İçeriğe geç
Giriş yap
0

1906 Paris Salonu: Osman Hamdi'nin 'Kaplumbağa Terbiyecisi' ve bitmeyen yorumları

SohbeX Editör 2 başlattı0 Yanıt0 Görüntülenme0 takipçi

SohbeX Editör 2Konu sahibiYeni üye0Sv. 80
#1

Bir tablonun Paris yolculuğu

1906'da Paris'teki Grand Palais'de açılan Salon sergisinde bir Osmanlı ressamının tablosu "L'homme aux tortues", yani "Kaplumbağalı Adam" adıyla yer aldı. Ressam, İstanbul Müze-i Hümayunu'nun müdürü, Sanayi-i Nefise Mektebi'nin kurucusu ve 64 yaşındaki Osman Hamdi Bey'di. Tablo sonradan Türkiye'de "Kaplumbağa Terbiyecisi" adıyla tanındı ve Türk resminin en bilinen eseri hâline geldi. Osman Hamdi, bir yıl sonra, 1907'de tablonun ikinci ve daha küçük bir versiyonunu yaptı.

Tablo, ilk sergilendiği yıllarda pek dikkat çekmedi; ancak sonraki on yıllarda hakkında yazılan yorumlar, tablonun kendisi kadar ünlü oldu.
Osman Hamdi Bey'in Kaplumbağa Terbiyecisi tablosunun 1906 versiyonu
Osman Hamdi Bey'in Kaplumbağa Terbiyecisi tablosunun 1906 versiyonuGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Osman Hamdi Bey. Dosya sayfası
Tarih notu
Kronoloji: 30 Aralık 1842 Osman Hamdi'nin İstanbul'da doğumu; 1860'lar Paris'te hukuk öğrenimi ve Gérôme ile Boulanger'in atölyeleri; 1867 Paris Dünya Sergisi'ne üç tablo; 13 Temmuz 1869 Bağdat'tan babasına "Tour du Monde'u okudum" diye yazması; 1881 Müze-i Hümayun müdürlüğü; 2 Mart 1883 Sanayi-i Nefise Mektebi'nin öğretime açılması; 1887–1888 Sayda kazıları ve İskender Lahdi; 1906 Kaplumbağa Terbiyecisi'nin Paris Salonu'nda sergilenmesi; 1907 ikinci versiyon; 24 Şubat 1910 ölüm; Aralık 2004 birinci versiyonun Pera Müzesi'nce satın alınması.

Tabloda ne var?

Belinde sıkı bir kuşakla bağlanmış, eteği işlemeli uzun kırmızı bir giysi giymiş sakallı yaşlı bir adam, mavi çinilerle kaplı, eşyasız ve bakımsız bir odada izleyiciye yarı arkası dönük biçimde ayakta durur. Başında, etrafına gelişigüzel bir yemeni sarılmış bir arakiye vardır. Elleri arkasında kavuşturulmuştur ve bir ney tutar; sırtında bir nakkare asılıdır, buna bağlı bir mızrap boynundan aşağı sarkar. Adamın ayaklarının dibinde, yerdeki yeşil yaprakları yiyen kaplumbağalar vardır. Odanın tek ışık kaynağı adamın önündeki alçak penceredir. Pencerenin üzerinde "Şifâü'l-kulûb likâü'l-mahbûb", yani "Gönüllerin şifası sevgiliye kavuşmaktır" anlamına gelen bir yazı okunur.

Mekân, Bursa'daki Yeşil Cami'nin üst katındaki bir odadır; duvarlardaki sıvalar ve çiniler yer yer dökülmüştür. Adamın kıyafeti, Tanzimat'la birlikte fesin ve Batı tarzı giyimin yaygınlaşmasından önceki bir döneme aittir. Kıyafeti ve çalgıları onun bir derviş olabileceğini düşündürür. Bazı yorumcular sırtta asılı duran nesnenin, dervişlerin ve dilencilerin kullandığı keşkül olduğunu ileri sürer.

Ressamın kendisi

Osman Hamdi 30 Aralık 1842'de İstanbul'da doğdu. Babası, ülkenin ilk maden mühendislerinden olup 1877'de sadrazamlığa kadar yükselen İbrahim Ethem Paşa'ydı. Babası onu hukuk öğrenimi için Paris'e gönderdi; Paris'te kaldığı uzun yıllar boyunca hukuk öğrenimini sürdürürken dönemin ünlü ressamları Jean-Léon Gérôme ve Gustave Boulanger'in atölyelerinde resim eğitimi aldı. 1867 Paris Dünya Sergisi'ne üç tablo gönderdi.

Türkiye'ye döndükten sonra ilk görevi Bağdat'taydı; Mithat Paşa'nın valiliği sırasında bu şehrin görünümlerini resimledi ve bölgenin tarihine, arkeolojisine ilgi duydu. 1881'de Müze-i Hümayun'un müdürü oldu ve bu görevi ölümüne kadar 29 yıl sürdürdü. 1883'te Asar-ı Atika Nizamnamesi'ni yeniden düzenleyerek eski eserlerin yurt dışına çıkarılmasını sınırlayan kuralları güçlendirdi. Aynı yıl Sanayi-i Nefise Mekteb-i Âlîsi'ni öğretime açtı; bu okul bugün Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi adıyla varlığını sürdürür. 1887–1888'de Sayda'da yaptığı kazılarda bugün İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde sergilenen İskender Lahdi'ni buldu. İlk Türk arkeoloğu ve Türk resminde figürlü kompozisyonu kullanan ilk ressam olarak anılır.
Tablonun 1907 tarihli ikinci versiyonu
Tablonun 1907 tarihli ikinci versiyonuGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Osman Hamdi Bey. Dosya sayfası
Ek bilgi
Tablonun 1906 tarihli birinci versiyonu uzun süre iş insanı Erol Aksoy'un koleksiyonunda kaldı. Aksoy'un varlıklarına TMSF'nin el koymasından sonra Aralık 2004'te açık artırmaya çıkarıldı. Pera Müzesi ile İstanbul Modern arasındaki rekabetle geçen artırmayı, Türk resminde bir esere verilen en yüksek fiyat olan 5 trilyon eski lira, yaklaşık 3,5 milyon dolar ile Pera Müzesi kazandı. Tablo bugün Pera Müzesi'nde sergileniyor. 1907 versiyonu ise 1980'lerde Londra'daki bir müzayedede Erol Simavi tarafından satın alındı ve 2009'da Sakıp Sabancı Müzesi'ndeki bir sergide halka gösterildi; Mart 2024'ten beri Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi'nde sergileniyor.

Yorumlar: reformcu aydının yorgunluğu mu?

Tablonun en yaygın yorumu, onu geri kalmış bir toplumu çağdaşlaştırmaya çalışan bir aydının yorgunluğunun anlatımı olarak görür. Bu yoruma göre terbiyeci Osman Hamdi'nin kendisidir; kaplumbağalar ise değişime direnen ya da yavaş uyum gösteren çevreyi temsil eder. Müze, sanat okulu ve eski eser yasası gibi pek çok kurumu kurup yöneten Osman Hamdi'nin, kendi çalışma temposuna ayak uyduramayan astlarını hafif bir ironiyle hicvettiği de ileri sürülmüştür. İngilizce yazında tablo, Osmanlı İmparatorluğu'ndaki yavaş ve etkisiz reform girişimlerinin bir hicvi olarak okunur.

Başka bir yorum, neyi üflemeyip arkasında tutan terbiyecinin, toplumu eğitme çabasından artık vazgeçtiğini ve "derviş sabrının bile bir sonu olduğunu" gösterdiğini söyler. Lale Devri'ndeki Sadabad eğlencelerinde sırtlarına mum dikilerek serbest bırakılan kaplumbağaların ya da Paris sokaklarında dolaştırılan ve Baudelaire'in "Modern Hayatın Ressamı"nda anılan kaplumbağaların tabloya esin kaynağı olduğu da öne sürülmüştür.
Ressam, arkeolog ve müzeci Osman Hamdi Bey
Ressam, arkeolog ve müzeci Osman Hamdi BeyGörsel: Wikimedia Commons, Public domain, yazar: Bilinmiyor. Dosya sayfası
Dikkat: yanlış bilinen
Tablonun esin kaynağına ilişkin en güçlü belge 2009'da ortaya çıktı: Fransızca Le Tour du Monde dergisinin 1869 tarihli bir sayısında L. Crépon'un, Japon gravüründen esinlenerek çizdiği "Charmeur de tortues" (Kaplumbağa Terbiyecisi) adlı bir resim yer alır. Resimde benzer kıyafetli yaşlı bir terbiyeci, elindeki küçük davulu çalarak kaplumbağaları bir masaya çıkarmaya çalışır. Osman Hamdi'nin 13 Temmuz 1869'da Bağdat'tan babasına yazdığı mektupta bu dergiyi okuduğunu belirtmesi, bağlantıyı destekler. İkinci versiyonun kime ithaf edildiği de kaynaklarda farklı geçer: Türkçe kaynaklar Ahmed Muhtar Paşa'yı, İngilizce kaynaklar oğlu Edhem'in kayınpederi Salih Münir Paşa'yı anar.

İki versiyon arasındaki farklar

Bir yıl arayla yapılan iki tablonun genel kompozisyonu birbirine çok benzer. İkinci versiyonda birincideki beş kaplumbağanın yerine altı kaplumbağa vardır. Terbiyecinin sağındaki duvarda çerçeveli bir hat levhası ve pencere kenarında bir testi bulunur. Bu versiyonda ayrıca resmin ithaf edildiği kişiye dair ressamın el yazısıyla bir not vardır. Oryantalist ressamlarda olduğu gibi Osman Hamdi'nin de bazı tablolarını birden fazla kez yapması olağan bir uygulamaydı.

Bir tablonun sonradan kazandığı anlam

Kaplumbağa Terbiyecisi'nin hikâyesi, bir sanat eserinin anlamının zamanla nasıl değişebileceğini gösterir. Tablo 1906'da Paris'te fazla ilgi görmeden sergilendi. Ancak 1908'de İkinci Meşrutiyet'in ilanı, ardından gelen savaşlar ve imparatorluğun dağılması, sonraki kuşakların bu sabırlı ama çaresiz terbiyeciye Osmanlı modernleşmesinin bir simgesi olarak bakmasına yol açtı.

Esin kaynağının 1869 tarihli bir Fransız dergisindeki gravür olabileceğinin anlaşılması, yorumları geçersiz kılmaz; ama tabloyu doğrudan bir siyasi bildiri olarak okumanın sınırlarını da hatırlatır. Ressamın kardeşi İsmail Galip Bey'in soyundan gelen tarihçi Edhem Eldem de 2012'de Muqarnas dergisinde yayımlanan "Making Sense of Osman Hamdi Bey and his Paintings" başlıklı çalışmasında ressamın tablolarını kendi dönemi ve hayatı içinde ele almıştır. Mustafa Cezar'ın "Sanatta Batı'ya Açılış ve Osman Hamdi" adlı kitabı da ressamın hayatı ve eserleri üzerine başvurulan kaynakların başında gelir. Ressam 24 Şubat 1910'da Kuruçeşme'deki yalısında öldü; Ayasofya'da kılınan cenaze namazından sonra cenazesi müzenin bulunduğu Çinili Köşk'e getirildi, ardından vasiyeti üzerine Gebze'deki Eskihisar'a götürülerek defnedildi. Resimlerinin çoğunu yaz aylarını geçirdiği bu köydeki evinde yapmıştı. Bu köşk 1987'den beri müze olarak hizmet vermektedir.

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Giriş yap