Şeyh Galib, klasik Türk şiirinin son büyük ustası olarak kabul edilir. Asıl adı Mehmed Esad olan şair, 18. yüzyılın ikinci yarısında İstanbul'da yaşadı. Genç yaşta yazdığı Hüsn ü Aşk adlı mesnevisi, Türk edebiyatının en önemli eserlerinden biri sayılır. Şair, aynı zamanda bir Mevlevi şeyhiydi ve hayatının son yıllarında Galata Mevlevihanesi'nin şeyhliğini yaptı.
Şeyh Galib'in hayatı kısa ama verimliydi. Kırk iki yaşında vefat eden şair, bu kısa ömre büyük bir eser sığdırdı. PadişahIII. Selim ile kurduğu dostluk da onun hayatının önemli bir parçasıydı. Bu yazıda Şeyh Galib'in hayatını, Hüsn ü Aşk'ın konusunu ve önemini, Galata Mevlevihanesi'ndeki şeyhliğini ve şiirinin özelliklerini anlatıyoruz. Galata Mevlevihanesi'ndeki Şeyh Galib TürbesiGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0, yazar: VikiPicture. Dosya sayfası
Bir Mevlevi ailesinde doğum
Şeyh Galib, 1757'de İstanbul'da doğdu. Babası Mustafa Reşid Efendi, Mevlevi tarikatına bağlı bir devlet memuruydu. Galib, çocukluğundan itibaren Mevlevi kültürü içinde yetişti. Babasından ve dönemin âlimlerinden Arapça, Farsça ve edebiyat dersleri aldı. Genç yaşta şiir yazmaya başladı ve önce "Esad" mahlasını kullandı. Daha sonra "Galib" mahlasını benimsedi.
Galib, gençliğinde bir süre Divan-ı Hümayun kaleminde çalıştı. Ancak devlet memurluğu ona uygun gelmedi. Mevlevi tarikatına daha da yaklaştı ve Konya'daki Mevlâna Dergâhı'na giderek çile çıkarmak istedi. Ancak dergâhın şeyhi, onu İstanbul'a geri gönderdi. Galib, çilesini İstanbul'daki Yenikapı Mevlevihanesi'nde tamamladı.
Hüsn ü Aşk
Şeyh Galib'in en büyük eseri olan Hüsn ü Aşk, 1782–1783 yıllarında yazıldı. Şair, bu eseri yazdığında yalnızca yirmi altı yaşındaydı. Anlatıldığına göre, Yenikapı Mevlevihanesi'nde yapılan bir sohbette, Nâbî'nin "Hayrâbâd" adlı mesnevisinin bir benzerinin yazılamayacağı ileri sürüldü. Galib, bu görüşe karşı çıktı ve kısa sürede Hüsn ü Aşk'ı yazdı.
Hüsn ü Aşk, sembolik bir aşk hikâyesidir. Hikâyede, "Benî Mahabbet" yani "Sevgi Oğulları" kabilesinde aynı gece iki çocuk doğar. Kız çocuğunun adı Hüsn, yani "güzellik", erkek çocuğun adı ise Aşk'tır. İki çocuk birlikte büyür ve birbirlerine âşık olurlar. Aşk, Hüsn ile evlenmek ister; ancak kabile büyükleri, Aşk'ın "Kalb ülkesi"ne giderek oradan "kimya"yı getirmesini şart koşar.
Aşk, bu zorlu yolculuğa çıkar. Yolda pek çok engelle karşılaşır, kuyulara düşer, cadılarla ve devlerle savaşır. Bu yolculukta ona "Sühan", yani "söz" yardımcı olur. Sonunda Aşk, Kalb ülkesine ulaşır ve orada Hüsn'ün aslında kendisinden ayrı olmadığını öğrenir. Hikâye, aşığın ve sevgilinin bir olduğu düşüncesiyle sona erer. Galata Mevlevihanesi'nin semahanesiGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0, yazar: Nevit Dilmen. Dosya sayfası
Ek bilgi
Hüsn ü Aşk, "Sebk-i Hindî" yani "Hint üslubu" olarak bilinen şiir anlayışının Türk edebiyatındaki en başarılı örneği olarak kabul edilir. Bu üslup, karmaşık imgeler, yoğun mecazlar ve derin anlam katmanlarıyla tanınır. Şeyh Galib, bu üslubu ustalıkla kullanarak, hem soyut hem de canlı bir anlatım oluşturdu.
Şeyh Galib, Padişah III. Selim ile yakın bir dostluk kurdu. III. Selim de bir Mevlevi muhibbiydi ve "İlhâmî" mahlasıyla şiirler yazıyordu. Padişah, Galata Mevlevihanesi'ni sık sık ziyaret ediyor ve şeyhle sohbet ediyordu. III. Selim'in kız kardeşi Beyhan Sultan da Şeyh Galib'in müritlerindendi. Beyhan Sultan'ın desteğiyle Galata Mevlevihanesi'nin semahanesi onarıldı.
Erken ölüm
Şeyh Galib, 3 Ocak 1799'da, henüz kırk iki yaşındayken vefat etti. Galata Mevlevihanesi'nin hazîresinde, yani bahçesindeki mezarlıkta defnedildi. Türbesi bugün de mevlevihanenin bahçesinde ziyaret edilebilmektedir. Galata Mevlevihanesi, bugün Galata Mevlevihanesi Müzesi olarak hizmet vermektedir.
Bin bir günlük çile
Mevlevi geleneğinde dervişliğe kabul edilmek isteyen kişi, bin bir gün sürecek bir çile çıkarırdı. Bu süre boyunca derviş adayı, mutfakta ve dergâhın diğer hizmetlerinde çalışır, sabır ve alçakgönüllülük öğrenirdi. Şeyh Galib de bu yolu izledi ve Yenikapı Mevlevihanesi'nin şeyhi Ali Nutkî Dede'nin yanında çilesini tamamladı. Bu yıllar, onun hem tasavvufi hem de edebî gelişiminde belirleyici oldu; çünkü Yenikapı, dönemin şairlerinin, musikişinaslarının ve âlimlerinin buluştuğu bir merkezdi. 18. yüzyılda Galata Mevlevihanesi'ni gösteren bir resimGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Dikkat: yanlış bilinen
Hüsn ü Aşk'ın yazılış hikâyesi, yani Nâbî'nin Hayrâbâd'ıyla ilgili tartışma, Şeyh Galib'in eserin sonunda kendisinin anlattığı bir olaydır. Ancak bu anlatının ayrıntıları ve tartışmanın kimlerle yapıldığı farklı kaynaklarda farklı biçimlerde aktarılır. Ayrıca eserin altı ay gibi kısa bir sürede yazıldığı bilgisi sıkça tekrarlanır; ancak bu sürenin kesinliği tartışmalıdır.
Divan ve şiir dili
Şeyh Galib'in Hüsn ü Aşk dışında bir de Divan'ı vardır. Divan'ındaki gazeller, onun şiir dilinin yoğunluğunu ve özgünlüğünü gösterir. Galib, klasik şiirin kalıplarını kullanmakla birlikte, bu kalıplara yeni anlamlar yükledi. Onun şiirinde eski imgeler yeni bir bağlamda kullanılır ve okura beklenmedik çağrışımlar sunar.
Şeyh Galib'in şiiri, 20. yüzyılda da şairleri etkiledi. Türk şiirinin modern ustaları, onun imgelem gücünden ve dil cesaretinden ilham aldı.
Avrupa'da Hüsn ü Aşk
Hüsn ü Aşk, Avrupa'da da ilgi gördü. İngiliz oryantalist E. J. W. Gibb, "A History of Ottoman Poetry" adlı eserinde Şeyh Galib'i Osmanlı şiirinin son büyük ustası olarak tanıttı ve Hüsn ü Aşk'ı ayrıntılı biçimde inceledi. Amerikalı edebiyat araştırmacısı Victoria Rowe Holbrook ise 1994'te yayımlanan "The Unreadable Shores of Love" (Aşkın Okunmaz Kıyıları) adlı kitabında Hüsn ü Aşk'ı modern edebiyat kuramları ışığında yeniden yorumladı. Holbrook, eseri İngilizceye de çevirdi.
Tarih notu
Kronoloji 1757: Şeyh Galib'in İstanbul'da doğumu 1782–1783: Hüsn ü Aşk'ın yazılması 1789: III. Selim'in tahta çıkışı 1791: Galata Mevlevihanesi şeyhliğine getirilmesi 3 Ocak 1799: Şeyh Galib'in vefatı 1994: Holbrook'un Hüsn ü Aşk üzerine kitabı
Klasik şiirin son büyük ustası
Şeyh Galib, klasik Türk şiirinin son büyük ustası olarak anılır. Hüsn ü Aşk, bu geleneğin olgunluğunu ve yaratıcılığını gösteren bir eserdir. Yirmi altı yaşındaki bir şairin, kendisinden önceki büyük ustalarla yarışarak böyle bir eser ortaya koyması, onun olağanüstü yeteneğinin kanıtıdır.
Hüsn ü Aşk'ın konusu, aşığın sevgiliye ulaşmak için çıktığı zorlu yolculuğu anlatır; ancak sonunda aşığın aradığı şeyin kendi içinde olduğu ortaya çıkar. Bu tema, tasavvufun ana düşüncelerinden birini yansıtır. Şeyh Galib, bu düşünceyi canlı imgeler ve sembollerle anlatarak, okura hem bir hikâye hem de bir düşünce yolculuğu sunar.
III. Selim ile kurduğu dostluk, Şeyh Galib'in döneminin kültürel hayatındaki yerini gösterir. Padişah ile şair arasındaki bu yakınlık, Osmanlı'da sanatın ve tasavvufun saray çevresinde nasıl değer gördüğünü ortaya koyar. Bugün Galata Mevlevihanesi'ndeki türbesi, Beyoğlu'nun kalabalık sokaklarının ortasında sessiz bir duraktır. Bu durakta Şeyh Galib'in mısralarını hatırlamak, klasik şiirin son büyük sesini dinlemenin en güzel yollarından biridir. Onun eseri, bir geleneğin kapanışını değil, yeniden okunmaya açık bir kapıyı temsil ediyor.