Hatıra, belge ve millî tarih
Cumhuriyet'in ilk yıllarında Mustafa Kemal, yakın tarihin belgelere dayanarak yazılması gerektiğini sık sık dile getirdi. 7 Nisan 1924 tarihli bir konuşmasında, İstanbul'dan ayrıldığı günden o güne kadar yaşanan olayların belgelerini tasnif ederek hatıratını yazma niyetinde olduğunu söylemiş ve bunu "nesl-i âti için, Türkiye Cumhuriyeti tarihi için bir vazife" saydığını belirtmişti. Aynı konuşmada doğru bir millî tarihe sahip olunamamasının sebebini, tarihlerin belgeye dayanmak yerine meddahların ya da kendini öne çıkaranların sözlerinden başka kaynak bulamamasına bağlamıştı.1927'de okunan Nutuk da bu anlayışın ürünüydü. Ancak yakın tarihin üniversitede sistemli olarak okutulması için birkaç yıl daha geçmesi gerekti.

İhtilaller Tarihi'nden İnkılap Tarihi'ne
Bu alandaki ilk adım Ankara'da atıldı. 1925'te kurulan Ankara Hukuk Mektebi'nin programına İhtilaller Tarihi dersi konuldu. 15 Eylül 1925'teki kurucular kurulu toplantısında Adliye Vekili Mahmut Esat Bozkurt ile Devletler Hukuku müderrisi Mehmet Cemil Bilsel arasındaki görüşmede kararlaştırılan bu dersi Mahmut Esat Bozkurt verecekti. Derslerin bir kısmı radyoyla da yayımlandı. Mustafa Kemal, 5 Kasım 1925'te okulun açılışında yaptığı konuşmada, yeni devletin ihtiyaçlarını karşılayacak yeni hukuk esaslarını ve yeni hukukçuları yetiştirme zamanının geldiğini söyledi.Başka ülkelerde de devrim tarihi öğretiminin örnekleri vardı. Fransa'da 14 Temmuz 1880'den itibaren bayram olarak kutlanıyor, birkaç yıl sonra Sorbonne'da bir Devrim Tarihi kürsüsü kuruluyordu. Türkiye'de ise 1927'de Etnografya Müzesi bünyesinde bir İnkılap Şubesi kurulması düşünülmüş, bu fikir ancak 1942'de Ankara Üniversitesi'ne bağlı Devrim Tarihi Müzesi olarak gerçekleşebilmişti.
Ek bilgi
Antalya'daki soru: Şubat 1931'de Antalya Lisesi'nde Fransız İhtilali'nin işlendiği bir tarih dersine giren Mustafa Kemal, öğrencilere 1789 Fransız İnkılabı ile 1919 Türk İnkılabı arasındaki ruh ve düşünüş benzerliğini sordu; ardından kendi cevabını not ettirdi.
Darülfünun'a yöneltilen eleştiri
1932'de toplanan I. Türk Tarih Kongresi'nden sonra Darülfünun'un yeni rejime ve inkılaba ilgisizliği yüksek sesle eleştirilmeye başlandı. Falih Rıfkı Atay, Darülfünun'da Türk İnkılabı hakkında yazılacak en iyi esere verilmek üzere yıllardır bekleyen bir ödül bulunduğunu, ama bu kurumun on yılda inkılap üzerine tek sayfa telif etmediğini yazdı. Burhan Asaf Belge de Kasım 1932'de bir "inkılap kütüphanesi" kurulmasını istiyor, 1933 sonuna kadar Türk İnkılabı hakkında en az yüz eser yazılmasını diliyordu.Bu eleştiriler, 1933'te gerçekleştirilen üniversite reformunun gündemine doğrudan girdi. Reform hazırlıklarını yürüten Maarif Vekili Reşit Galip, vekâlet bünyesinde bir İnkılap Terbiyesi Komisyonu oluşturdu. Enstitü hazırlıkları, Reşit Galip başkanlığında Talim ve Terbiye Reisi İhsan Sungu, basın-yayın temsilcisi ve Ankara Kız Lisesi tarih öğretmeni Afet İnan'dan oluşan bir komisyonca yürütüldü. Reşit Galip on altı maddelik bir tasarı hazırladı; enstitünün bünyesinde bir İnkılap Müzesi, İnkılap Kütüphanesi, akademik seyahatler, anketler ve halka yönelik yayın kolları kurulmasını öngörüyordu.
Kadro ve Ülkü: İnkılabı tanımlama çabası
Aynı yıllarda inkılabın düşünsel çerçevesini tartışan dergiler de ortaya çıktı. Şevket Süreyya Aydemir'in 15 Ocak 1931'de Türk Ocakları merkez binasında verdiği konferansın genişletilmiş hâli ve Hâkimiyet-i Milliye'de tefrika edilen yazılarından oluşan İnkılâp ve Kadro 1932'de kitap olarak yayımlandı. Kadro dergisinin inkılabı belirli bir kuramsal çerçeveyle açıklama girişimi resmî çevrelerde benimsenmedi; dergi Ocak 1935'te son sayısını çıkardı. Şubat 1933'ten itibaren yayımlanan Halkevleri yayın organı Ülkü ise inkılabın sözcülüğünü üstlenen bir dergi oldu.31 Temmuz 1933: Kuruluş
Türk İnkılabı Enstitüsü, İstanbul Üniversitesi'nin kuruluşuyla birlikte 31 Temmuz 1933'te resmen kuruldu. Reşit Galip aynı gün Anadolu Ajansı'na verdiği demeçte yeni üniversitenin Tıp, Hukuk, Fen ve Edebiyat fakültelerinden oluştuğunu, bunların yanında yedi enstitü bulunduğunu açıkladı: Türk İnkılabı Enstitüsü, Millî İktisat ve İçtimaiyat Enstitüsü, Türkiyat Enstitüsü, Coğrafya Enstitüsü, Morfoloji Enstitüsü, Kimya Enstitüsü ve Elektro-Mekanik Enstitüsü. Demeçte üniversitenin en esaslı vasfının millîcilik ve inkılapçılık olacağı vurgulanıyordu.Kaynaklar
Belge: İstanbul Üniversitesi Türk İnkılabı Enstitüsü — Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı (Atatürk Ansiklopedisi), Atatürk Ansiklopedisi maddesi — yazar: Mustafa ORAL. Tarih: 26 Ocak 2023.

Ağustos 1933 krizi
Kuruluşun hemen ardından beklenmedik bir kriz yaşandı. Rektör Neşet Ömer İrdelp'in, Türk İnkılabı derslerinin Maarif Vekili Reşit Galip tarafından verilmesine ilişkin telgrafı 3 Ağustos 1933 tarihli gazetelerde yayımlandı; Reşit Galip 6 Ağustos'ta öneriyi kabul ettiğini bildirdi. Bunun üzerine 10 Ağustos'ta Edebiyat Fakültesi Dekanı Fuad Köprülü ile Rektör, 11 Ağustos'ta Tıp ve Hukuk fakültelerinin dekanları istifa etti.Krizin arka planında, Reşit Galip'in inkılap kürsüsünü Atatürk'ün bilgisi dışında ve onun isteğiymiş gibi kendisine verdirmesi vardı. Atatürk'ün tepkisi üzerine Reşit Galip 14 Ağustos 1933'te Maarif Vekilliğinden istifa etti ve dekanlarla rektör istifalarını geri aldı. Vekâlete önce vekâleten Refik Saydam getirildi; 27 Ekim 1933'te ise Yusuf Hikmet Bayur asaleten Maarif Vekili oldu. Bayur'un daha önce Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği yapmış ve Nutuk hazırlıklarında görev almış olması, Atatürk'ün enstitüye verdiği önemin bir işareti sayılır.
Doğrusu
Kadro ve kürsü: Enstitünün akademik kadrosuna Mükrimin Halil Yinanç, Hilmi Ziya Ülken, Akdes Nimet Kurat, Enver Ziya Karal, Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu gibi isimler atandı. Ancak derslerin asıl yükünü, inkılabı bizzat yaşamış devlet adamları üstlendi.
4 Mart 1934: İlk ders
Enstitüdeki dersler 4 Mart 1934 Pazartesi günü saat 17.30'da Maarif Vekili Yusuf Hikmet Bayur'un dersiyle başladı. Bayur, inkılabın 1934'e kadarki gelişimini üç evreye ayırdı: işgalci devletlere ve Osmanlı hükûmetine karşı verilen bağımsızlık mücadelesini kapsayan askerî ve siyasi kısım; ortaçağ biçimli bir yönetimden modern devlete geçişi anlatan hukuk kısmı; esnaflıktan ve küçük imalattan modern sanayiye geçişi anlatan iktisadi kısım. Bayur'un kanaatince büyük ve kapsamlı bir değişimi tek bir kişinin anlatması mümkün değildi; inkılabı içinde bulunmuş kişiler anlatmalıydı.Bayur ikinci dersini 5 Mart'ta verdi. 8 Mart'ta Mahmut Esat Bozkurt, 11 Mart'ta Yusuf Kemal Tengirşenk ilk derslerini okuttu. Daha sonra CHF Genel Sekreteri Recep Peker de bu ekibe katıldı. Aynı ay Ankara Hukuk Fakültesi'nde de bir Türk İnkılabı Kürsüsü kuruldu.

İnönü'nün konferansı ve halkevleri
Ankara'daki ilk Türk İnkılabı dersini, 20 Mart 1934'te Ankara Halkevi'nde Başvekil İsmet İnönü verdi. İnönü, "Türk İnkılabı Türk milletinin kurtuluş savaşıdır" diyerek söze başladı ve inkılabın Osmanlı ıslahatlarının devamı olmadığını vurguladı. Onun gözünde inkılap teorik prensipleri bir anda ilan edip uygulamaya çalışan bir yöntemle değil, millî ülküyü gözden kaybetmeden her ihtiyaç karşısında tedbirini bulan bir yöntemle ilerlemişti. Eylül 1934'ten itibaren İzmir Halkevi'nde de halka açık inkılap dersleri verilmeye başlandı.Bayur'un aktardığına bakılırsa harekete Osmanlı ıslahatlarından ayırt edilmesi için "Atatürk İnkılabı" adının verilmesi önerilmiş, ancak Atatürk bunu kabul etmemiş; milleti esas aldığı için bu inkılaba Türk İnkılabı, derslere de Türk İnkılabı Tarihi denmesini istemişti. 1935'te CHP Kurultayı'nı açarken ise "Türk Genel Devrimi" deyimini kullandı.
Ek bilgi
Kronoloji: 5 Kasım 1925 Ankara Hukuk Mektebi'nin açılışı; 31 Temmuz 1933 enstitünün kuruluşu; 14 Ağustos 1933 Reşit Galip'in istifası; 4 Mart 1934 ilk ders; 20 Mart 1934 Ankara Halkevi'nde İnönü'nün dersi; 9 Mayıs 1935 CHP IV. Kurultayı.