İstanbul Boğazı'nın iki yakasında sıralanan köyler, Osmanlı döneminde şehrin en güzel ve en sevilen yerleri arasındaydı. Rumeli yakasında Bebek, Arnavutköy, Kuruçeşme ve Rumelihisarı; Anadolu yakasında Kandilli, Vaniköy, Çengelköy ve Anadoluhisarı gibi köyler, yalıları, kasırları, bahçeleri ve iskeleleriyle Boğaziçi'nin kendine özgü kültürünü oluşturdu. 1725 yılında III. Ahmed döneminde Bebek'te yaptırılan Hümâyunâbâd Kasrı, Boğaziçi'nin bir sayfiye yeri olarak öne çıkışının simgelerinden biri oldu. Bu yazıda Boğaziçi köylerinin gelişimini, Bebek'in tarihini, yalı kültürünü ve on dokuzuncu yüzyılda vapurlarla değişen kıyı hayatını ele alıyoruz.
Boğaziçi kıyısındaki Bebek CamiiGörsel: Wikimedia Commons, CC BY 2.0, yazar: Omer. Dosya sayfası
Fetihten sonra Boğaziçi
İstanbul'un fethinden önce Boğaziçi kıyılarında küçük balıkçı köyleri ve manastırlar bulunuyordu. 1452 yılında Fatih Sultan Mehmed'in yaptırdığı Rumelihisarı, karşı kıyıdaki Anadoluhisarı ile birlikte Boğaz'ın denetimini sağladı. Fetihten sonra Boğaziçi kıyılarında yeni yerleşimler kuruldu ve eski köyler büyüdü. On altıncı yüzyılda padişahlar ve devlet adamları, Boğaz kıyısında bahçeler ve köşkler yaptırmaya başladı. Bu bahçelere has bahçe adı verilirdi ve bostancılar tarafından korunurdu.
Boğaziçi köylerinin halkı, balıkçılık, bahçecilik ve kayıkçılıkla geçinirdi. Kıyılardaki köylerde Müslüman, Rum, Ermeni ve Yahudi topluluklar bir arada yaşıyordu. Arnavutköy ve Kuruçeşme gibi köylerde Rum nüfus yoğunken, Bebek ve Kandilli gibi köylerde Müslüman nüfus ağırlıktaydı. Her köyün camisi, kilisesi, çeşmesi, kahvehanesi ve iskelesi, köy hayatının merkezlerini oluşturuyordu.
Bebek ve Hümâyunâbâd Kasrı
Bebek, Rumelihisarı ile Arnavutköy arasında, Boğaz'ın en güzel koylarından birinde yer alır. Köyün adının kökeni hakkında farklı anlatılar bulunur; bunlardan biri, köyün adını burada bahçesi bulunan Bebek Çelebi adlı bir kişiden aldığı yönündedir. On sekizinci yüzyılın başlarında, Lale Devri olarak anılan dönemde, Bebek önemli bir değişim geçirdi. SadrazamNevşehirli Damat İbrahim Paşa'nın girişimiyle 1725 yılında burada padişah için bir kasır yaptırıldı. III. Ahmed bu kasra Hümâyunâbâd adını verdi. Kasrın yanına bir cami, hamam ve çarşı da inşa edildi.
Bu yapılarla birlikte Bebek, devlet adamlarının ve varlıklı ailelerin yalı yaptırdığı gözde bir yer hâline geldi. Lale Devri'nde Boğaziçi ve Kâğıthane'de düzenlenen eğlenceler, bahçe sohbetleri ve kayık gezileri, İstanbul'un sayfiye kültürünün gelişmesinde önemli rol oynadı. Bebek'teki kasır, sonraki yıllarda yıkıldı. Bugün Bebek'in simgelerinden biri olan Bebek Camii, yirminci yüzyılın başında, 1913 yılında Mimar Kemaleddin tarafından eski caminin yerine yeniden inşa edildi.
Ek bilgi
YAYGIN İDDİA Boğaziçi yalıları, Osmanlı'nın en eski dönemlerinden kalan yapılardır.
Ek bilgi
DOĞRUSU
Ahşap yalıların büyük çoğunluğu, yangınlar ve yenilemeler nedeniyle on sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllardan kalmadır. Boğaziçi'nin bugün ayakta kalan en eski yalısı olarak, Anadoluhisarı yakınlarındaki ve on yedinci yüzyılın sonuna tarihlenen Amcazade Hüseyin Paşa Yalısı'nın divanhanesi gösterilir.
Boğaziçi kıyısındaki yalılar ve köylerGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 2.0, yazar: Ray Swi-hymn from Sijhih-Taipei, Taiwan. Dosya sayfası
Yalı kültürü
Boğaziçi'nde kıyıya yapılan ahşap konaklara yalı denir. Yalılar, denize sıfır olarak inşa edilir; kayıklar, yalının önündeki rıhtıma ya da altındaki kayıkhaneye yanaşabilirdi. Yalılar genellikle iki bölümden oluşurdu: erkeklerin misafir ağırladığı selamlık ve ailenin yaşadığı harem. Yalıların arkasında, tepelere doğru uzanan geniş korular ve bahçeler bulunurdu. Bu bahçelerde erguvan, ıhlamur, çınar ve meyve ağaçları yetiştirilirdi.
Yalılar, sahiplerinin adıyla ya da renkleriyle anılırdı. Kandilli'deki Kıbrıslı Yalısı, Çengelköy'deki Sadullah Paşa Yalısı ve Kanlıca, Emirgan ve Yeniköy'deki pek çok yalı, Boğaziçi'nin tanınmış yapıları arasındadır. Yalıların kırmızımsı boyasına aşı boyası denirdi. Yalılarda yaşayan aileler, yazları Boğaz'a taşınır, kışları ise şehirdeki konaklarına dönerdi. Bu mevsimlik göç, Boğaziçi'nin sayfiye kimliğini belirleyen önemli bir unsurdu.
Boğaziçi'nde mehtap ve musiki
Boğaziçi'nin kültürel hayatında mehtap âlemleri özel bir yer tutardı. Dolunay gecelerinde kayıklarla Boğaz'a açılan aileler ve dostlar, müzik eşliğinde ay ışığının denizdeki yansımasını seyrederdi. Bu toplantılarda fasıl heyetleri şarkılar söyler, sazlar çalınırdı. Boğaziçi, Türk musikisinde de pek çok şarkıya konu oldu. Yahya Kemal Beyatlı ve Abdülhak Şinasi Hisar gibi yazarlar, Boğaziçi'nin bu kaybolan dünyasını şiir ve düzyazılarında anlattı. Abdülhak Şinasi Hisar'ın Boğaziçi Mehtapları ve Boğaziçi Yalıları adlı eserleri, bu kültürün en güzel tanıklıkları arasındadır.
Tarih notu
Kronoloji 1452: Rumelihisarı'nın yapımı. 16. yüzyıl: Boğaziçi'nde has bahçelerin kurulması. 1699 civarı: Amcazade Hüseyin Paşa Yalısı'nın yapımı. 1725: Bebek'te Hümâyunâbâd Kasrı'nın yapılması. 1851: Şirket-i Hayriye'nin kurulması. 1863: Robert Kolej'in Bebek'te açılması. 1913: Bebek Camii'nin yeniden inşası.
Çeşmeler, camiler ve köy hayatı
Boğaziçi köylerinin her birinde, köy halkının gündelik hayatını şekillendiren ortak yapılar bulunuyordu. On sekizinci yüzyılda Boğaz kıyılarında pek çok meydan çeşmesi yaptırıldı. Bu çeşmeler, mermer cepheleri, kitabeleri ve süslemeleriyle Lale Devri ve sonrasının zarif sanat anlayışını yansıtır. Çeşmelerin kitabelerinde yaptıranın adı ve yapım tarihi, şairlerin yazdığı manzum tarih beyitleriyle kayda geçirilirdi. Köy camileri, cuma namazlarında köy halkını bir araya getirirken, kahvehaneler ve iskele meydanları, haberlerin konuşulduğu, balıkçıların ağlarını onardığı yerlerdi.
Boğaziçi'nin balıkçılığı da köy hayatının önemli bir parçasıydı. Boğaz'dan mevsimlere göre göç eden palamut, lüfer ve uskumru gibi balıklar, kıyılara kurulan dalyanlarla yakalanırdı. Dalyanlar, Osmanlı maliyesi tarafından kiraya verilen önemli gelir kaynakları arasındaydı. Balıkçı kayıkları, sabahın erken saatlerinde Boğaz'a açılır, akşamüstü avlarını köy iskelelerinde satardı. Boğaziçi'nin erguvanları ilkbaharda tepeleri pembeye boyar, Göksu ve Küçüksu çayırları da bayramlarda ve hafta sonlarında halkın gezinti yeri olurdu. Küçüksu'da 1857 yılında Sultan Abdülmecid için tamamlanan Küçüksu Kasrı, bu gezinti alanının yanında yükselen zarif bir yapıdır.
Vapurlar ve değişen kıyılar
On dokuzuncu yüzyılın ortalarına kadar Boğaziçi köyleri arasında ulaşım, kayıklarla sağlanıyordu. 1851 yılında kurulan Şirket-i Hayriye, Boğaz'da düzenli vapur seferleri başlattı. Vapurlar, Boğaziçi köylerini şehir merkezine bağladı ve köylerin yıl boyunca yaşanan yerleşimlere dönüşmesini hızlandırdı. Her köyün iskelesi, vapurların yanaştığı ve köy halkının buluştuğu bir merkez hâline geldi. Vapurların numaralarla anılması ve iskelelerdeki bekleyişler, İstanbul'un gündelik hayatının unutulmaz parçaları oldu.
Bebek, on dokuzuncu yüzyılda yeni kurumlarla da tanındı. Amerikalı misyonerler tarafından 1863 yılında Rumelihisarı yakınlarında açılan Robert Kolej, bölgenin eğitim hayatında önemli bir yer edindi. Kolej binaları, sonraki yıllarda Boğaziçi Üniversitesi'ne devredildi. Bebek'te ayrıca Mısır Hidivliği'ne bağlı ailelerin yaptırdığı yalılar ve köşkler de bulunuyordu.
Bebek'i ve Boğaziçi köylerini değerlendirmek: bir sayfiye kültürünün doğuşu
Bebek ve Boğaziçi köyleri, İstanbul'un yalnızca bir coğrafi parçası değil, kendine özgü bir yaşama biçiminin ve kültürün sahnesidir. Fetihten sonra kale ve has bahçelerle şekillenmeye başlayan kıyılar, Lale Devri'nde Bebek'teki Hümâyunâbâd Kasrı gibi yapılarla sayfiye kimliği kazandı. Balıkçıların, bahçıvanların ve kayıkçıların köyleri, zamanla devlet adamlarının ve varlıklı ailelerin yalılarıyla süslendi. Farklı toplulukların bir arada yaşadığı köyler, camileri, kiliseleri ve iskeleleriyle İstanbul'un çok renkli dokusunu yansıttı. Selamlık ve harem bölümleriyle yalılar, korular ve bahçeler, Osmanlı ev kültürünün denizle kurduğu yakın ilişkiyi gösterir. Mehtap âlemleri ve Boğaziçi şarkıları ise bu kıyıların musiki ve şiirle nasıl iç içe geçtiğini ortaya koyar. Şirket-i Hayriye vapurları, köyleri şehre bağlayarak hem gündelik hayatı hem de yerleşim düzenini dönüştürdü. Yangınlarda kaybedilen yalılar, bugün ayakta kalanların ne kadar değerli olduğunu hatırlatır. Abdülhak Şinasi Hisar'ın eserleri, kaybolan bu dünyanın hatırasını edebiyatta yaşatır. Boğaziçi köylerini anlamak, İstanbul'un doğayla, denizle ve musikiyle kurduğu zarif uyumu görmek demektir.