İçeriğe geç
Giriş yap
0

Mardin: Mezopotamya'ya bakan taş şehir ve Osmanlı dönemi

Gece Kâtibi başlattı0 Yanıt0 Görüntülenme0 takipçi

Gece KâtibiKonu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1
Güneydoğu Anadolu'da, Mezopotamya ovasına hâkim bir dağın yamacına kurulan Mardin, sarı kalker taşından yapılmış evleri, kubbeli camileri, medreseleri ve kiliseleriyle Anadolu'nun en dikkat çekici şehirlerinden biridir. Şehir, yüzyıllar boyunca Artuklular, Karakoyunlular ve Akkoyunlular gibi devletlerin önemli merkezlerinden biri oldu. 1516'daki Koçhisar Savaşı'nın ardından bölgede Osmanlı yönetimi kuruldu ve Mardin Kalesi 1517 yılında Osmanlı'nın eline geçti. Bu yazıda Mardin'in Osmanlı öncesi geçmişini, Osmanlı yönetimine geçişini, şehrin çok kültürlü yapısını, mimari mirasını ve gündelik hayatını ele alıyoruz.
Kaynaklar
Belge: MARDİN — TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (TDV İslâm Ansiklopedisi), TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 28, s. 43-48 — müellif: Mehmet Taştemir. Tarih: 2003.
Mardin'in eski ve yeni şehrine yukarıdan bakış
Mardin'in eski ve yeni şehrine yukarıdan bakışGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Oystercard. Dosya sayfası

Artuklu başkenti

Mardin'in bulunduğu dağ, antik çağdan beri önemli bir savunma noktasıydı. Şehrin üzerinde yükselen kale, Roma ve Bizans dönemlerinde de kullanıldı. On ikinci yüzyılın başında Türkmen beyliklerinden Artukluların Mardin kolu, şehri merkez edindi. Artuklular, yaklaşık üç yüzyıl boyunca Mardin'i yönetti ve şehre bugünkü kimliğini kazandıran birçok yapıyı inşa etti.

Artuklu döneminden kalan yapılar arasında Ulu Cami, şehrin en eski camilerinden biridir. On ikinci yüzyılda inşa edilen caminin minaresi, şehrin siluetinin simgelerinden biridir. On dördüncü yüzyılın sonlarında Artuklu sultanı İsa tarafından yaptırılan Sultan İsa Medresesi, halk arasında Zinciriye Medresesi olarak bilinir. Taş işçiliği ve kubbeleriyle dikkat çeken bu medrese, şehrin üst kısmından ovaya bakan konumuyla da etkileyicidir. Artuklu dönemine ait Şehidiye Camii ve Latifiye Camii de şehrin önemli yapıları arasındadır.

Akkoyunlu dönemi ve Kasımiye

On beşinci yüzyılda Mardin, önce Karakoyunluların, ardından Akkoyunluların yönetimine geçti. Akkoyunlu döneminde başlayıp Akkoyunlu yöneticisi Kasım Bey zamanında tamamlanan Kasımiye Medresesi, Mardin'in en görkemli yapılarından biridir. Medresenin iki katlı revakları, avlusundaki havuz ve su kanalı, taş süslemeleri ve kubbeli mescidi, onu Anadolu medrese mimarisinin seçkin örneklerinden biri yapar. Avlu ortasındaki su kanalının, insan hayatının doğumdan ölüme yolculuğunu simgelediği yorumu, medrese hakkında anlatılan yaygın yorumlardandır.

Osmanlı yönetimine geçiş

1514'teki Çaldıran Savaşı'nın ardından Yavuz Sultan Selim, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'yu Osmanlı yönetimine katmak için harekete geçti. Bölgedeki yerel beyler ve İdris-i Bitlisî'nin çabaları, Osmanlı'nın bölgede güç kazanmasını kolaylaştırdı. 1516'da Mardin yakınlarındaki Koçhisar Savaşı'nda Bıyıklı Mehmed Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, Safevî ordusunu yendi. Mardin şehri Osmanlı yönetimine girdi; ancak kaledeki Safevî kuvvetleri bir süre direndi. Kale, 1517 yılında Osmanlı'nın eline geçti.

Osmanlı yönetiminde Mardin, uzun süre Diyarbekir Eyaleti'ne bağlı bir sancak olarak yönetildi. Belirli dönemlerde Bağdat Eyaleti'ne de bağlandı. Şehir, Diyarbekir'i Musul ve Bağdat'a bağlayan yolun üzerinde önemli bir konaklama ve ticaret merkeziydi. On dokuzuncu yüzyılda yapılan idari düzenlemelerle Diyarbekir Vilayeti'ne bağlı bir sancak merkezi oldu.
Ek bilgi
YAYGIN İDDİA
Mardin, Osmanlı döneminde tek bir topluluğun yaşadığı küçük bir kale kasabasıydı.
Ek bilgi
DOĞRUSU
Mardin, Osmanlı döneminde Müslüman Arap, Kürt ve Türklerin yanında Süryani, Ermeni ve Keldani Hristiyanların ve Yahudilerin birlikte yaşadığı çok dilli ve çok dinli bir şehirdi. Şehrin camileri, kiliseleri ve manastırları bu çeşitliliğin bugün de görülen izleridir.
Mardin'in eski şehrindeki minareler
Mardin'in eski şehrindeki minarelerGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Mukaddes30. Dosya sayfası

Çok kültürlü bir şehir

Mardin'in en belirgin özelliklerinden biri, farklı dinlerden ve dillerden toplulukların yüzyıllar boyunca birlikte yaşamış olmasıdır. Şehirde Arapça, Kürtçe, Türkçe, Süryanice ve Ermenice konuşulurdu. Müslümanların camileri ve medreseleri ile Hristiyanların kiliseleri, aynı sokaklarda yan yana yer alıyordu. Şehrin yakınındaki Deyrulzafaran Manastırı, uzun yüzyıllar boyunca Süryani Ortodoks Patrikliği'nin merkezi oldu. Patriklik, 1930'lu yılların başına kadar bu manastırda kaldı. Mardin'in yakınındaki Tur Abdin bölgesi de Süryani manastırları ve köyleriyle tanınır.

Osmanlı yönetimi, bu toplulukların kendi dinî kurumlarını ve gündelik hayatlarını sürdürmesine imkân tanıyan millet düzeni içinde şehri yönetti. Şer'iye sicilleri ve tahrir defterleri, Mardin'deki farklı toplulukların mahallelerini, vergilerini ve ticari faaliyetlerini kayda geçirir. Bu kayıtlar, şehirdeki toplulukların ticari ortaklıklar kurduğunu, aynı çarşılarda çalıştığını ve gündelik hayatta sıkı ilişkiler içinde olduğunu gösterir.
Mardin'in eski şehrinde Şehidiye Camii'nin bulunduğu bir sokak
Mardin'in eski şehrinde Şehidiye Camii'nin bulunduğu bir sokakGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 2.0, yazar: Adam Jones from Kelowna, BC, Canada. Dosya sayfası

Taş evler ve şehir dokusu

Mardin'in taş evleri, şehrin en tanınmış simgeleridir. Bölgede bol bulunan ve kolay işlenen sarı kalker taşı, evlerin, camilerin ve kiliselerin yapımında kullanıldı. Evler, dağın yamacına basamaklar hâlinde yerleştirildi; böylece her evin damı, bir üstteki evin terası ya da avlusu gibi kullanılabiliyordu. Bu düzen, hem ovaya bakan geniş bir manzara hem de sıcak yaz aylarında serin akşamlar sağlıyordu. Evlerin cephelerindeki taş oymaları, pencere söveleri ve kemerler, Mardin taş ustalarının ustalığını gösterir.

Şehrin dar sokakları, kemerli geçitler ve merdivenlerle birbirine bağlanır. Bu geçitlere halk arasında abbara denir. Çarşılar, şehrin ana caddesi boyunca uzanır ve farklı zanaatlerin bir arada bulunduğu bölümlerden oluşur. Mardin'in geleneksel zanaatleri arasında gümüş telkari işçiliği, bakırcılık, taş oymacılığı ve sabun yapımı yer alır. Şehrin yakınındaki Midyat, gümüş telkari işçiliğiyle özellikle tanınır.
Tarih notu
Kronoloji
12. yüzyılın başı: Artukluların Mardin'i merkez edinmesi.
12. yüzyıl: Ulu Cami'nin yapımı.
14. yüzyılın sonu: Sultan İsa (Zinciriye) Medresesi.
15. yüzyıl: Akkoyunlu dönemi; Kasımiye Medresesi.
1516: Koçhisar Savaşı.
1517: Mardin Kalesi'nin Osmanlı yönetimine girmesi.
19. yüzyıl: Diyarbekir Vilayeti'ne bağlı sancak merkezi.

Ticaret yolları ve şehrin ekonomisi

Mardin'in ekonomisi, büyük ölçüde konumuna dayanıyordu. Şehir, Anadolu'yu Mezopotamya'ya bağlayan kervan yollarının üzerindeydi ve aşağıdaki geniş ova, buğday, arpa ve pamuk gibi ürünleriyle şehrin hinterlandını oluşturuyordu. Kervanlar, Mardin'deki hanlarda konaklar, mallarını çarşılarda satar ya da Musul, Bağdat ve Halep yönüne taşırdı. Şehrin dokumacıları, pamuklu ve yünlü kumaşlar üretirdi. Bağcılık da bölgenin önemli geçim kaynaklarındandı; Süryani topluluklar arasında şarap yapımı uzun bir geleneğe sahipti. Mardin'in badem şekeri ve yöresel yemekleri, bugün de şehrin tanınan lezzetleri arasındadır. Şehrin vakıfları, camilerin, medreselerin, çeşmelerin ve hanların bakımını üstlenerek kent hayatının sürekliliğine katkıda bulunuyordu.

On dokuzuncu yüzyıldan günümüze

On dokuzuncu yüzyılda Mardin, Tanzimat reformlarının etkisiyle yeni idari binalara, okullara ve yollara kavuştu. Şehirde misyoner okulları da açıldı. Birinci Dünya Savaşı ve sonrasında yaşanan acı olaylar, şehrin nüfus yapısını derinden etkiledi. Cumhuriyet döneminde Mardin, il merkezi oldu. Yirminci yüzyılın sonlarından itibaren şehrin eski dokusunu korumak için çalışmalar yapıldı. Bugün Mardin'in eski şehri, kültür turizminin önemli merkezlerinden biridir; taş evlerin bir kısmı müze, otel ve kültür merkezi olarak hizmet vermektedir. Mardin Müzesi ve Sakıp Sabancı Mardin Kent Müzesi, şehrin tarihini ziyaretçilere aktaran kurumlar arasındadır.

Mardin'i değerlendirmek: taşın ve bir arada yaşamanın şehri

Mardin, farklı devletlerin, dinlerin ve dillerin izlerini sarı taşlarının üzerinde taşıyan eşsiz bir şehirdir. Artuklu başkenti olarak kazandığı mimari kimlik, Akkoyunlu döneminde Kasımiye Medresesi gibi seçkin yapılarla zenginleşti. Osmanlı yönetimine geçişi, Çaldıran'dan sonra Doğu Anadolu'da kurulan yeni düzenin bir parçasıydı ve Koçhisar Savaşı ile kalenin alınması bu sürecin dönüm noktalarını oluşturdu. Osmanlı döneminde Mardin, Diyarbekir ile Musul ve Bağdat arasındaki yolların üzerinde canlı bir ticaret merkezi olarak varlığını sürdürdü. Şehrin en dikkat çekici özelliği ise farklı toplulukların yüzyıllar boyunca aynı sokaklarda, aynı çarşılarda birlikte yaşamasıydı. Deyrulzafaran Manastırı'nın uzun süre Süryani Ortodoks Patrikliği'ne ev sahipliği yapması, bu çeşitliliğin köklü bir geçmişe sahip olduğunu gösterir. Basamaklar hâlinde yükselen taş evler, abbaralar ve telkari ustaları, şehrin coğrafyayla ve zanaatle kurduğu uyumlu ilişkinin ürünüdür. Yirminci yüzyılın acı olayları bu dokuyu derinden sarsmış olsa da, bugün şehrin eski dokusunun korunması için gösterilen çaba umut vericidir. Mardin'i anlamak, Anadolu'nun çok katmanlı tarihini ve bir arada yaşama birikimini taş taş okumak demektir.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap