Nevşehirli Damat İbrahim Paşa, Osmanlı tarihinde bir döneme adını vermiş sadrazamlardan biridir. 1718'den 1730'a kadar on iki yıl sadrazamlık yapan İbrahim Paşa, bugün "Lale Devri" olarak anılan dönemin yöneticisiydi. Bu dönemde Avrupa'ya elçiler gönderildi, İstanbul'da köşkler ve bahçeler yapıldı, ilk Türkçe matbaa kuruldu. Dönem, 1730'da bir ayaklanmayla sona erdi ve İbrahim Paşa bu ayaklanmanın kurbanı oldu.
İbrahim Paşa'nın hikâyesi, Kapadokya'daki küçük bir köyden sarayın en güçlü makamına uzanan bir yükselişin hikâyesidir. Doğduğu köyü, kendi adını taşıyan bir şehre dönüştürmesi ise onun mirasının bugün de yaşayan bir parçasıdır. Bu yazıda İbrahim Paşa'nın hayatını, yönetimini ve ölümünü anlatıyoruz. Rijksmuseum koleksiyonundaki Nevşehirli Damat İbrahim Paşa portresiGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Jean Baptiste Vanmour. Dosya sayfası
Muşkara'dan saraya
İbrahim, bugün Nevşehir olan Muşkara köyünde, 1660'lı yıllarda doğdu. Doğum yılı kaynaklarda kesin olarak verilmez. Genç yaşta İstanbul'a gelerek sarayda hizmete girdi. Kroniklerde, onun saray bostancıları arasında ve ŞehzadeAhmed'in yakın çevresinde bulunduğu anlatılır. Bu yakınlık, Ahmed'in 1703'te III. Ahmed olarak tahta çıkmasıyla İbrahim'in kariyerinin hızlanmasını sağladı.
İbrahim, saray içinde yükselirken askerî ve idari görevler de üstlendi. 1716'daki Petervaradin yenilgisi ve ardından gelen savaş döneminde orduda görev yaptı. 1717'de padişahın kızı Fatma Sultan ile evlendi ve "damat" unvanını aldı. Bu evlilik, onu sarayın en güvenilir adamları arasına soktu.
İbrahim Paşa'nın yönetimi, uzun bir barış politikasıyla tanınır. Batıda yeni savaşlardan kaçınan sadrazam, ilişkileri diplomasiyle yürütmeyi tercih etti. Bu politikanın en bilinen örneği, Yirmisekiz Mehmed Çelebi'nin 1720'de Paris'e elçi olarak gönderilmesidir. Mehmed Çelebi'nin elçilik raporu, Osmanlı yönetiminin Avrupa'yı daha yakından tanıma isteğinin bir göstergesidir.
Ek bilgi
İbrahim Paşa'nın barış politikası yalnızca batı ile sınırlıydı. Doğuda, İran'daki Safevî devletinin çöküşünden yararlanmak isteyen Osmanlı, 1723'ten itibaren İran'a seferler düzenledi. Tebriz ve Hemedan gibi şehirler ele geçirildi. 1724'te Rusya ile İran topraklarının paylaşılmasına dair bir antlaşma imzalandı. Bu seferler, sonradan İran'da Nadir Şah'ın yükselişiyle tersine döndü.
İstanbul Şehzadebaşı'ndaki Damat İbrahim Paşa KülliyesiGörsel: Wikimedia Commons, No restrictions, yazar: SALTOnline from Istanbul, Turkey. Dosya sayfası
Sadabad, köşkler ve matbaa
İbrahimPaşa döneminde İstanbul, yeni bir mimari ve eğlence kültürüne sahne oldu. Kâğıthane deresinin kıyısında, 1722'de Sadabad adıyla anılan saray ve köşkler yapıldı. Boğaziçi'nde ve Haliç kıyılarında devlet adamlarının yalıları ve köşkleri çoğaldı. Bu dönemde lale yetiştirmek, bahçe eğlenceleri düzenlemek ve şiir meclisleri kurmak, sarayın ve seçkinlerin moda uğraşları hâline geldi.
Bu dönemin en kalıcı yeniliklerinden biri ise matbaaydı. İbrahim Müteferrika, İbrahim Paşa'nın ve şeyhülislamın desteğiyle 1727'de matbaa kurma izni aldı. Müteferrika'nın bastığı ilk kitap olan Vankulu Lügati, 1729'da yayımlandı. İbrahim Paşa ayrıca çeviri heyetleri kurdu ve Arapça ile Farsça önemli eserlerin Türkçeye çevrilmesini destekledi.
Dikkat: yanlış bilinen
"Lale Devri" adı, İbrahim Paşa döneminde kullanılmamıştır. Bu ad, 20. yüzyılın başında Osmanlı tarihçisi Ahmed Refik'in yazılarıyla yaygınlaşmıştır. Dönemin aşırı lüks ve sefahat dönemi olarak tasvir edilmesi de büyük ölçüde sonraki yazarlara aittir. Bazı tarihçiler, bu dönemin israftan çok bir yenileşme ve barış dönemi olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunur.
Bir Hollandalı elçinin gözünden sadrazam
İbrahimPaşa döneminde İstanbul'a gelen Avrupalı diplomatlar, sadrazamı yakından tanıdı. Hollanda'nın İstanbul elçisi Cornelis Calkoen, 1727'de göreve başladığında sadrazam tarafından kabul edildi. Calkoen, İstanbul'da yaşayan Fransız kökenli ressam Jean-Baptiste Vanmour'a bu kabul törenini ve Osmanlı devlet adamlarının portrelerini resmettirdi. Bu tablolar Calkoen'in ölümünden sonra Hollanda'ya götürüldü ve bugün Amsterdam'daki Rijksmuseum koleksiyonunda bulunuyor.
Rijksmuseum'daki sadrazam portresi, Vanmour ve atölyesine atfedilen bu seriden gelir. Portre, İbrahim Paşa'nın görünüşüne dair elimizdeki az sayıdaki görsel kaynaktan biridir. Bu tablolar aynı zamanda Lale Devriİstanbul'unun Avrupalı gözlerle nasıl görüldüğünü de gösterir.
Nevşehir'in kuruluşu
İbrahimPaşa, doğduğu köy olan Muşkara'yı büyük bir şehre dönüştürmek için kapsamlı bir imar programı başlattı. Köye cami, medrese, imaret, hamam, han ve çeşmeler yaptırıldı. Çevredeki köylerden ve aşiretlerden halk buraya yerleştirildi. Yeni şehrin adı da "yeni şehir" anlamına gelen Nevşehir oldu. Kurşunlu Cami olarak da bilinen Damat İbrahim Paşa Camii, 1726'da tamamlandı.
İstanbul'da da İbrahim Paşa adına önemli yapılar inşa edildi. Şehzadebaşı'ndaki Damat İbrahim Paşa Külliyesi, sebil, medrese ve kütüphaneyi içerir. Üsküdar ve Topkapı Sarayı gibi yerlerde yaptırdığı çeşmeler ise dönemin süslemeli çeşme mimarisinin örnekleridir. Üsküdar'daki Nevşehirli Damat İbrahim Paşa ÇeşmesiGörsel: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, yazar: Dosseman. Dosya sayfası
Patrona Halil ayaklanması ve ölüm
1730 yılında İran'daki seferlerin kötü gitmesi, ekonomik sıkıntılar ve İstanbul'daki gösterişli yaşama duyulan öfke, büyük bir ayaklanmaya dönüştü. 28 Eylül 1730'da Arnavut kökenli bir yeniçeri olan Patrona Halil önderliğinde başlayan isyan kısa sürede yayıldı. İsyancılar, sadrazamİbrahimPaşa'nın, kaptan-ı derya ve kethüdanın kendilerine teslim edilmesini istedi.
III. Ahmed, tahtını korumak için damadını feda etmek zorunda kaldı. İbrahim Paşa, 1 Ekim 1730'da boğduruldu ve cesedi isyancılara teslim edildi. Bu da ayaklanmayı durdurmadı; III. Ahmed kısa süre sonra tahttan indirildi ve yerine yeğeni I. Mahmud geçti. İsyancılar Sadabad'daki köşkleri de yağmalayıp tahrip etti.
Tarih notu
Kronoloji 1660'lar: İbrahim'in Muşkara'da doğumu 1703: III. Ahmed'in tahta çıkışı 1717: Fatma Sultan ile evlilik 21 Temmuz 1718: Pasarofça Antlaşması 1718: Sadrazamlığa atanması 1720: Yirmisekiz Mehmed Çelebi'nin Paris'e gönderilmesi 1722: Sadabad'ın yapılması 1723: İran seferlerinin başlaması 1726: Nevşehir'deki caminin tamamlanması 1727: Müteferrika'ya matbaa izni verilmesi 28 Eylül 1730: Patrona Halil ayaklanması 1 Ekim 1730: İbrahim Paşa'nın öldürülmesi
Muşkara'dan Sadabad'a: barış ve israf arasında bir sadrazam
Nevşehirli Damat İbrahimPaşa, Osmanlı tarihinde iki farklı biçimde hatırlanır. Bir yanda Avrupa'ya açılan, matbaayı destekleyen, çeviri heyetleri kuran ve uzun bir barış döneminin mimarı olan bir sadrazam vardır. Öbür yanda gösterişli köşkleri, lale merakı ve halkın sıkıntılarına kayıtsızlığıyla bir isyanı kışkırtan bir yönetici. Her iki tasvir de gerçeğin bir parçasını yansıtır.
Bu dönemi "Lale Devri" adıyla tek bir kalıba sokmak, İbrahim Paşa'nın yönetimini anlamayı zorlaştırır. Bu ad 20. yüzyılda verilmiştir ve dönemi daha çok eğlence ve israfla özdeşleştirir. Oysa aynı dönemde Paris elçiliği, Müteferrika matbaası ve İran seferleri gibi birbirinden çok farklı gelişmeler yaşandı. Barış politikası batıda sürerken, doğuda pahalı ve sonunda başarısız seferler yapıldı.
İbrahim Paşa'nın en kalıcı eseri, belki de doğduğu köyü bir şehre dönüştürmesidir. Nevşehir, bugün hâlâ onun adını ve vizyonunu taşıyor. 1730'da isyancılara teslim edilen bir sadrazamın, bir şehrin kurucusu olarak yaşamaya devam etmesi, onun mirasının karmaşıklığını en iyi gösteren ayrıntıdır. Amsterdam'daki portresi ile Nevşehir'deki camisi, bugün aynı sadrazamın iki ayrı dünyada bıraktığı izler olarak yan yana duruyor.