İçeriğe geç
Giriş yap
0

Akşemseddin: İstanbul kuşatmasında Fatih'in yanındaki âlim ve hekim

Mavi Mürekkep başlattı0 Yanıt0 Görüntülenme0 takipçi

Mavi MürekkepKonu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1
İstanbul'un fethi denildiğinde Fatih Sultan Mehmed'in yanında en çok anılan isimlerden biri Akşemseddindir. Asıl adı Muhammed Şemseddin bin Hamza olan bu âlim, mutasavvıf ve hekim, 1453 kuşatması sırasında genç padişaha manevi destek vermesi, Eyüp Sultan'ın kabrinin yerini belirlemesi ve Ayasofya'da kılınan ilk cuma namazındaki rolüyle tanınır. Akşemseddin, aynı zamanda tıp alanında yazdığı eserlerle ve Bayramiyye tarikatının Şemsiyye kolunun kurucusu olarak da önemli bir yere sahiptir. Bu yazıda Akşemseddin'in hayatını, Hacı Bayram-ı Velî ile ilişkisini, fetihteki rolünü, tıp eserlerini ve Göynük'teki son yıllarını ele alıyoruz.
Kaynaklar
Belge: AKŞEMSEDDİN — TDV İslâm Ansiklopedisi maddesi, Müellif: Orhan F. Köprülü, Mustafa İsmet Uzun. Tarih: 1989.
Göynük'teki Akşemseddin Türbesi
Göynük'teki Akşemseddin TürbesiGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0, yazar: Yozer1. Dosya sayfası

Şam'dan Anadolu'ya

Akşemseddin, 1389 ya da 1390 yılında Şam'da doğdu. Soyunun ünlü âlim Şehâbeddin Sühreverdî'ye dayandığı kaynaklarda belirtilir. Küçük yaşta ailesiyle birlikte Anadolu'ya geldi ve Amasya yakınlarındaki Kavak kasabasına yerleşti. İlk eğitimini burada aldı, Kur'an'ı ezberledi ve dinî ilimleri öğrendi. Genç yaşta Osmancık'taki medresede müderris olarak görev yapmaya başladı.

Müderrislik yaptığı yıllarda tasavvufa ilgi duyan Akşemseddin, kendisine yol gösterecek bir mürşit aradı. Bu arayış, onu önce Halep'e Zeynüddin Hâfî'nin yanına götürmeye yöneltti; ancak yolculuk sırasında gördüğü bir rüya üzerine geri döndüğü ve Ankara'da Hacı Bayram-ı Velî'nin yanına gittiği anlatılır. Hacı Bayram'ın sohbetlerine katılan Akşemseddin, ona bağlandı ve uzun yıllar onun yanında kaldı. Hacı Bayram, Akşemseddin'i kendi yerine geçecek halifelerinden biri olarak yetiştirdi.

Bayramiyye'nin Şemsiyye kolu

Hacı Bayram-ı Velî'nin 1430'da vefatından sonra Akşemseddin, tarikatın önde gelen temsilcilerinden biri oldu. Bayramiyye tarikatı, Hacı Bayram'ın ardından iki kola ayrıldı. Akşemseddin'in öncülük ettiği kola Şemsiyye ya da Bayramiyye-i Şemsiyye adı verildi. Bu kol, şeriat kurallarına bağlılığı ve medrese ilmiyle tasavvufu birleştiren yaklaşımıyla tanındı. Akşemseddin'in öğrencileri ve halifeleri, Anadolu'nun ve Rumeli'nin farklı bölgelerinde bu yolun yayılmasını sağladı.

