Osmanlı Devleti, 1517'de Memlük Devleti'ni yıkmasından sonra Mekke ve Medine'nin koruyuculuğunu üstlendi ve padişahlarHâdimü'l-Haremeyni'ş-Şerîfeyn unvanını kullanmaya başladı. Bu sorumluluk, Arabistan'ın batı kıyısında, Hicaz'da ve güneyde Yemen'de kalıcı bir askerî varlığı gerektiriyordu. On dokuzuncu yüzyılda bu varlık yeniden örgütlendi; 1873 yılında Yemen'deki birliklerden Yedinci Ordu oluşturuldu ve Hicaz'daki düzenli kuvvetler bir fırka olarak bu orduya bağlandı. Bu yazıda Hicaz'daki garnizonların görevlerini, Yemen ordusunun kuruluşunu ve yaşadığı zorlukları, Hicaz Demiryolu'nun bu askerî düzene katkısını ve Birinci Dünya Savaşı'ndaki son günlerini ele alıyoruz. Hicaz Demiryolu'nun güzergâhını gösteren haritaGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Hicaz'da Osmanlı yönetimi
Hicaz, İslam'ın doğduğu topraklar olarak Osmanlı yönetimi için büyük bir manevi değer taşıyordu. Ancak bölgenin kurak ve dağlık coğrafyası, kalabalık bir askerî gücün sürekli olarak bulundurulmasını zorlaştırıyordu. Osmanlı yönetimi, Hicaz'ı başlangıçta Mısıreyaleti üzerinden yönetti. Mekke'de yerel yönetim, Peygamber soyundan gelen Mekke şeriflerinin elindeydi. Şerifler, padişaha bağlılıklarını bildiriyor, buna karşılık bölgenin iç işlerinde geniş yetkilere sahip oluyordu.
Osmanlı'nın Hicaz'daki askerî varlığı, özellikle hac yollarının güvenliği, kutsal şehirlerin korunması ve Kızıldeniz kıyılarının savunması etrafında yoğunlaşıyordu. Kalıcı garnizonlar, başta Medine ve Cidde olmak üzere sınırlı sayıda yerde bulunuyordu. Her yıl Şam ve Kahire'den yola çıkan hac kervanlarına eşlik eden askerî birlikler, hacıları çöl yollarındaki tehlikelere karşı korurdu. Hac yolu üzerindeki kaleler ve su kaynakları, bu birliklerin konaklama ve ikmal noktalarıydı.
On dokuzuncu yüzyılda yeniden örgütlenme
On dokuzuncu yüzyılın başında Hicaz, Necid'den çıkan Vehhabi hareketinin kontrolüne geçti. 1811–1818 yılları arasında MısırvalisiKavalalı Mehmed Ali Paşa'nın kuvvetleri, Osmanlı adına bölgeyi yeniden denetim altına aldı. 1840'tan sonra Hicaz, doğrudan İstanbul'a bağlı bir eyalet olarak yönetilmeye başlandı. Tanzimat döneminde Hicaz'daki birlikler yeniden düzenlendi ve nizamiye askerleri bölgeye yerleştirildi.
Yemen'de ise durum daha karmaşıktı. On altıncı yüzyılda Osmanlı yönetimine giren Yemen, on yedinci yüzyılın ortalarında Zeydî imamlarının eline geçmişti. On dokuzuncu yüzyılda Osmanlı yönetimi önce kıyı bölgelerine yeniden yerleşti. 1870–1872 yılları arasında yürütülen kapsamlı bir askerî harekâtın ardından San'a merkezli Yemen vilayeti yeniden kuruldu. Bu harekâta yirmi binden fazla asker katıldı ve çatışmaların yanı sıra hastalıklar da ağır kayıplara yol açtı.
Ek bilgi
YAYGIN İDDİA Osmanlı Devleti, Hicaz'ın tamamında ve Yemen'in her köşesinde kalabalık garnizonlarla mutlak bir denetim kurmuştu.
Ek bilgi
DOĞRUSU Hicaz'da kalıcı garnizonlar başta Medine ve Cidde olmak üzere sınırlı sayıda yerde bulunuyordu; şehirlerin dışında Osmanlı otoritesi büyük ölçüde yerel güçlerle kurulan dengeye dayanıyordu. Yemen'de de dağlık iç bölgelerin denetimi, yüzyıl boyunca süren çatışmalar ve uzlaşmalarla sağlanabildi.
Şam'daki Hicaz Demiryolu istasyonuGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Dosseman. Dosya sayfası
Yedinci Ordu'nun kuruluşu
Yemen'in yeniden Osmanlı yönetimine alınmasından sonra bölgedeki birliklerin yeniden yapılandırılması gerekti. 28 Mart 1873 tarihli bir kararla, Üçüncü ve Beşinci Ordulara mensup olan ve Yemen, Mekke ve Medine'de bulunan askerlerden Yedinci Ordu kuruldu. Bu ordu, güneyde Aden'i elinde tutan İngilizlere karşı bir güvenlik kalkanı olarak düşünülmüştü. Kızıldeniz kıyılarını ve stratejik adaları korumak da görevleri arasındaydı. Hicaz'daki düzenli kuvvetler, Yedinci Ordu'ya bağlı bir fırka olarak örgütlendi.
Ancak Yedinci Ordu, kuruluş amacından çok iç isyanlarla uğraşmak zorunda kaldı. Yemen'in dağlık bölgelerindeki Zeydî topluluklar ve imamları, Osmanlı yönetimine karşı uzun süre direndi. 1891, 1904–1905 ve 1911 yıllarında büyük isyanlar çıktı. Osmanlı askerleri, alışık olmadıkları dağ coğrafyasında, sıcak iklimde ve hastalıklarla mücadele ederek görev yaptı. "Yemen'e giden dönmez" sözü ve Yemen türküleri, bu dönemde Anadolu'dan Yemen'e gönderilen askerlerin yaşadığı zorlukların halk hafızasındaki izleridir.
Da'an Antlaşması ve uzlaşma
1911 yılında Ahmed İzzet Paşa komutasındaki kuvvetler, San'a'yı kuşatan isyancıları geri püskürttü. Ardından İmam Yahya ile Da'an Antlaşması imzalandı. Bu antlaşmayla Zeydî bölgelerinde yargı ve vakıf işleri imama bırakıldı, buna karşılık imam Osmanlı egemenliğini tanıdı. Antlaşma, Yemen'de uzun süren çatışmaların sona ermesini sağladı ve İmam Yahya, Birinci Dünya Savaşı boyunca Osmanlı'ya bağlı kaldı.
Hicaz Demiryolu
II. Abdülhamid döneminde, Şam'dan Medine'ye uzanan Hicaz Demiryolu'nun yapımına 1900 yılında başlandı. Hattın yapımı, büyük ölçüde Müslümanlardan toplanan bağışlarla finanse edildi. Demiryolu, 1908 yılında Medine'ye ulaştı. Hat, hacıların yolculuğunu kolaylaştırmanın yanında, askerlerin ve ikmalin Hicaz'a hızla ulaştırılmasını da sağladı. Böylece Medine garnizonu, imparatorluğun geri kalanıyla daha güçlü bir bağ kurdu. Hattın Mekke'ye kadar uzatılması planlanmış, ancak gerçekleştirilememişti. Demiryolunun yapımında Osmanlı askerleri işçi olarak da çalıştı; istasyonlar, köprüler ve su depoları, çöl koşullarında büyük emekle inşa edildi. Hattın yapımını yöneten mühendisler arasında Osmanlı mühendislerinin yanı sıra Alman mühendis Heinrich August Meissner de bulunuyordu.
1916 yılında Mekke Şerifi Hüseyin, İngilizlerin desteğiyle Osmanlı yönetimine karşı ayaklandı. Mekke, Cidde ve Taif kısa sürede Osmanlı birliklerinin elinden çıktı. Ancak Medine'deki garnizon, Fahreddin Paşa'nın komutasında direnmeye devam etti. Hicaz Demiryolu, savaş boyunca sık sık saldırılara uğradı ve Medine'nin ikmali giderek zorlaştı. Fahreddin Paşa, Mondros Mütarekesi'nden sonra da bir süre teslim olmayı reddetti ve garnizon ancak Ocak 1919'da teslim oldu. Yemen'deki Osmanlı birlikleri de savaş boyunca Aden çevresinde İngilizlerle çarpıştı. 1915'te Lahic'i alan kuvvetler, savaşın sonuna kadar Aden yakınlarında mevzilerini korudu. Mütarekeden sonra bu birlikler de teslim oldu ve askerlerin büyük kısmı uzun bir yolculuğun ardından yurda döndü. Bazı subay ve askerler ise Yemen'de kalarak İmam Yahya'nın hizmetine girdi.
Hicaz garnizonlarını ve Yemen ordusunu değerlendirmek: uzak bir sınırda sadakat ve zorluk
Hicaz garnizonlarının ve Yemen ordusunun tarihi, Osmanlı Devleti'nin kutsal şehirlerin koruyuculuğu sorumluluğunu nasıl taşıdığını ve bunun ne kadar ağır bir yük olduğunu gösterir. Hicaz'da sınırlı sayıdaki kalıcı garnizon, yerel şeriflerle kurulan dengeyle birlikte hac yollarının ve kutsal şehirlerin güvenliğini sağlamaya çalıştı. Yemen'de ise 1873'te kurulan Yedinci Ordu, dışarıdan gelecek tehditlere karşı bir kalkan olarak düşünülmüş, ancak çoğu zaman dağlık iç bölgelerdeki isyanlarla uğraşmak zorunda kalmıştı. Anadolu'dan gelen askerlerin sıcak, hastalık ve sert coğrafya karşısında verdiği mücadele, halk türkülerinde ve deyimlerde kalıcı bir iz bıraktı. Da'an Antlaşması, uzun süren çatışmaların askerî güçle değil, yerel özerkliği tanıyan bir uzlaşmayla sona erdirilebildiğini gösterdi. Hicaz Demiryolu ise uzak bir bölgeyi imparatorluğun merkezine bağlamanın teknolojik bir çözümüydü ve Medine'nin savunmasında hayati bir rol oynadı. Fahreddin Paşa'nın Medine savunması, bu uzak sınırda gösterilen kararlılığın simgesi hâline geldi. Hicaz ve Yemen'deki askerî varlığı anlamak, Osmanlı Devleti'nin son yüzyılında hem manevi sorumluluklarını hem de sınırlı imkânlarını aynı anda taşımaya çalıştığını görmek demektir.