Balkan Savaşları'nın gölgesinde iki komşu
Türkiye ile Bulgaristan arasındaki ilişkiler, 20. yüzyılın başında savaşlarla şekillenmişti. 1912'deki Birinci Balkan Savaşı'nda Bulgar ordusu Edirne'yi kuşatmış ve 1913 baharında şehri ele geçirmişti. İkinci Balkan Savaşı'nda ise Osmanlı Devleti Edirne'yi geri almış, 1913'te imzalanan İstanbul Antlaşması'yla iki ülke arasındaki sınır büyük ölçüde belirlenmişti. Birinci Dünya Savaşı'nda iki ülke aynı safta, İttifak Devletleri'nin yanında savaştı. Savaşın sonunda her ikisi de yenilen taraftaydı ve ağır barış antlaşmalarıyla karşılaştı.Kaynaklar
Millî Mücadele yıllarında Bulgaristan, Yunanistan'ın Batı Trakya'yı ele geçirmesinden rahatsızdı. Bu ortak kaygı, Ankara ile Sofya arasında bir yakınlaşma zemini oluşturdu. Lozan'da Batı Trakya'nın Yunanistan'da kalması kabul edildi, ancak Bulgaristan'ın Ege'ye ekonomik çıkış hakkı tartışıldı. Lozan sonrasında iki ülke, aralarındaki ilişkileri resmî bir antlaşmayla düzenleme ihtiyacı duydu.Belge: Türkiye ile Bulgaristan arasında imza olunan muhadenet muahedenamesi ve umûmi protokol ile ikamet mukavelenamesinin tasdiki hakkında Kanun — kabul edilen metin — TBMM Kanunlar Dergisi, Kanun No. 874 · Kanunlar Dergisi Cilt 4. Tarih: 30 Mayıs 1926.

Tarih notu
Kronoloji: 1912-1913 Balkan Savaşları; 29 Eylül 1913 İstanbul Antlaşması; 1915 Bulgaristan'ın İttifak Devletleri'nin yanında savaşa girmesi; 27 Kasım 1919 Neuilly Antlaşması; 24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşması; 18 Ekim 1925 Ankara'da Türk-Bulgar Dostluk Antlaşması'nın imzası; 1925 sonrası Bulgaristan Türklerinin Türkiye'ye göç dalgaları.
Antlaşmanın imzalanması
Türk-Bulgar Dostluk Antlaşması, 18 Ekim 1925'te Ankara'da imzalandı. Antlaşma, iki ülke arasında barış ve dostluk ilişkilerinin sürdürülmesini, diplomatik ve konsolosluk ilişkilerinin kurulmasını ve sınır meselelerinin barışçıl yollarla çözülmesini öngörüyordu. Antlaşmanın en önemli ekleri, Bulgaristan'daki Türk azınlığın ve Türkiye'deki Bulgar azınlığın haklarını düzenleyen protokollerdi. Bu protokoller, iki ülke arasında bir tür karşılıklı azınlık güvencesi sisteminin kurulmasını sağladı.Antlaşmaya ekli bir protokol, iki ülkedeki azınlıkların göç hakkını düzenliyordu. Bu protokolle Bulgaristan'daki Türkler, isterlerse Türkiye'ye göç edebilecek, mallarını yanlarında götürebilecek ya da satabilecekti. Aynı hak, Türkiye'deki Bulgarlara da tanınıyordu. Göç serbestliği, Türk-Yunan nüfus mübadelesinden farklı olarak zorunlu değil, gönüllüydü. Bu ayrım, antlaşmanın insani boyutunu öne çıkaran önemli bir özellikti.
Bulgaristan Türklerinin durumu
Bulgaristan'da, 1878'de bağımsız bir prenslik olarak kurulmasından bu yana büyük bir Türk ve Müslüman nüfus yaşıyordu. Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı sırasında bu nüfusun bir kısmı göç etmiş, ancak önemli bir kısmı yerinde kalmıştı. 1920'lerde Bulgaristan'da yaşayan Türklerin sayısı, yüzbinlerle ifade ediliyordu. Bu nüfus, özellikle Deliorman ve Kırcaali bölgelerinde yoğunlaşmıştı. Bulgaristan Türkleri, kendi okullarına, camilerine ve vakıflarına sahipti; ancak siyasi ve ekonomik baskılar nedeniyle zaman zaman zor koşullarda yaşıyordu.Antlaşmanın azınlık hükümleri, Bulgaristan Türklerine eğitim, din ve kültür alanlarında belirli haklar tanıyordu. Türk okullarının açılması, Türkçe eğitim yapılması, vakıfların korunması ve dinî kurumların serbestçe faaliyet göstermesi bu haklar arasındaydı. Ancak bu hakların uygulanması, Bulgaristan'daki siyasi iklime bağlı olarak dönemden döneme farklılık gösterdi.

Ek bilgi
Antlaşmanın göç protokolü, sonraki on yıllarda Bulgaristan'dan Türkiye'ye yapılan göçlerin hukuki dayanaklarından biri oldu. 1920'lerin sonu ve 1930'lar boyunca on binlerce Bulgaristan Türkü bu protokolden yararlanarak Türkiye'ye göç etti ve Trakya ile Anadolu'nun çeşitli yerlerine iskân edildi.
Sofya'daki siyasi ortam ve antlaşmanın zamanlaması
1920'lerin ortasında Bulgaristan, ağır bir iç siyasi bunalım yaşıyordu. 1923'te Başbakan Aleksandır Stamboliyski bir darbeyle devrilmiş ve öldürülmüş, yerine sağ eğilimli bir hükûmet gelmişti. 1925 baharında Sofya'daki Sveta Nedelya Katedrali'nde gerçekleştirilen bombalı saldırı, ülkede sert bir baskı döneminin başlamasına yol açmıştı. Makedonya meselesi de Bulgaristan'ın komşularıyla ilişkilerini sürekli gerginleştiriyordu. Bu ortamda Türkiye'yle bir dostluk antlaşması imzalamak, Sofya hükûmeti için en azından bir sınırda istikrar sağlamak anlamına geliyordu.Ankara açısından da zamanlama önemliydi. Musul meselesinde İngiltere'yle gerginlik sürerken, batı sınırında sorunsuz bir komşuluk ilişkisi kurmak, Türkiye'nin diplomatik yükünü hafifletiyordu. Antlaşma, iki ülkenin de kendi iç ve dış sorunlarıyla uğraşırken birbirleriyle çatışmaya girmeyeceğini teyit eden bir güvence işlevi gördü. Bu karşılıklı ihtiyaç, antlaşmanın görece hızlı müzakere edilmesini sağladı.
Göçmenlerin Türkiye'ye yerleştirilmesi
Antlaşmanın ardından Bulgaristan'dan Türkiye'ye düzenli bir göç akışı başladı. Göçmenler, çoğunlukla Trakya'ya, Marmara bölgesine ve Anadolu'nun çeşitli şehirlerine yerleştirildi. Cumhuriyet hükûmeti, göçmenlerin iskânı için özel düzenlemeler yaptı. İskân Kanunu ve ilgili yönetmelikler, göçmenlere toprak, ev ve tohumluk verilmesini, vergi muafiyetleri tanınmasını öngörüyordu. Bu düzenlemeler, göçmenlerin yeni yurtlarına hızla uyum sağlamasına yardımcı oldu.Bulgaristan Türkleri, beraberlerinde tarım, zanaat ve ticaret bilgilerini getirdi. Özellikle tütün, ayçiçeği ve sebze tarımında yeni teknikler Trakya'nın tarımına önemli katkılar sağladı. Göçmenlerin kurduğu köyler ve mahalleler, Balkan kültürünün izlerini Türkiye'ye taşıdı.
Balkan politikasının ilk adımlarından biri
Türk-Bulgar Dostluk Antlaşması, Cumhuriyet'in Balkan politikasının ilk önemli adımlarından biriydi. Atatürk'ün "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesi, komşu ülkelerle iyi ilişkiler kurmayı öngörüyordu. Bu ilke, Balkanlarda savaşlarla dolu bir geçmişin ardından barışçıl bir düzenin kurulmasını hedefliyordu. Bulgaristan'la imzalanan antlaşma, Yunanistan, Romanya ve Yugoslavya ile sonraki yıllarda kurulacak ilişkilerin de habercisiydi.1930'larda Türkiye, Balkan Antantı'nın kurulmasında önemli bir rol oynadı. 1934'te Türkiye, Yunanistan, Romanya ve Yugoslavya arasında imzalanan Balkan Paktı, bölgede barışı korumayı amaçlıyordu. Bulgaristan, Neuilly Antlaşması'yla kaybettiği toprakları geri almak istediği için bu pakta katılmadı. Ancak Türkiye, Bulgaristan'la ikili ilişkilerini sürdürmeye ve iki ülke arasındaki dostluk antlaşmasını korumaya özen gösterdi.
Doğrusu
Türk-Bulgar Dostluk Antlaşması, Türk-Yunan nüfus mübadelesiyle karıştırılmamalıdır. Mübadele zorunlu bir nüfus değişimiydi; Bulgaristan'la yapılan düzenleme ise gönüllü göç hakkını güvence altına alıyordu. Bu fark, iki düzenlemenin hem hukuki niteliğini hem de insani sonuçlarını birbirinden ayırır.