İçeriğe geç
Giriş yap
0

1926 Türk-Fransız Dostluk ve İyi Komşuluk Sözleşmesi: Suriye sınırı Musul'un gölgesinde

Gece Kâtibi başlattı0 Yanıt0 Görüntülenme0 takipçi

Gece KâtibiKonu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1
Lozan Barış Antlaşması imzalandıktan sonra Türkiye'nin güney sınırında çözülmeyi bekleyen iki büyük dosya vardı. Biri, İngiltere'nin mandası altındaki Irak ile Türkiye arasındaki Musul meselesiydi. Öteki ise Fransa'nın mandası altındaki Suriye ile Türkiye arasındaki sınırın ayrıntılı olarak çizilmesi ve sınır boyundaki ilişkilerin düzenlenmesiydi. İkinci dosya, 30 Mayıs 1926 tarihli "Türkiye ve Fransa Arasında İyi Komşuluk ve Dostluk Sözleşmesi" ile kapandı. Bu sözleşme, Lozan'dan sonra iki devlet arasında imzalanan ilk sözleşmeydi ve imzalanma tarihi, Musul'daki pazarlıkların seyrine sıkı sıkıya bağlı kaldı.
Fransa'nın Suriye Yüksek Komiseri Henry de Jouvenel
Fransa'nın Suriye Yüksek Komiseri Henry de JouvenelGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Agence de presse Mondial Photo-Presse. Dosya sayfası

1921'den kalan açık hesap

Sakarya Meydan Muharebesi'nin zaferle sonuçlanmasının ardından Türkiye ile Fransa arasında imzalanan 20 Ekim 1921 tarihli Ankara İtilafnamesi, iki taraf arasında bir yakınlaşma sağlamıştı. Bu metinle Türkiye-Suriye sınırı kabataslak belirlenmiş, İskenderun bölgesi için özel bir idari rejim kabul edilmiş, taraflar buradaki Türk varlığının ve kültürünün korunması konusunda mutabık kaldıklarını beyan etmişlerdi.

Ne var ki yakınlaşma uzun sürmedi. Lozan Konferansı'nda her türlü iktisadi ve siyasi imtiyazın kaldırılması için çalışan Türk heyetinin karşısına kapitülasyonların en hararetli savunucusu olarak Fransız heyeti çıktı. Müttefikler arasında Osmanlı borçları ve Türkiye'deki yatırımlar konusunda Türk görüşlerine direnen başlıca devlet de Fransa'ydı. Bu tutum Türk resmî çevrelerinde ve kamuoyunda olumsuz karşılandı ve Ankara İtilafnamesi'nin yarattığı havayı bir ölçüde bozdu.
Ek bilgi
Lozan'ın 3. maddesi: Ankara İtilafnamesi ile kabataslak çizilen Türkiye-Suriye sınırı, 1923 Lozan Barış Antlaşması'nın 3. maddesiyle doğrulandı. Sınırın arazide ayrıntılı olarak işaretlenmesi ve sınır komşuluğunun kuralları ise sonraya bırakıldı.

Muhtelit komisyonun çıkmazı

Lozan'dan sonra Cumhuriyet Hükûmeti, antlaşma hükümlerini harfiyen uyguladı ve kapitülasyon imtiyazlarının izlerini taşıyan, antlaşmayla bağdaşmayan pek çok Fransız müessesesinin faaliyetine son verdi. Fransız Hükûmeti bu uygulamalara itiraz etmedi, fakat Suriye sınırı meselesinde Türkiye'den tavizler koparmak istedi.

Ankara İtilafnamesi'nin uygulanmasından ve bazı hükümlerinin belirsizliğinden doğan sorunlar, kurulan muhtelit komisyonda çözülemedi. Sınırın ayrıntılı çizimi, İskenderun Sancağı ile Suriye arasında ortaya çıkan gelişmeler ve gündeme gelen yeni talepler nedeniyle bir hayli uzadı. Yaklaşık beş yıldır süregelen sorun, tarafların olumlu yaklaşımlarına rağmen, özellikle müttefiklerin kendi aralarındaki anlaşmalar nedeniyle sonuca bağlanamıyordu. Fransa, Suriye'deki manda yönetimiyle ilgili kararlarında Londra'yı da hesaba katmak zorundaydı; İngiltere ise Musul'da Türkiye ile karşı karşıyaydı.

De Jouvenel Ankara'da

Çıkmazı aşmak için Fransa'nın Suriye Yüksek Komiseri Henry de Jouvenel, 1926 yılının Şubat ayında Ankara'ya geldi ve Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa ile görüştü. Le Figaro, De Jouvenel'in bu görüşmeden sonra yaptığı açıklamaya dayanarak Türkiye ile Fransa arasındaki anlaşmazlık konularının tüm noktaları üzerinde mutabakata varıldığını ve anlaşmanın imzalanmak üzere olduğunu yazdı.

Türk gazetecileri yüksek komisere Fransa'nın Musul sorunu hakkındaki görüşlerini de sordu. De Jouvenel, Fransa'nın görüşlerinin İngiltere Dışişleri Bakanı Austen Chamberlain tarafından bilindiğini ve bu konuyu tartışmak için Ankara'ya gelmediğini söyledi. Bu cevap, Paris'in Musul pazarlığına karışmama kaygısını açıkça gösteriyordu.
Ek bilgi
18 Şubat 1926: Görüşmeler olumlu sonuçlandı. De Jouvenel ile Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü (Aras) Bey arasında bir sözleşme, beş protokol ve bir imza protokolü kaleme alınarak parafe edildi. Metin yalnız Türkiye-Suriye sınırını değil, iki devlet arasındaki genel münasebetleri de ele alıyordu.
Fransa'nın Ankara Büyükelçisi Albert Sarraut
Fransa'nın Ankara Büyükelçisi Albert SarrautGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Agence Rol. Dosya sayfası

Parafe ile imza arasındaki iki buçuk ay

Sözleşme 18 Şubat'ta parafe edildiği hâlde imzası iki buçuk ay kadar gecikti. Gecikmenin sebebi Türkiye ile İngiltere arasındaki Musul uyuşmazlığıydı. Aynı uyuşmazlık, Türkiye'nin İtalya ile münasebetlerini geliştirmesinin önünde de bir engel oluşturuyordu. Batılı devletlerin kendi aralarındaki çıkar ilişkileri, parafe edilmiş metnin imzaya dönüşmesini bekletti.

Bu sırada Türkiye ile Fransa arasında üç aydır sürdürülen görüşmelerin özellikle gizli tutulması, İngiliz basınında türlü yorumlara yol açtı. Parafe edilen metindeki, bölgedeki Türk askerî birliklerinin taşınmasına ilişkin düzenleme ile diğer bazı hükümlerden hareket eden İngiliz gazeteleri, Suriye'de manda yönetimini üstlenen Fransa'nın Milletler Cemiyetine karşı yükümlülüklerini yerine getirmediğini ve İngiltere ile olan angajmanlarıyla çelişkiye düştüğünü ileri sürecek kadar ileri gitti.

Fransız Hükûmeti, Musul görüşmelerinin kritik bir aşamaya girdiği bu dönemde Londra ile Paris arasında bir ikilem ortaya çıkmasını ve yanlış anlaşılmaları önlemek için Britanya Hükûmetini bilgilendirdi. Paris, dış politikasında İngiliz-Fransız dostluğunun başlıca esas olduğunu da teyit etti. Böylece Ankara ile kurulan yakınlığın, Londra ile kurulmuş ittifakı sarsmayacağı güvencesi verilmiş oldu.

30 Mayıs 1926: İmza

Musul meselesinin çözümüne doğru ilerlenirken, Türkiye ile Fransa arasında mutabık kalınan sözleşme 30 Mayıs 1926'da imzalandı. İmza, Fransa'nın Ankara Büyükelçisi Albert Sarraut ile Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Bey arasında gerçekleşti.

Le Temps, Şubat ayından beri yürütülen müzakerelerin sonuca bağlandığını, parafe edilen metin üzerinde yeniden görüşmeler yapıldığını yazdı. Aynı günlerde Musul sorununu çözecek İngiliz ve Irak delegasyonunun Ankara'ya ulaştığı haberi, diplomatik engellerin aşıldığını gösteriyordu. Gazetenin yorumunda imzalanan sözleşme, Türkiye-Suriye sınırını saptıyor; ayrıca Fransa'nın mandası altındaki Suriye ile Türkiye arasında doğacak tüm görüş ayrılıklarını gidermeyi ve gerektiğinde izlenecek usulü de açıklıyordu.
Doğrusu
Musul ile aynı gün: Musul meselesi 5 Haziran 1926'da imzalanan Ankara Antlaşması ile sonuca bağlandı. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Fransa ile yapılan sözleşmeyi 7 Haziran 1926'da, Musul hakkındaki Türk-İngiliz-Irak antlaşmasıyla aynı günde tasdik etti. İki güney dosyası böylece Meclis'te birlikte kapandı.

Fransız kamuoyu ne gördü?

Fransız basını, Suriye sınırı meselesini Musul görüşmeleriyle paralel biçimde izliyordu. Fransız kamuoyunda İngilizlerin sessiz ve soğukkanlı bir siyaset sayesinde Brüksel hattı doğrultusunda topraksal olarak istedikleri hedefe ulaştıkları, bu başarıda Sir Austen Chamberlain ile Sir Ronald Lindsay'in önemli katkıları olduğu konuşuluyordu. Bazı yorumcular, Fransa'nın da Suriye meselesinde İngiliz meslektaşlarının yöntemleriyle hareket etmesinin beklendiğini yazdı.

Yani Paris'te sözleşmeye bakış iki yönlüydü: Bir yanda Türkiye ile uzun süren sınır sürtüşmesinin kapanmasından duyulan memnuniyet, öte yanda İngiltere'nin Musul'da daha sert pazarlıkla daha fazlasını aldığı düşüncesi.
Suriye sınırına yakın Kilis şehir merkezi
Suriye sınırına yakın Kilis şehir merkeziGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Brian Dell. Dosya sayfası

Sarraut'nun Paris'teki açıklaması

Albert Sarraut, sözleşmenin imzalanmasından sonra 9 Haziran'da Paris'e gitti. Ailesinin yanı sıra Fransız devletinin önde gelen şahsiyetleri tarafından karşılanan büyükelçi, 13 aydır Türkiye'de bulunduğunu ve orada ilk olarak Aristide Briand tarafından başlatılan politikanın başarısı ve dostluk ilişkilerinin pekişmesi için büyük çaba harcadığını anlattı.

Sarraut açıklamasında yeni Türk hükûmetiyle münasebetleri geliştirmek için Türklerin Batı kültürüne yaklaşma yolundaki açılımlarına destek verilmesinin önemine değindi. Yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin hayati çıkarlarını ilgilendiren bir enerjisi, bir yöntemi, genel planları ve akıllıca tasarlanmış bir siyasi hareketi bulunduğunu söyledi. Musul'un hallinden sonra Türk diplomasisinin güçlendikçe sorunlarını da çözeceğini, bu nedenle Fransa'nın başta ticaret ve sanayi olmak üzere her yönüyle bu ülkeye yönelmesinin yerinde olacağını belirtti. Türkiye'nin yer altı ve yer üstü zenginliklerine de dikkat çekti.

Bu sözler, Fransa'nın Türkiye politikasında bir yön değişikliğini haber veriyordu: Lozan'da kapitülasyonları savunan devlet, üç yıl sonra Türkiye'yi bir ekonomik ortak olarak görmeye başlamıştı.

Sözleşmenin önünde ve arkasında kalan dosyalar

1926 sözleşmesi Türk-Fransız münasebetlerindeki bütün sorunları çözmedi. Atatürk döneminde iki devlet arasındaki ilişkileri etkileyen dosyalar arasında Suriye sınırının yanında yabancı okullar meselesi, Osmanlı borçlarının tasfiyesi, Bozkurt-Lotus davası, Adana-Mersin demiryolunun millîleştirilmesi ve Hatay sorunu da vardı.

Yabancı okullar meselesi sözleşmeden önce, 1923 sonlarından 1924 yazına kadar iki ülkeyi karşı karşıya getirmişti. Fransa'da parlamento seçimlerinden sonra kurulan Edouard Herriot kabinesi Türk devrimine sempatiyle yaklaştı; Lozan Barış Antlaşması Fransız meclisinde onaylandı. Herriot, Millî Mücadele liderleriyle önceden dostluk kurmuş olan Louis Mougin'i ikinci kez Ankara'ya temsilci olarak atadı ve okullar sorunu Ankara'nın talepleri doğrultusunda bir uzlaşmayla çözüldü. Bu yumuşama, 1926 sözleşmesinin yolunu da açan iklimin bir parçasıydı.

Sözleşmeden sonra ise Osmanlı borçları için 13 Haziran 1928'de Paris'te bir anlaşma yapıldı; 1929 buhranının yarattığı güçlükler 22 Nisan 1933'te yeni bir anlaşmayı gerekli kıldı. İskenderun bölgesi için 1921'de kabul edilen özel rejim ise 1930'ların ikinci yarısında Hatay meselesi olarak yeniden gündeme geldi.
Ek bilgi
Antlaşma mı sözleşme mi? Kaynaklarda aynı metin "Dostluk ve İyi Komşuluk Antlaşması" ve "Türkiye ve Fransa Arasında İyi Komşuluk ve Dostluk Sözleşmesi" adlarıyla anılır. Söz konusu olan tek bir metindir: 18 Şubat 1926'da parafe edilen, 30 Mayıs 1926'da imzalanan ve 7 Haziran 1926'da Türkiye Büyük Millet Meclisince tasdik edilen sözleşme.

Güney sınırında 1926 dengesi: Ne kazanıldı?

1926 sözleşmesinin önemi, kendi maddelerinden çok zamanlamasında yatar. Ankara, güneydeki iki manda devletiyle aynı anda pazarlık ediyordu ve Fransa ile anlaşmayı Musul'da elini güçlendirecek bir dengeleyici olarak kullanabilirdi. Paris ise Londra'yı kırmamak için imzayı Musul çözümüne doğru erteledi. Sonuçta iki metin aynı hafta içinde imzalanma ve aynı gün Meclis'te onaylanma noktasına geldi.

Türkiye açısından kazanç, Lozan'dan beri açık kalan Suriye sınırının ve sınır komşuluğunun kurallarının yazılı bir düzene bağlanmasıydı. Ayrıca Lozan'daki gerginliğin ardından Fransa ile ilk kapsamlı uzlaşma metni imzalanmış oldu. Mustafa Kemal Paşa'nın De Jouvenel'i Ankara'da kabul etmesi, bu sürecin en üst düzeyde izlendiğini gösteriyordu.

Sözleşmenin sınırları da açıktı. İskenderun bölgesinin geleceği gibi derin bir mesele, 1921'deki özel rejim formülüyle askıda kaldı. Yine de 1926'da kurulan diyalog düzeni, Türkiye'nin sorunlarını savaşla değil masa başında ve hukuki metinlerle çözme yolundaki tercihini güçlendirdi; on yıl sonra Hatay dosyası açıldığında da Ankara aynı yöntemle, bu kez Cenevre'de ilerleyecekti.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap