Cenaze programı, ölümden önce hazırlanmış bir plana göre değil, günler içinde verilen kararlarla oluştu. Defin yeri 13 Kasım'da geçici olarak belirlendi, dinî tören bir aile isteği ve Diyanet'in görüşüyle programa girdi, cenaze bir savaş gemisi ve trenle başkente taşındı.
Konunun “Sonuç ve bugünkü anlamı” bölümünden · Bu gün tarihte
Atatürk'ün 10 Kasım 1938 sabahı Dolmabahçe Sarayı'nda ölmesiyle Ankara'daki geçici kabrine konduğu 21 Kasım arasında on bir gün geçti. Bu on bir günde bir devlet, hiç yaşamadığı bir şeyi, kurucusunu toprağa vermeyi öğrendi. Ölümün kendisi, son haftaların tıbbi seyri ve saat 09.05 bu bölümde ayrı bir konuda anlatıldı. Bu konuda ölümden sonraki günleri adım adım izliyoruz: naaşın hazırlanması, katafalk, cenaze namazı tartışması, denizden ve trenle Ankara'ya yolculuk, 21 Kasım'daki uluslararası tören ve Etnografya Müzesi'ne varış.
Arka plan: kimsenin hazır olmadığı bir cenaze
Atatürk'ün sağlığı 1937'de bozulmaya başladı. 1938'de Yalova'dayken ağır hastalandı, kısa bir iyileşmeden sonra Ankara, Mersin ve Adana yolculuklarının ardından durumu yeniden kötüleşti. Mayıs ayında Ankara'ya döndüğünde İstanbul'da tedavi görmesi önerildi ve orada karaciğer sirozu tanısı kondu. Haziranda Romanya Kralı II. Carol'u ağırladı, Temmuz sonuna kadar yeni gelen Savarona yatında kaldı, sonra Dolmabahçe'de kendisi için hazırlanan odaya taşındı.
Dokuz tıp profesörünün imzaladığı ölüm belgesi, ölüm saatini 10 Kasım 1938, 09.05 olarak kaydetti. Maddeye göre ölümün hemen ardından devlet cenazesinin hazırlıkları başladı, ama naaşın son olarak nereye konacağına henüz karar verilmemişti. Ertesi gün, 11 Kasım'da, Ankara'da toplanan Meclis yeni cumhurbaşkanını seçti. İsmet İnönü, 348 milletvekilinin oy birliğiyle ikinci cumhurbaşkanı oldu.
Ölümün ardından defin yeri konusunda basında tartışmalar başladı. Hükûmet 13 Kasım tarihli açıklamasında, bir anıt mezar yapılıncaya kadar naaşın Ankara Etnografya Müzesi'nde kalacağını duyurdu. Böylece cenaze programının iki ucu belli oldu: İstanbul'daki saray ve Ankara'daki müze. Atatürk'ün cenaze alayı, Kasım 1938Görsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Naaşın hazırlanması ve tahnit
Ölüm belgesini imzalayan hekimlerden Prof. Mehmet Kâmil Berk, İslami usule uygun olarak Atatürk'ün çenesini ipek bir mendille, ayak başparmaklarını bir bandajla bağladı. Defin günler sonra yapılacağı için naaşın korunması gerekiyordu. Bu iş için Ankara'daki Gülhane Askerî Tıp Akademisi'nden (GATA) patolog Prof. Lütfi Aksu getirildi ve naaşı tahnit etti. Bu işlemin ne kadar iyi yapıldığı, on beş yıl sonra, 1953'te tabut açıldığında anlaşılacaktı; o ayrıntı Etnografya Müzesi konusunda ayrıca anlatılıyor.
Naaş, ceviz ağacından yapılmış, içi çinko kaplı maun bir tabuta kondu. Ahşap tam bu sözlerle, yani "ceviz ağacından çinko kaplı maun tabut" diye tarif edilir. Tahnitten sonra kız kardeşi Makbule Atadan, yüksek rütbeli devlet görevlileri, subaylar ve ileri gelenler belirli saatlerde gelip son görevlerini yaptı.
16-19 Kasım: Dolmabahçe'deki katafalk
Bayrağa sarılı tabut 16 Kasım'da sarayın büyük kabul salonunda bir katafalkın üzerine kondu. Türkçe anlatıma göre katafalkı mimar Bruno Taut tasarladı. Her iki yanda üçer yüksek meşale vardı; bu altı meşalenin Atatürk ilkelerinin altı okunu simgelediği söylenir. Katafalkın önünde subaylardan oluşan bir şeref nöbeti bekledi.
Üç gün boyunca on binlerce kişi tabutun önünden geçti. Kalabalık o kadar büyüktü ki 17 Kasım 1938'de sarayda bir izdiham yaşandı. Türkçe anlatıma göre bu izdihamda 11 kişi öldü.
Türkçe anlatımda o günlere ait bir tanıklık da yer alır. Sonradan Türkiye'nin 7. cumhurbaşkanı olacak Kenan Evren, o günlerde törende görevli genç bir askerî öğrenciydi. Anlatımına göre katafalkın önünden geçiş bir hafta sürdü, cenazenin kaldırıldığı gün top arabasının önünde okul çelengini taşıyanlar arasındaydı. Ana caddeye açılan yolların insanla dolduğunu, kalabalığın yola taşmasını önlemek için itfaiye arabalarının halkın üzerine su sıktığını, halkın buna rağmen dağılmadığını anlatır. Karaköy'den geçerken bir binanın üçüncü katındaki bir kadının kendini top arabasının üzerine atmak üzereyken yanındakilerce geri çekildiğini de anlatılır.
Kaynaklarda fark
Ölü sayısı ve "bir hafta" ifadesi üzerine: 17 Kasım izdihamındaki 11 ölü sayısı Türkçe anlatımda verilir, yabancı anlatımda izdihamdan hiç söz edilmez. Kenan Evren'in "geçiş bir hafta devam etti" sözü bir hatıradır; resmî programa göre tabut 16 Kasım'da katafalka kondu ve 19 Kasım sabahı saraydan çıkarıldı, yani halkın geçişi üç gün sürdü.
19 Kasım sabahı: cenaze namazı tartışması
Başlangıçta dinî bir cenaze töreni öngörülmemişti. Sarayda birkaç gün kalan Makbule Atadan, naaş Ankara'ya götürülmeden önce bir camide cenaze namazı kılınması için ısrar etti. Diyanet İşleri Başkanı Rifat Börekçi, Makbule Hanım'ı namazın cami dışında da kılınabileceğine ikna etti.
Namaz 19 Kasım sabahı saat 08.10'da sarayda kılındı. Namazı İslam Tetkikleri Enstitüsü Müdürü Şerafettin Yaltkaya kıldırdı. Bu bölümde fotoğraf çekilmesine izin verilmedi. Namaza Atatürk'ün yakınları, bazı generaller, din görevlileri, saray görevlileri ve on beş yıl boyunca Atatürk'ün yanında görev yapan Hafız Binbaşı Yaşar Okur katıldı.
Kaynaklarda fark
Namazın dili anlatımlarda ayrışır. Türkçe anlatımda namazın "geleneksel olarak Arapça değil Türkçe olarak" kılındığı söylenir; yabancı anlatımda dil konusunda hiçbir şey geçmez. Bu ayrıntı tek anlatıma dayandığı için burada kesin bilgi olarak değil, Türkçe anlatımdaki biçimi olarak aktarıyoruz.
19-20 Kasım: Denizden İzmit'e, trenle Ankara'ya
Namazdan sonra tabut saraydan çıkarıldı, atlı bir top arabasına kondu ve cenaze alayıyla Gülhane Parkı'na götürüldü. Sarayburnu'nda bir torpido botu tabutu açıkta bekleyen Yavuz zırhlısına taşıdı. Türk donanmasının gemileri ve yabancı gemiler Yavuz'a Büyükada açıklarına kadar eşlik etti. Yavuz naaşı İzmit'e götürdü, İzmit'te tabut bir cenaze trenine aktarıldı.
Ankara Garı'nda treni Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Meclis Başkanı Abdülhalik Renda, Başbakan Celal Bayar, bakanlar, Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak, üst rütbeli subaylar ve milletvekilleri karşıladı. Tabut bir top arabasıyla Ulus'taki Meclis binasına götürüldü ve binanın önüne kurulan katafalka kondu. Binlerce Ankaralı da burada tabutun önünden geçerek saygısını sundu.
Tarih notu
Saatler ve günler: 16 Kasım, tabut Dolmabahçe'deki katafalkta. 17 Kasım, sarayda izdiham. 19 Kasım 08.10, cenaze namazı; aynı gün Yavuz'la İzmit'e. 20 Kasım, Ankara'ya varış ve Meclis önündeki katafalk. 21 Kasım, uluslararası tören ve Etnografya Müzesi. Trenin "aynı günün akşamı 20.30'da" Ankara'ya hareket ettiği, ertesi gün Ankara'da karşılandığı anlatılır; yabancı anlatım da Ankara'ya varışı 20 Kasım olarak verir.
21 Kasım: Ulus'tan Namazgâh Tepesi'ne
21 Kasım'da çok daha büyük bir tören düzenlendi. Törene on yedi ülkeden üst düzey temsilciler katıldı, Milletler Cemiyeti de bir heyetle temsil edildi. Bayrağa sarılı tabut atlı top arabasıyla Etnografya Müzesi'ne götürüldü. Alaya yabancı ülkelerden dokuz silahlı birlik de eşlik etti; aralarında İngiliz, İran ve Yugoslav şeref kıtaları vardı.
"On yedi ülke" ile listedeki sayı aynı değildir. Yabancı anlatımda on yedi ülkenin temsilcilerinden söz edilir, ama aynı anlatımdaki listede otuzdan fazla ülke adı vardır. Bu fark, törene üst düzey heyetle katılan ülkelerle büyükelçilikleri aracılığıyla temsil edilen ülkelerin ayrı sayılmasından kaynaklanıyor olabilir; bu ayrım açıklanmaz. Bu yüzden kesin bir sayı vermiyoruz.
Tabut müzede beyaz mermerden bir lahdin içine kondu. Aynı akşam Cumhurbaşkanı İsmet İnönüAtatürk için bir radyo konuşması yaptı. Naaş, Anıtkabir tamamlanana kadar, on beş yıl boyunca burada kalacaktı. Atatürk'ün cenazesinde ağlayan halk, Kasım 1938Görsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Kişiler: on bir günün adları
Makbule Atadan: Kız kardeşi. Sarayda kaldı, dinî tören için ısrar etti; 1953'teki nakilde de hazır bulundu.
Cenaze programı, ölümden önce hazırlanmış bir plana göre değil, günler içinde verilen kararlarla oluştu. Defin yeri 13 Kasım'da geçici olarak belirlendi, dinî tören bir aile isteği ve Diyanet'in görüşüyle programa girdi, cenaze bir savaş gemisi ve trenle başkente taşındı. Bu yolculuk, devletin bir kişinin değil kurumların devamı olduğunu da gösterdi; yeni cumhurbaşkanı ölümden bir gün sonra seçilmişti ve treni o karşıladı.
Bugün Dolmabahçe'deki oda, Ankara Garı ve Etnografya Müzesi'nin iç avlusu bu yolculuğun durakları olarak bilinir. Cenazenin Ankara'daki son durağı olan müze binası ve 1953'te tabutun açılışı bu bölümde ayrı konuda anlatılıyor. Görsellerden ilki Kasım 1938'deki cenaze alayını, ikincisi cenazede ağlayan halkı gösterir.
On bir günün öğrettiği tören
Bu on bir günü okurken en çok dikkatimi çeken şey, bir devletin hiç denemediği bir işi neredeyse günü gününe kurmak zorunda kalması. Önceden hazırlanmış bir plan olmadan naaşın hazırlanması, katafalkın kurulması, denizden ve trenle yolculuk ve uluslararası bir tören birbirine eklendi. Bugün bir gelenek gibi görünen pek çok şey, aslında o günlerde ilk kez yapıldı.
Halkın tepkisi de bu hazırlıksızlığın bir parçası. Dolmabahçe önündeki kalabalık, izdiham ve kendini top arabasına atmaya çalışan kadın, yasın resmî programın çok ötesine taştığını gösteriyor. Ancak izdihamdaki ölü sayısı yalnızca bir anlatımda geçiyor; ötekinde olaydan hiç söz edilmiyor.
Belirsizlikler bu noktada bitmiyor. Cenaze namazının hangi dilde kılındığı tek bir anlatıma dayanıyor. Ankara törenine kaç ülkenin katıldığı konusunda metindeki sayı ile listedeki adlar birbirini tutmuyor. Halkın geçişinin "bir hafta" sürdüğü sözü de resmî programdaki üç günle çelişiyor.
Bu ayrıntılar yasın büyüklüğünü değiştirmiyor, ama hangi bilginin ne kadar sağlam olduğunu ayırmamızı gerektiriyor. On bir günü bir efsane gibi değil, adım adım ilerleyen ve bazı boşlukları hâlâ dolmamış bir süreç olarak okumak daha doğru.