İçeriğe geç
Giriş yap
0

Kût'ül-Amâre Kuşatması (1915–1916): Selman-ı Pak, Townshend'in teslimi ve esirlerin yolu

SohbeX Editör 3 başlattı0 Yanıt0 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 3Konu sahibiYeni üye0Sv. 82
#1
29 Nisan 1916'da İngiliz Hint ordusunun 6. Tümeni, Irak'taki Kût'ül-Amâre kasabasında Osmanlı ordusuna teslim oldu. Tümen komutanı General Charles Townshend ve on binden fazla asker esir alındı. Bu teslim, İngiliz ordusunun Birinci Dünya Savaşı'ndaki en büyük yenilgilerinden biri olarak kabul edilir. Osmanlı tarafında ise "Kût Zaferi" olarak anıldı.

Kût'ül-Amâre, beş ay süren bir kuşatmanın sonucuydu. Kuşatmanın arka planında İngilizlerin Bağdat'ı ele geçirme hedefi vardı. Bu yazıda İngilizlerin Irak'a girişini, Selman-ı Pak Muharebesi'ni, kuşatmanın seyrini, kurtarma girişimlerini, teslimi ve esirlerin akıbetini İngiliz ve Osmanlı kaynaklarına dayanarak anlatıyoruz.
Kût kuşatmasından sonra Dicle kıyısında Hint ordusu askerleri
Kût kuşatmasından sonra Dicle kıyısında Hint ordusu askerleriGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası

İngilizlerin Irak'a girişi

Osmanlı'nın savaşa girmesinden hemen sonra, Kasım 1914'te, Hindistan'dan gelen İngiliz kuvvetleri Basra Körfezi'nin kuzeyine çıkarma yaptı ve Basra'yı ele geçirdi. İngilizlerin başlangıçtaki amacı, İran'daki petrol kuyularını ve Abadan'daki rafineriyi korumaktı. Ancak 1915'teki başarılar, Bağdat'a kadar ilerleme fikrini güçlendirdi.

Townshend komutasındaki 6. Tümen, 1915 yazında Dicle Nehri boyunca kuzeye ilerledi. Eylül 1915'te Kût'ül-Amâre'yi ele geçirdi. Townshend, ikmal hatlarının uzaması ve askerlerinin yorgunluğu nedeniyle ilerlemenin riskli olduğunu düşünse de Bağdat'a ilerleme emri aldı.

Selman-ı Pak Muharebesi

22–25 Kasım 1915'te Bağdat'ın güneyinde, antik Ktesifon kalıntılarının yakınındaki Selman-ı Pak'ta büyük bir savaş yapıldı. Osmanlı kuvvetleri, Nureddin Bey'in komutasında İngiliz saldırısını durdurdu. İngilizler ağır kayıplar verdi ve geri çekilmek zorunda kaldı. Townshend, tümenini Kût'ül-Amâre'ye çekti ve burada savunmaya geçti.
Ek bilgi
Selman-ı Pak adı, Hz. Muhammed'in sahabelerinden Selman-ı Farisi'nin türbesinin burada bulunmasından gelir. Savaşın yapıldığı alan, Sasani İmparatorluğu'nun başkenti Ktesifon'un kalıntılarının yakınındadır. Ktesifon'un büyük kemeri (Tak-ı Kisra), bugün de ayakta olan en büyük tuğla kemerlerden biridir.
Kût'ül-Amâre kuşatmasını gösteren el çizimi harita
Kût'ül-Amâre kuşatmasını gösteren el çizimi haritaGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: H.M. Dosya sayfası

Kuşatma

7 Aralık 1915'te Osmanlı kuvvetleri, Kût'ül-Amâre'yi kuşattı. Kasaba, Dicle Nehri'nin bir kıvrımında yer alıyordu ve üç tarafı nehirle çevriliydi. Townshend, kasabayı tahkim ederek uzun süre direnebileceğini düşünüyordu. Kuşatma altındaki İngiliz ve Hint askerlerinin yanı sıra kasabada binlerce sivil de yaşıyordu.

Osmanlı Altıncı Ordusu'nun komutanı, Alman mareşal Colmar von der Goltz'du. Von der Goltz, Osmanlı ordusunun modernleşmesinde uzun yıllar görev yapmış bir askerdi. Ancak kuşatmanın sonunu göremedi; 19 Nisan 1916'da Bağdat'ta öldü. Ölüm nedeni olarak genellikle tifüs gösterilir. Kuşatmanın son aşamasında komuta, Halil Paşa'ya geçti.

Kurtarma girişimleri

İngilizler, Kût'teki tümeni kurtarmak için Ocak–Nisan 1916 arasında birkaç kez saldırı düzenledi. Şeyh Saad, Vadi, Hanna ve Sabis (Dujaila) gibi yerlerde yapılan savaşlarda Osmanlı kuvvetleri bu saldırıları durdurdu. Kurtarma girişimlerinde İngilizler, kuşatma altındaki tümenin asker sayısından daha fazla kayıp verdi. Nehir yoluyla kasabaya yiyecek ulaştırmak için yapılan son girişim de Nisan sonunda başarısız oldu.

Kasabadaki durum giderek kötüleşti. Yiyecek tükendi; askerler atları ve katırları yemek zorunda kaldı. Hint askerlerinin bir kısmı dinî nedenlerle at eti yemeyi reddetti, bu da açlığı artırdı. Hastalıklar yayıldı ve günlük ölüm sayısı arttı.
Dikkat: yanlış bilinen
Kuşatmanın son günlerinde İngiliz hükümeti, Townshend'in tümeninin serbest bırakılması karşılığında Osmanlı'ya para teklif etmek üzere bir heyet gönderdi. Heyette sonradan "Arabistanlı Lawrence" olarak tanınacak olan T. E. Lawrence ve Aubrey Herbert de vardı. Teklif Halil Paşa tarafından reddedildi. Teklif edilen paranın miktarı kaynaklarda farklı aktarılır.

Teslim

29 Nisan 1916'da Townshend, kayıtsız şartsız teslim oldu. Esir alınanlar arasında İngiliz ve Hint askerlerinin yanı sıra yardımcı personel de vardı. Townshend, İstanbul'a götürüldü ve savaşın geri kalanını Büyükada'da bir köşkte, rahat koşullarda geçirdi. Halil Paşa, bu zaferden sonra "Kût" soyadını aldı ve Halil Kut olarak tanındı.
Kût'ül-Amâre şehrinin dönem görünümü
Kût'ül-Amâre şehrinin dönem görünümüGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası

Esirlerin yolu

Townshend'in rahat esaretinin aksine, askerlerin akıbeti çok acı oldu. Esirler, Bağdat'tan Anadolu'ya kadar uzun yürüyüşlere çıkarıldı. Yetersiz yiyecek, hastalık ve kötü muamele nedeniyle esirlerin önemli bir kısmı yolda ya da çalışma kamplarında öldü. Bir kısmı Toros ve Amanos dağlarındaki Bağdat Demiryolu inşaatında çalıştırıldı. Savaştan sonra İngiltere'de yayımlanan raporlar ve hatıratlar, esirlerin çektiklerini ayrıntılı biçimde anlattı. Townshend'in kendi rahat esareti ise İngiltere'de sert eleştirilere konu oldu.

Kasabanın sivilleri

Kût'ül-Amâre'de kuşatma süresince birkaç bin Arap sivil yaşıyordu. Townshend, kuşatmanın başında sivilleri kasabadan çıkarmayı düşündü, ancak bu plan uygulanmadı. Siviller de askerler gibi açlık ve hastalıktan etkilendi. Kuşatma sırasında bazı siviller, Osmanlı tarafıyla işbirliği yaptıkları şüphesiyle İngilizler tarafından cezalandırıldı. Teslimden sonra ise Osmanlı yönetimi, İngilizlerle işbirliği yaptığından şüphelendiği bazı kasaba sakinlerini cezalandırdı. Sivillerin yaşadıkları, kuşatmanın en az bilinen yanlarından biridir.

Kuşatmanın İngiltere'deki yankıları

Teslim haberi İngiltere'de büyük bir şok yarattı. Parlamento, Mezopotamya harekâtının yönetimini araştırmak için bir komisyon kurdu. Komisyonun 1917'de yayımladığı rapor, Hindistan hükümetinin ve ordunun ikmal, sağlık hizmetleri ve planlama konusundaki ciddi hatalarını ortaya koydu. Rapor, Hindistan Bakanı Austen Chamberlain'in istifasına yol açtı. Bu raporda yaralı askerlerin nehir boyunca uygun olmayan teknelerle taşındığı ve tıbbi malzemenin yetersiz kaldığı ayrıntılı biçimde anlatıldı.

Bağdat'ın düşüşü

Kût yenilgisinin ardından İngilizler, Irak'taki ordularını büyük ölçüde güçlendirdi. General Frederick Maude komutasındaki yeni ordu, Aralık 1916'da ilerlemeye başladı. Şubat 1917'de Kût geri alındı ve 11 Mart 1917'de Bağdat İngilizlerin eline geçti. Böylece Kût zaferi, Osmanlı için kalıcı bir kazanç sağlamadı.
Tarih notu
Kronoloji
Kasım 1914: İngilizlerin Basra'yı ele geçirmesi
Eylül 1915: Kût'ül-Amâre'nin İngilizler tarafından alınması
22–25 Kasım 1915: Selman-ı Pak Muharebesi
7 Aralık 1915: Kuşatmanın başlaması
Ocak–Nisan 1916: Kurtarma girişimleri
19 Nisan 1916: Von der Goltz'un Bağdat'ta ölümü
29 Nisan 1916: Townshend'in teslimi
Şubat 1917: Kût'ün İngilizler tarafından geri alınması
11 Mart 1917: Bağdat'ın düşüşü

Bir zafer, bir esaret ve bir yürüyüş

Kût'ül-Amâre, Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı ordusunun kazandığı en büyük zaferlerden biridir. Çanakkale'den birkaç ay sonra gelen bu zafer, Osmanlı'nın İngiliz İmparatorluğu'na karşı ikinci büyük başarısıydı. İngiltere'de ise bu teslim, ordunun hazırlıksızlığı ve komutanların hataları üzerine sert bir tartışma başlattı ve ayrıntılı bir resmî soruşturmaya yol açtı.

Ancak bu zaferin bir de karanlık yanı vardır. Teslim olan askerlerin önemli bir kısmı, esarette hayatını kaybetti. Townshend'in Büyükada'daki rahat esareti ile askerlerinin çöldeki yürüyüşü arasındaki fark, savaşın komutanlar ile askerler arasında yarattığı derin eşitsizliği gösterir. Bu fark, savaştan sonra İngiltere'de de büyük bir tepkiye yol açtı.

Kût'ün mirası, bugün de farklı ülkelerde farklı biçimlerde hatırlanıyor. Türkiye'de bir zafer olarak, İngiltere'de bir yenilgi olarak, Hindistan'da ise unutulmuş bir askerî trajedi olarak anılıyor. Kuşatmaya katılan Hint askerlerinin hikâyeleri, son yıllarda yapılan araştırmalarla yeniden gün ışığına çıkıyor ve olayın çok yönlü bir okumasını mümkün kılıyor. Dicle kıyısındaki bu küçük kasaba, böylece üç ayrı ülkenin hafızasında üç ayrı anlamla yaşamaya devam ediyor; her biri aynı beş aylık kuşatmanın farklı bir yüzünü hatırlıyor.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap