Şeyh Hamdullah, Osmanlı hat sanatının en önemli isimlerinden biridir. 15. yüzyılın ilk yarısında Amasya'da doğdu, 1520'de İstanbul'da öldü. Osmanlı hattatları, onu "kıbletü'l-küttab", yani yazı ustalarının kıblesi olarak andı. Şeyh Hamdullah, Abbasi dönemi hattatı Yakut el-Müstasımi'nin üslubunu yeniden yorumlayarak Osmanlı'ya özgü bir yazı üslubu oluşturdu. Bu üslup, yüzyıllar boyunca Osmanlı hattatları tarafından izlendi.
Bu yazıda Şeyh Hamdullah'ın hayatını, ŞehzadeBayezid ile ilişkisini, getirdiği yenilikleri, eserlerini ve mirasını anlatıyoruz. Konu, Osmanlı hattat biyografilerinin, müze koleksiyonlarındaki eserlerin ve Avrupa kütüphanelerindeki yazmaların yardımıyla izlenebilir. Şeyh Hamdullah'ın 1503–1504'te yazdığı Kur'an-ı Kerim'in ilk sayfalarıGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Sheikh Hamdullah. Dosya sayfası
Amasya'da geçen yıllar
Şeyh Hamdullah'ın doğum tarihi kesin olarak bilinmez; kaynaklarda genellikle 1436 civarı verilir. Babası Mustafa Dede, Buharalı bir Sühreverdi şeyhiydi ve Amasya'ya yerleşmişti. Hamdullah, gençliğinde Amasya'da hattat Hayreddin Maraşi'den yazı dersleri aldı. Bu dersler, Yakut el-Müstasımi'nin üslubuna dayanan ve dönemin İslam dünyasında yaygın olan "aklam-ı sitte", yani altı kalem denilen yazı türlerini kapsıyordu.
Amasya, 15. yüzyılda Osmanlı şehzadelerininsancakbeyi olarak görev yaptığı önemli bir şehirdi. Şehzadeler, burada devlet yönetimini öğrenir ve çevrelerinde âlimler, sanatçılar ve devlet adamlarından oluşan bir çevre oluştururdu. Hamdullah'ın hayatını değiştiren buluşma da bu şehirde gerçekleşti.
Ek bilgi
Aklam-ı sitte, yani altı kalem; sülüs, nesih, muhakkak, reyhani, tevki ve rika yazılarından oluşur. Bu yazı türleri, 13. yüzyılda Yakut el-Müstasımi tarafından kurallara bağlanmış ve İslam dünyasında uzun süre örnek alınmıştı. Şeyh Hamdullah'ın yaptığı yenilik, bu yazı türlerinin oranlarını ve harf biçimlerini yeniden yorumlamaktı.
Şehzade Bayezid ile ilişkisi
Fatih Sultan Mehmed'in oğlu ŞehzadeBayezid, Amasya'da sancakbeyi olarak görev yaptığı yıllarda Hamdullah'tan yazı dersleri aldı. Bayezid ile Hamdullah arasında yakın bir dostluk kuruldu. Bayezid, 1481'de tahta çıkarak II. Bayezid adıyla padişah olunca Hamdullah'ı İstanbul'a davet etti.
Kaynaklarda II. Bayezid'in Hamdullah'a gösterdiği saygıyla ilgili pek çok rivayet bulunur. Bu rivayetlerden birine göre padişah, Hamdullah yazı yazarken onun hokkasını kendi eliyle tutardı. Bir başka rivayete göre padişah, Hamdullah'a Yakut'un eserlerini göstererek ondan daha güzel bir üslup geliştirmesini istedi. Şeyh Hamdullah'a atfedilen yazıları içeren bir hat murakkaıGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Attributed to Sheikh Hamdullah. Dosya sayfası
Dikkat: yanlış bilinen
II. Bayezid'in Hamdullah'ın hokkasını tuttuğu yönündeki rivayet ve Yakut'un üslubunun yeniden yorumlanmasının padişahın isteğiyle başladığı anlatısı, sonraki dönemin hattat biyografilerinde yer alır. Bu anlatılar, hat sanatının Osmanlı'da gördüğü saygıyı gösteren değerli metinlerdir; ancak olayların tam olarak böyle yaşanıp yaşanmadığını doğrulamak mümkün değildir.
Getirdiği yenilikler
Hamdullah, Yakut'un üslubunu inceleyerek kendi üslubunu geliştirdi. Harflerin oranlarını, kalınlık ve incelik arasındaki dengeyi ve satırların düzenini yeniden ele aldı. Özellikle nesih ve sülüs yazılarında daha dengeli, daha akıcı ve daha okunaklı bir üslup oluşturdu. Bu üslup, Osmanlı hattatları tarafından "Şeyh üslubu" olarak adlandırıldı.
Hamdullah'ın üslubu, kısa sürede Osmanlı'da yaygınlaştı. Onun öğrencileri ve öğrencilerinin öğrencileri, bu üslubu yaygınlaştırdı. 17. yüzyılda hattat Hafız Osman, Hamdullah'ın üslubunu yeniden ele alarak onu daha da geliştirdi. Böylece Hamdullah'tan Hafız Osman'a uzanan bir çizgi, Osmanlı hat sanatının ana omurgasını oluşturdu.
Eserleri
Hamdullah'ın eserleri arasında çok sayıda Kur'an-ı Kerim nüshası, en'am, murakka ve kıta bulunur. Kaynaklarda onun kırktan fazla Kur'an-ı Kerim yazdığı belirtilir. Bu eserlerin bir kısmı bugün İstanbul'daki Topkapı Sarayı Müzesi ve Türk ve İslam Eserleri Müzesi'nde korunmaktadır. Hamdullah'ın eserleri, Avrupa ve Amerika'daki müze ve kütüphanelerin koleksiyonlarında da yer alır.
Hamdullah, yazılarının yanı sıra mimari yazılar da hazırladı. İstanbul'daki Bayezid Camii'nin yazılarının bir kısmının onun eseri olduğu kabul edilir. Bu yazılar, onun üslubunun büyük boyutlarda da ne kadar etkili olduğunu gösterir. Üsküdar Karacaahmet'teki Şeyh Hamdullah kabriGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Ahmet Yurtbakan. Dosya sayfası
Hattatlık eğitimi ve icazet
Hamdullah'ın döneminde hattatlık eğitimi, uzun ve disiplinli bir süreçti. Öğrenci, hocasının yazdığı örnekleri, yani "meşk"leri tekrar tekrar yazarak harflerin biçimlerini öğrenirdi. Hoca, öğrencinin yazısını düzeltir ve bir sonraki aşamaya geçip geçemeyeceğine karar verirdi. Yıllar süren bu eğitimin sonunda öğrenci, hocasından icazet alırdı. İcazet, öğrencinin artık kendi adıyla yazı yazabileceğinin ve imza atabileceğinin belgesiydi. Hamdullah'ın yetiştirdiği öğrenciler arasında oğlu Mustafa Dede ve damadı Şükrullah Halife de bulunuyordu; bu isimler, onun üslubunun sonraki kuşaklara aktarılmasında önemli rol oynadı.
Hamdullah'ın kullandığı araç gereçler de hat geleneğinin bir parçasıydı. Hattatlar, kamış kalemleri kendileri açar, mürekkeplerini özel tariflerle hazırlar ve yazı yazacakları kâğıtları aharlayarak, yani bir tür cilayla kaplayarak hazırlardı. Bu hazırlıklar, yazının kalitesini doğrudan etkilediği için büyük bir özenle yapılırdı.
Okçuluk ve diğer ilgileri
Hamdullah, yalnızca hattatlığıyla değil, başka alanlardaki becerileriyle de tanınırdı. Kaynaklarda onun usta bir okçu olduğu, ayrıca yüzme ve doğa sporlarıyla ilgilendiği anlatılır. Bu çok yönlü ilgiler, Osmanlı'da bir sanatçının yalnızca bir alanda değil, farklı alanlarda da yetkin olmasının beklendiği bir anlayışı yansıtır.
Hat sanatının toplumdaki yeri
Osmanlı toplumunda hat sanatı, yalnızca bir süsleme sanatı olarak görülmezdi. Kur'an-ı Kerim'in yazılmasıyla doğrudan ilişkili olduğu için hattatlık, dinî bir saygınlık da taşırdı. Camilerin, çeşmelerin, türbelerin ve kitapların üzerindeki yazılar, şehrin görünümünün ayrılmaz bir parçasıydı. Hamdullah'ın üslubu, bu yazıların yüzyıllar boyunca nasıl görüneceğini de belirledi; İstanbul'un pek çok yapısındaki yazılar, onun açtığı yolun izlerini taşır.
Son yılları ve mezarı
Hamdullah, II. Bayezid'in ölümünden sonra, I. Selim döneminde de saray çevresiyle bağını korudu. Yaşlılığında İstanbul'da, Üsküdar'da yaşadığı anlatılır. 1520'de öldü ve Üsküdar'daki Karacaahmet Mezarlığı'na defnedildi. Mezarı, bugün hat sanatı ile ilgilenenlerin ziyaret ettiği yerler arasındadır.
Şeyh Hamdullah'ın hikâyesi, bir sanatçının bir geleneği nasıl değiştirebileceğini gösterir. Yakut el-Müstasımi'nin üslubu, iki yüzyıl boyunca İslam dünyasında örnek alınmıştı. Hamdullah, bu üslubu reddetmeden, onu yeniden yorumlayarak yeni bir üslup oluşturdu. Bu yaklaşım, Osmanlı sanatının genel karakterini de yansıtır: Geçmişin mirasını koruyarak onu yeni bir biçime kavuşturmak. Hamdullah, ustalarının izinden ayrılmadan kendi sesini bulmayı başaran ender sanatçılardandı.
Hamdullah ile II. Bayezid arasındaki ilişki ise Osmanlı'da sanatın saray himayesiyle nasıl geliştiğini gösterir. Padişahın hattata gösterdiği saygıyla ilgili rivayetler, gerçek olsun ya da olmasın, hat sanatının Osmanlı toplumunda ne kadar yüksek bir yer tuttuğunu anlatır.
Hamdullah'ın mirası, bugün de yaşamaya devam ediyor. Onun üslubu, Hafız Osman ve sonraki ustalar aracılığıyla günümüz hattatlarına kadar ulaştı. Bugün İstanbul'da hat dersleri veren ustalar, öğrencilerine hâlâ Hamdullah'tan başlayan bir zincirin halkası olduklarını anlatıyor. Bu zincir, beş yüzyılı aşkın bir süredir kesintisiz devam eden bir sanat geleneğinin de en güzel örneklerinden biridir. Topkapı'daki Kur'an nüshasının sayfalarına bakan bir ziyaretçi, bu zincirin ilk halkalarından birini bugün hâlâ kendi gözleriyle görebiliyor.