan ateşin Bakırlı'nın adamlarından geldiğini sanarak bir anlık dikkatsizlikle ayağa kalktı ve "Bakırlı atma!" diye bağırdı. O anda düşman mermileriyle ağır yaralandı ve Kâhyaoğlu Mustafa Efe'nin kollarında şehit oldu. Sekiz saat süren çarpışmada müfrezeler onun naaşını bile taşıyamadan geri çekildi. Nazilli Etnografya Müzesi'nde sergilenen zeybek eşyalarıGörsel: Wikimedia Commons, CC0, yazar: Erdalkara. Dosya sayfası
Kaynaklarda fark
Ölüm tarihi neden farklı yazılır? Celal Bayar16 Kasım 1919'u verir; Ödemiş vefayat vukuat defterinde de 16 Kasım 1919 kaydı bulunur. Maşattepe'deki anıt mezarın kitabesinde 18 Kasım 1919 yazılıdır. Şefik Aker ve Sabahattin Burhan 21 Kasım 1919'u verir; Sıtkı Aydınel de Kâhyaoğlu Mustafa Efe'nin üç imzalı zabıtla tespit edilen ifadesine dayanarak 21 Kasım'ı kesin kabul eder.
Sabahattin Burhan'ın kaydı şöyledir: Efe'nin naaşı 5 ay 11 gün ortada kaldı ve 2 Mayıs 1920'de ablası Ümmü (Çınar) Hanım tarafından düştüğü yere gömüldü. Naaş 24 Mayıs 1971'de Kaymakçı Maşattepe'deki anıt mezara taşındı.
"Buna Gökçen baskını derler!": Efenin bıraktığı iz
Şefik Aker onu orta boylu, çevik, buğday tenli, kara kaşlı, zeki ve yiğit bakışlı biri olarak tarif eder; hızlı ve gür sesle konuştuğunu, bir olayı kendi aleyhine bile olsa olduğu gibi anlattığını, büyüklere saygılı, küçüklere arkadaşça davrandığını ekler. Aker'in kendi cümlesiyle: "O, bu çarpışmaları aldığı emirler altında değil, kendi vatansever benliğinden aldığı ilhamla yapmıştı."
Her baskında "Dayanın kahpe Yunanlılar! Buna Gökçen baskını derler!" diye nara atan Efe'nin ölümünden sonra müfrezenin başına Hacı Halil Ağa geçti ve çetelerin tasfiyesine kadar mücadeleyi sürdürdü. Gökçen'in iki kez kurtardığı Fata Köyü'ne onun hatırasına "Gökçen" adı verildi. Arif Oruç'un 29 Aralık 1919 tarihli Tasvir-i Efkâr yazısı, Halide Edip'in Türk'ün Ateşle İmtihanı'ndaki satırlar ve Celal Bayar'ın hatıratı, onun adını Kuvâ-yı Milliye'nin ilk aylarının en parlak gerilla komutanlarından biri olarak yaşattı.