Akşemseddin, bir mürşit olmanın yanında, hastalara yardım eden bir hekim olarak da tanınıyordu. Göynük'te ve Beypazarı yakınlarında yaşadığı yıllarda, çevredeki halka hem manevi hem de tıbbi yardım sağladı. Aynı zamanda tarımla da uğraştığı, geçimini kendi emeğiyle sağladığı anlatılır.
Ek bilgi
YAYGIN İDDİA
Akşemseddin, mikrobu modern mikrobiyoloji anlamında ilk keşfeden bilim insanıdır.
Ek bilgi
DOĞRUSU
Akşemseddin'in Mâddetü'l-hayât adlı eserinde, hastalıkların insanlara gözle görülmeyen tohumlar aracılığıyla bulaştığını anlatan dikkat çekici bir bölüm bulunur. Bu, bulaşıcı hastalıklar üzerine dönemin İslam tıbbındaki düşüncelerin önemli bir örneğidir; ancak mikroskopla yapılan gözlemlere dayanan modern mikrobiyoloji, on yedinci yüzyıldan sonra gelişmiştir.
Akşemseddin Türbesi'nin bir başka görünümü
Akşemseddin Türbesi'nin bir başka görünümüGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Muhsin Kadıoğlu. Dosya sayfası

Fatih ile ilişkisi

Akşemseddin'in Osmanlı sarayıyla ilişkisi, II. Murad döneminde başladı. Genç şehzade Mehmed, Akşemseddin'i tanıdı ve ona büyük saygı duydu. 1451'de tahta çıkan II. Mehmed, İstanbul'u kuşatmaya karar verdiğinde Akşemseddin'i de ordusuyla birlikte götürdü. Akşemseddin, kuşatma boyunca padişahın yanında bulundu ve askerlerin moralini yüksek tutmak için çalıştı.

Kuşatmanın en zor anlarından birinde, Nisan ayında dört gemilik bir yardım filosunun Osmanlı donanmasını aşarak Haliç'e girmesi, Osmanlı ordusunda büyük bir moral bozukluğu yarattı. Bazı devlet adamları kuşatmanın kaldırılmasını önerdi. Bu sırada Akşemseddin'in padişaha bir mektup yazarak ona sabır ve kararlılık tavsiye ettiği bilinir. Bu mektubun metni bugüne ulaşmıştır ve Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi'nde korunmaktadır. Mektupta Akşemseddin, yaşanan aksiliğin bir ders olarak görülmesi gerektiğini, sorumluların cezalandırılmasını ve kuşatmaya devam edilmesini öğütler.

Eyüp Sultan'ın kabri ve ilk cuma

İstanbul'un fethinden sonra Akşemseddin'in, Peygamber'in sahabelerinden Ebû Eyyûb el-Ensârî'nin kabrinin yerini belirlediği anlatılır. Ebû Eyyûb, yedinci yüzyılda Arapların İstanbul kuşatmalarından birine katılmış ve şehrin surları önünde vefat etmişti. Fatih Sultan Mehmed, belirlenen yere bir türbe ve cami yaptırdı. Böylece Eyüp semti, İstanbul'un en önemli ziyaret yerlerinden biri hâline geldi. Osmanlı padişahlarının tahta çıkışlarında kılıç kuşanma törenleri de bu camide yapılmaya başlandı.

Fethin ardından Ayasofya camiye dönüştürüldü ve burada kılınan ilk cuma namazında Akşemseddin'in hutbe okuduğu kaynaklarda yer alır. Fatih'in Akşemseddin'e duyduğu saygı, fetihten sonra da sürdü. Biyografi eserlerinde, Fatih'in ona İstanbul'da kalmasını önerdiği, ancak Akşemseddin'in sade bir hayatı tercih ederek Göynük'e döndüğü anlatılır.
Tarih notu
Kronoloji
1389–1390: Akşemseddin'in Şam'da doğumu.
15. yüzyılın başı: Osmancık'ta müderrislik.
1420'ler: Hacı Bayram-ı Velî'ye bağlanması.
1430: Hacı Bayram-ı Velî'nin vefatı.
1453: İstanbul kuşatması ve fethi.
1459: Göynük'te vefatı.

Tıp eserleri

Akşemseddin'in tıp alanındaki en tanınmış eseri, Mâddetü'l-hayât adını taşır. Bu eserde hastalıkların nedenleri, korunma yolları ve tedavi yöntemleri anlatılır. Akşemseddin'in tıp alanında yazdığı bir diğer eser ise Kitâbü't-Tıb adıyla bilinir. Bu eserlerde dönemin İslam tıbbının birikimi, kendi gözlemleriyle birleştirilmiştir. Akşemseddin, beslenme, temizlik ve hastalıklardan korunma gibi konulara özel önem vermişti.

Tasavvuf alanında da eserler veren Akşemseddin'in Risâletü'n-nûriyye, Def'u metâini's-sûfiyye ve Hall-i müşkilât gibi eserleri bulunur. Bu eserlerde tasavvufun ana kavramlarını açıklar ve tasavvufa yöneltilen eleştirilere cevap verir. Ayrıca Türkçe şiirleri de vardır.

Halk hafızasında Akşemseddin

Akşemseddin'in adı, yüzyıllar boyunca halk arasında saygıyla anıldı. İstanbul'da Fatih semtinde bir mahalle ve cadde, onun adını taşır. Göynük'teki türbesi, her yıl çok sayıda ziyaretçi ağırlar ve kasabada onun adına anma programları düzenlenir. Fetihle ilgili halk anlatılarında Akşemseddin, padişahın yanında duran bilge bir yol gösterici olarak yer alır. Bu anlatıların bir kısmı tarihî belgelere dayanırken bir kısmı zamanla eklenen menkıbelerden oluşur; tarihçiler, Akşemseddin'in mektubu gibi belgelerle menkıbeleri birbirinden ayırarak değerlendirir. Yirminci yüzyılda onun hayatını anlatan romanlar, oyunlar ve belgeseller de hazırlandı.

Göynük'teki son yıllar

Akşemseddin, fetihten sonra Bolu'ya bağlı Göynük kasabasına çekildi ve son yıllarını burada geçirdi. 1459 yılında Göynük'te vefat etti. Mezarının üzerine, oğlu tarafından ya da daha sonraki yıllarda bir türbe yaptırıldı. Türbe, bugün Göynük'ün en önemli ziyaret yerlerinden biridir. Akşemseddin'in oğulları da ilim ve tasavvuf yolunu sürdürdü; oğullarından Hamdullah Hamdî, Yûsuf u Züleyhâ mesnevisiyle Osmanlı edebiyatının tanınmış şairleri arasında yer aldı.

Akşemseddin'i değerlendirmek: ilim, tasavvuf ve fethin manevi desteği

Akşemseddin, Osmanlı'nın yükseliş döneminde ilim, tasavvuf ve tıbbı tek bir kişilikte birleştiren âlimlerin en tanınmış örneklerinden biridir. Şam'da doğup Anadolu'da yetişen bu müderris, Hacı Bayram-ı Velî'nin yanında tasavvufa yönelerek medrese ilmiyle tekke terbiyesini bir araya getirdi. Bayramiyye'nin Şemsiyye kolu, onun bu dengeli yaklaşımının kurumsal bir ifadesi oldu. İstanbul kuşatması sırasında genç padişaha yazdığı ve bugün de korunan mektup, onun yalnızca dua eden bir derviş değil, zor anlarda somut öğütler veren bir danışman olduğunu gösterir. Eyüp Sultan'ın kabrinin belirlenmesi ve Ayasofya'daki ilk cuma, fethin manevi boyutunu simgeleyen olaylar olarak hafızalarda yer etti. Mâddetü'l-hayât'taki bulaşıcı hastalıklara dair düşünceleri ise onun gözlemci bir hekim olduğunu ortaya koyar; bu düşünceleri modern bir keşifle özdeşleştirmek yerine kendi dönemi içinde değerlendirmek, onun gerçek değerini daha iyi anlamayı sağlar. Fetihten sonra saray yerine Göynük'ün sade hayatını seçmesi, dünyevi makamlara karşı duruşunu gösterir. Oğlu Hamdullah Hamdî ile süren aile geleneği de onun ilim ve edebiyat mirasının devam ettiğini kanıtlar. Akşemseddin'i anlamak, büyük bir askerî başarının arkasında duran manevi ve ilmî desteği görmek demektir.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap