İçeriğe geç
Giriş yap
0

Fatih'e mal edilen "Ya ben İstanbul'u alırım ya İstanbul beni" sözü

Eski Harita başlattı0 Yanıt0 Görüntülenme0 takipçi

Eski HaritaKonu sahibiYeni üye0Sv. 82
#1
"Ya ben İstanbul'u alırım ya İstanbul beni!" sözü, İstanbul'un fethi anlatılırken en sık tekrarlanan cümlelerden biridir. Ders kitaplarında, belgesellerde, filmlerde ve sosyal medya paylaşımlarında bu söz, genç padişah II. Mehmed'in kararlılığını anlatan tarihî bir cümle olarak sunulur. Ancak fethin yaşandığı 1453 yılına ve hemen sonrasına ait kaynaklarda bu sözün kelimesi kelimesine yer aldığını gösteren bir kayıt bilinmemektedir. Söz, Fatih'in kararlılığını çok iyi özetlediği için sonradan ona mal edilmiş ve yaygınlaşmıştır. Bu yazıda fethin çağdaş kaynaklarını, sözün nasıl yayıldığını ve Fatih'in kararlılığını gerçekten yansıtan bilgileri ele alıyoruz.
Gentile Bellini çevresine atfedilen, Museo Correr'deki II. Mehmed portresi
Gentile Bellini çevresine atfedilen, Museo Correr'deki II. Mehmed portresiGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Didier Descouens. Dosya sayfası

Fethin çağdaş kaynakları

İstanbul'un fethi, Osmanlı tarihinin en ayrıntılı belgelenmiş olaylarından biridir. Fethe tanıklık eden ya da olayları yakından öğrenen pek çok yazar, eserlerinde kuşatmanın ayrıntılarını anlattı. Osmanlı tarafında Tursun Bey'in Târîh-i Ebü'l-Feth adlı eseri, fethe katılmış bir devlet adamının kaleminden çıkmış önemli bir kaynaktır. Âşıkpaşazâde'nin tarihi ve Enverî'nin Düstûrnâme'si de fethi anlatan erken Osmanlı eserleri arasındadır. Bizans ve Batı tarafında ise Kritovulos, Dukas, Sfrancis ve Halkokondilis gibi Bizanslı yazarlar ile Venedikli hekim Nicolò Barbaro'nun günlüğü, kuşatmanın günlük olaylarını aktarır.

Bu kaynaklarda Fatih'in kuşatma öncesinde ve sırasında yaptığı konuşmalar, aldığı kararlar ve askerlerine verdiği sözler çeşitli biçimlerde anlatılır. Kritovulos, Fatih'in kuşatmadan önce devlet adamlarına yaptığı uzun bir konuşmayı aktarır; ancak bu konuşma, antik tarih yazıcılığının geleneğine uygun olarak yazarın kaleminden yeniden kurulmuş bir metindir. Bu kaynakların hiçbirinde "Ya ben İstanbul'u alırım ya İstanbul beni" cümlesi, bugün bilinen biçimiyle yer almaz.

İddianın izi: kim, nerede, nasıl söyledi?

"Ya ben İstanbul'u alırım ya İstanbul beni" sözünün hangi tarihte ve hangi eserde ilk kez kullanıldığı, kesin bir tarihle belirlenmiş değildir. Söz, özellikle yirminci yüzyılda tarih anlatılarında, romanlarda, okul kitaplarında ve tiyatro oyunlarında yaygınlaştı. Fethin yıldönümlerinde yapılan konuşmalarda ve törenlerde sıkça tekrarlanması, sözün halk arasında tarihî bir alıntı olarak yerleşmesini sağladı. Son yıllarda televizyon dizileri ve sosyal medya paylaşımları da sözün yayılmasına katkıda bulundu.

Sözün bu kadar yaygınlaşmasının nedeni, Fatih'in fetih konusundaki kararlılığını kısa ve çarpıcı bir biçimde özetlemesidir. Tarihte pek çok ünlü kişiye, onların karakterini ya da bir olayın ruhunu yansıttığı düşünülen sözler sonradan mal edilmiştir. Bu tür sözler, tarihî gerçeği değil, toplumun o kişiye ya da olaya dair hafızasını yansıtır.
Ek bilgi
YAYGIN İDDİA
Fatih Sultan Mehmed, kuşatmadan önce "Ya ben İstanbul'u alırım ya İstanbul beni!" demiştir ve bu söz dönemin kaynaklarında kayıtlıdır.
Ek bilgi
DOĞRUSU
Bu söz, Tursun Bey, Âşıkpaşazâde, Kritovulos, Dukas ve Barbaro gibi fethin çağdaş kaynaklarında bugünkü biçimiyle yer almaz. Söz, Fatih'in kararlılığını özetlediği için sonradan ona mal edilmiş ve özellikle yirminci yüzyılda yaygınlaşmıştır.
II. Mehmed'i genç bir devlet adamıyla gösteren on beşinci yüzyıl portresi
II. Mehmed'i genç bir devlet adamıyla gösteren on beşinci yüzyıl portresiGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Workshop of Gentile Bellini. Dosya sayfası

Fatih'in kararlılığını gösteren bilgiler

Sözün çağdaş kaynaklarda yer almaması, Fatih'in fetih konusundaki kararlılığından şüphe edilmesini gerektirmez. Aksine, çağdaş kaynaklar bu kararlılığı açıkça gösteren pek çok bilgi sunar. II. Mehmed, 1451'de tahta çıktıktan kısa süre sonra fetih hazırlıklarına başladı. 1452 yılında Boğaz'ın Avrupa yakasında, Anadoluhisarı'nın karşısında Rumelihisarı'nı inşa ettirdi. Bu kale, Boğaz'ın denetimini sağlayarak İstanbul'a Karadeniz'den gelebilecek yardımı engelledi.

Fatih, kuşatma için büyük toplar döktürdü. Macar asıllı top ustası Orban'ın döktüğü dev toplar, kuşatmada surları dövmek için kullanıldı. Kuşatma sırasında Haliç'in girişindeki zincir yüzünden Osmanlı donanması Haliç'e giremeyince, Fatih gemilerin karadan yürütülerek Haliç'e indirilmesini sağladı. 22 Nisan 1453 gecesi gerçekleştirilen bu hamle, kuşatmanın seyrini değiştiren en önemli olaylardan biri oldu. Kuşatmanın uzadığı ve bazı devlet adamlarının kuşatmanın kaldırılmasını önerdiği günlerde Fatih'in kuşatmayı sürdürme kararı alması da kaynaklarda anlatılır. Bu bilgiler, bir söze ihtiyaç duymadan Fatih'in kararlılığını açıkça ortaya koyar.

Fetihnâmeler ve fethin duyurulması

Fetihten sonra Fatih, zaferi İslam dünyasının önde gelen hükümdarlarına bildirmek için fetihnâme adı verilen mektuplar gönderdi. Memlük sultanına, Karamanoğlu beyine ve diğer hükümdarlara gönderilen bu mektuplar, fethin nasıl gerçekleştiğini ve padişahın bu zaferi nasıl değerlendirdiğini anlatan değerli belgelerdir. Fetihnâmelerin metinleri, Osmanlı münşeat mecmualarında korunarak günümüze ulaştı. Bu mektuplarda da fethin dinî ve siyasi anlamı vurgulanır; ancak burada da "Ya ben İstanbul'u alırım" sözüne rastlanmaz. Fetihnâmeler, padişahın kendi ağzından ya da kaleminden çıkan sözleri aramak isteyenler için en güvenilir kaynaklar arasında yer alır.

Fatih'in kendi şiirleri de onun düşünce dünyasına dair ipuçları verir. Avnî mahlasıyla şiirler yazan padişah, Türkçe bir divançe bıraktı. Bu şiirlerde ağırlıklı olarak aşk ve tasavvuf temaları işlenir. Padişahın şiir yazması, onun yalnızca bir asker değil, aynı zamanda kültür ve sanatla ilgilenen bir hükümdar olduğunu gösterir.

Fetih ve Akşemseddin

Fetih sürecinde Fatih'in hocası ve manevi rehberi Akşemseddin'in de önemli bir rolü vardı. Akşemseddin'in kuşatma sırasında Fatih'e yazdığı mektuplar, askerlerin moralini yükseltmeye ve padişahı cesaretlendirmeye yönelikti. Bu mektuplar, günümüze ulaşan ve fethin manevi atmosferini yansıtan değerli belgeler arasındadır. Fethin ardından Akşemseddin'in Eyüp Sultan'ın kabrini bulduğu da Osmanlı kaynaklarında anlatılır.
Tarih notu
Kronoloji
1451: II. Mehmed'in ikinci kez tahta çıkışı.
1452: Rumelihisarı'nın inşası.
6 Nisan 1453: Kuşatmanın başlaması.
22 Nisan 1453: Gemilerin karadan Haliç'e indirilmesi.
29 Mayıs 1453: İstanbul'un fethi.
20. yüzyıl: "Ya ben İstanbul'u alırım" sözünün yaygınlaşması.

Tarihî sözler ve hafıza

Tarihte ünlü kişilere mal edilen sözler, çoğu zaman toplumun o kişiye dair hafızasını ve beklentilerini yansıtır. Bu sözler, tarihi canlı ve akılda kalıcı kılmak için kullanılır; ancak tarihî gerçeklik ile toplumsal hafıza arasındaki farkı bilmek, tarihi doğru anlamak için önemlidir. Bir sözün tarihî olup olmadığını anlamanın en güvenilir yolu, o olayın çağdaş kaynaklarına bakmaktır. Fetih gibi çok iyi belgelenmiş bir olayda, çağdaş kaynaklarda yer almayan bir sözün sonradan ortaya çıktığını kabul etmek, tarihî yönteme uygun bir yaklaşımdır.

Bu durum, sözün değersiz olduğu anlamına gelmez. Söz, Fatih'in fethe yönelik kararlılığını ve bu kararlılığın Türk toplumunun hafızasında bıraktığı izi güzel bir biçimde ifade eder. Ancak bu sözü kullanırken onun Fatih'in kendi ağzından çıktığını gösteren bir kayıt bulunmadığını, sözün sonraki kuşakların Fatih'e duyduğu hayranlığın bir ürünü olduğunu bilmek gerekir. Böylece hem tarihî gerçeğe saygı gösterilmiş hem de toplumsal hafızanın değeri korunmuş olur.

Fatih'e mal edilen sözü değerlendirmek: kararlılığın hafızadaki ifadesi

"Ya ben İstanbul'u alırım ya İstanbul beni" sözü, tarihî bir olayın toplumsal hafızada nasıl kısa ve çarpıcı bir cümleye dönüştüğünü gösteren güzel bir örnektir. Fethin çağdaş kaynakları, Tursun Bey'den Kritovulos'a, Âşıkpaşazâde'den Barbaro'ya kadar olayları ayrıntılı biçimde anlatır; ancak bu kaynakların hiçbirinde söz bugünkü biçimiyle yer almaz. Söz, Fatih'in kararlılığını özetlediği için sonradan ona mal edilmiş ve yirminci yüzyılda okul kitapları, romanlar ve ekranlar aracılığıyla yaygınlaşmıştır. Bu durum, Fatih'in kararlılığından şüphe etmeyi gerektirmez; Rumelihisarı'nın inşası, dev topların döktürülmesi ve gemilerin karadan yürütülmesi, bu kararlılığın sözlerden çok daha güçlü kanıtlarıdır. Tarihî sözlerin kaynağını sorgulamak, tarihe duyulan saygının bir gereğidir. Bir sözün sonradan mal edildiğini bilmek, onun taşıdığı anlamı ortadan kaldırmaz; yalnızca o anlamın nereden geldiğini doğru biçimde yerine koyar. Fatih'in büyüklüğü, ona mal edilen sözlerden değil, gerçekleştirdiği işlerden ve bıraktığı kalıcı izlerden kaynaklanır. Bu sözü anlamak, tarih ile hafıza arasındaki ince çizgiyi fark etmek ve ikisine de hakkını vermek demektir.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap